Eyüp YENEROĞLU
Erbâb-ı Gınâ
Modern çağın en büyük kırılmalarından biri insanların dine tamamen uzaklaşması değil belki de. Dinin giderek araçlaşması. İnancın hakikat olmaktan çıkıp statüye, güce, ticarete, siyasete ve itibara dönüşmesi.
Çünkü insan tarihi boyunca din yalnız iman alanı olmadı. Aynı zamanda güç alanı da oldu.
Ziya Paşa’nın sözü tam bu büyük çürümenin ortasına düşüyor.
İman ile din akçadır erbâb-ı gınâda.
Nâmûs u hamiyyet sözü kaldı fukarâda.
Bu yalnız zengin eleştirisi değildir. Bu, toplumların ahlakla kurduğu ilişkinin nasıl bozulduğunu anlatan büyük bir medeniyet teşhisidir. Çünkü bir toplumda din vicdan olmaktan çıkıp çıkar aracına dönüşmeye başladığında, geriye yalnız görüntü kalır.
Ve çağın insanı bugün biraz da bu yüzden içten yoruluyor. Söz ile hayat arasındaki uçurum büyüyor.
İman ile Din Akçadır
Akça burada para demek ama aynı zamanda araç anlamı taşıyor.
Ziya Paşa çok sert bir şey söylüyor:
Bazı insanlar için din artık hakikat değil, kazanç kapısı.
Modern çağ bunu daha görünür hâle getirdi. Çünkü bugün kutsal olan bile pazarlanabiliyor. İnsanlar inancı.Güç kazanmak. Kitle yönetmek. Ticaret büyütmek. Imaj üretmek,
Siyasî meşruiyet sağlamak için kullanabiliyor.Ve en büyük kırılma da burada başlıyor.Çünkü insan din adına konuşanla gerçekten inananı ayırmakta zorlanıyor.
Bugün birçok insanın yaşadığı güven kaybının temelinde bu var. Dini söylem büyüyor ama ahlak aynı ölçüde büyümüyor.
Erbâb-ı Gınâ.
Erbâb-ı gınâ servet sahipleri, güç sahipleri demek.
Ziya Paşa burada yalnız ekonomik zenginliği eleştirmiyor. Gücün dine yaklaşma biçimini sorguluyor.
Çünkü tarih boyunca güç, dini çoğu zaman vicdan olarak değil; düzen kurma aracı olarak kullanmaya meyletti. Dinin insanı sınırlayan tarafını değil, insanları yönetmeye yarayan tarafını öne çıkardı.
Modern çağ bunu daha sofistike biçimde sürdürüyor.
Bugün insanlar:
Dini söylem kullanabiliyor ama kul hakkı yiyebiliyor. Ahlaktan söz edebiliyor ama adaletsizlik üretebiliyor. Maneviyat dili kurabiliyor ama kibir taşıyabiliyor.
Çünkü inanç bazen kalpte değil, vitrinde yaşanıyor.Ve vitrindeki din büyüdükçe toplumun vicdanı küçülüyor.
Nâmûs
Nâmûs burada yalnız bireysel ahlak değildir. İnsan onuru. Karakter. Kendine karşı taşıdığı iç sorumluluk.
Modern çağ ise insanı giderek dış denetime bağımlı hâle getiriyor. İnsan artık vicdanıyla değil, görünürlüğüyle hareket ediyor. Yanlış yapmaktan çok yakalanmaktan korkuyor.
Bu yüzden çağımızda utanma duygusu zayıflıyor.
Çünkü insanın iç ölçüsü küçüldüğünde, ahlak yalnız kurallara bağlı hâle geliyor. Kimse görmüyorsa her şey yapılabilir sanılıyor.Oysa gerçek ahlak, insanın yalnızken nasıl biri olduğunda ortaya çıkar.
Ve Ziya Paşa’nın en büyük acılarından biri şu. Toplumda gerçek namus duygusu güç merkezlerinden çekiliyor.
Hamiyyet
Hamiyyet vicdanlı sorumluluk demek. İnsanlığın yükünü hissedebilmek. Başkasının acısını kendi rahatının önüne koyabilmek.
Bugün modern insanın en büyük krizlerinden biri de bu. Duyarlılık gösterisi var ama gerçek fedakârlık az.İnsanlar vicdanı konuşuyor ama bedel taşımak istemiyor. Adalet istiyor ama çıkarına dokunmadığı sürece. Merhameti savunuyor ama konforu bozulmadığı ölçüde.
Çünkü çağımız duyguyu büyütüyor ama ahlaki cesareti aynı ölçüde büyütmüyor.Bu yüzden hamiyet artık sloganlarda var; hayatta daha az.
Sözü Kaldı Fukarada
Bu mısra şiirin en ağır yerlerinden biri.
Çünkü Ziya Paşa şunu söylüyor. Gerçek vicdan bazen güçsüzlerin arasında kalır.
Tarih boyunca bunu çok gördük. Çünkü yoksul insanın her zaman daha ahlaklı olduğu için değil; güce daha az sahip olduğu için vicdanını daha çıplak yaşadığı zamanlar oldu.
Modern çağ ise tam tersini öğretiyor. Başarılıysan haklısın.
Güçlüysen değerlisin. Kazandıysan doğrusun.
Bu yüzden insanlar karaktere değil, sonuca bakmaya başlıyor.Ve toplumun ölçüsü değiştikçe vicdan sessizleşiyor.
Modern İnsan Neden İnanç Krizi Yaşıyor
Çünkü insanlar artık dinin kendisinden çok, din adına yapılanlardan yoruluyor.
Söylem başka, hayat başka. Kürsü başka, ticaret başka. Söz başka, vicdan başka.
Ve insan bu çelişkiyi sürekli gördüğünde, yalnız kurumlara değil; kutsal olana karşı da mesafe geliştirmeye başlıyor.İşte çağın en büyük kırılmalarından biri burada.Çünkü inancın istismar edilmesi yalnız toplumu değil, insanların ruhunu da yaralıyor.
Çağın En Büyük Çürümesi
Belki de çağımızın en büyük çürümesi ahlaksızlık değil; ahlakın gösteriye dönüşmesi.
İnsanlar iyi görünmek istiyor ama iyi olmak için aynı bedeli ödemek istemiyor. Vicdan dili konuşuluyor ama çıkar düzeni bozulmuyor.
Bu yüzden modern insan sürekli büyük cümleler duyuyor ama küçük merhametler görüyor.Ve insanı en çok da bu yoruyor.Hakikatin temsil edilip yaşanmaması.
Asıl Soru
İnsan neden bugün dini hakikat olarak değil, araç olarak kullanmaya başladı. Neden çağın bütün maneviyat dili insanın içindeki güveni büyütmüyor. Neden ahlak konuşuldukça vicdan küçülüyor. Ve neden insanlar artık kötülükten çok, kutsalın çıkar için kullanılmasına öfkeleniyor.
Belki de toplumu asıl çürüten şey inançsızlık değil; inancın menfaate dönüşmesidir.Ve belki de bugün gönle en çok lazım olan şey yeni bir söylem değil, eski bir hakikattir:
Nâmûs u hamiyyet sözü kaldı fukarâda. Çünkü vicdan güçle değil, insanın içindeki hakikatle ayakta kalır.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.