Eyüp YENEROĞLU

Eyüp YENEROĞLU

Mesned-i İzzet

İnsan Küçük Suçtan Çok, Büyük Suçun Ödüllendirilmesine Öfkeleniyor

İnsanın en derin kırılmalarından biri yoksulluk değil belki de. Adaletsizliğin açıkça görünür hâle gelmesi. Çünkü insan bazen yokluğa dayanıyor ama çürümeye dayanamıyor.

Özellikle de büyük kötülüklerin ödüllendirildiğini gördüğünde.

Ziya Paşa’nın sözü tam bu büyük toplumsal yarığın ortasına düşüyor:

Milyonla çalan mesned-i izzette ser-efrâz.
Bir kaç kuruşu mürtekibin câyi kürektir.

Bu yalnız yolsuzluk üzerine söylenmiş bir beyit değildir. Bu, toplumların neden içten çürüdüğünü anlatan büyük bir medeniyet teşhisidir. Çünkü bir toplumda küçük suç cezalandırılırken büyük suç ödüllendirilmeye başlarsa, yalnız hukuk değil; ahlak da çöker.

Ve çağın insanı bugün biraz da bu yüzden öfkeli:
Kuralların herkese aynı işlemediğini görüyor.

Milyonla Çalan

Ziya Paşa burada yalnız hırsızlıktan söz etmiyor. Gücü kullanarak büyüyen sistematik sömürüden bahsediyor.

Modern dünyada bu daha karmaşık biçimde yaşanıyor artık. Çünkü büyük suçlar her zaman kaba görünmüyor. Bazen yasa içinde, bazen kurum içinde, bazen prestij içinde gizleniyor.

İnsanlar artık yalnız ceplerden çalmıyor:

Emekten çalıyor. Gelecekten çalıyor. Kamu vicdanından çalıyor. Insanların umutlarından çalıyor.Ve bunu çoğu zaman saygın görünerek yapıyorlar.

İşte çağın en büyük kırılması burada başlıyor. Büyük kötülüklerin meşrulaşması.

Mesned-i İzzet

Mesned-i izzet itibar makamı demek.

Ziya Paşa’nın en ağır darbelerinden biri burada.
Büyük yanlışlar yapan insanların hâlâ saygın yerlerde oturabilmesi.

Modern çağ bunu çok büyüttü.Bugün insanlar bazen.

Ne kadar ahlaklı olduklarıyla değil. Ne kadar güçlü olduklarıyla. Ne kadar görünür olduklarıyla. Ne kadar bağlantı sahibi olduklarıyla değer görüyor.

Bu yüzden toplumların ölçüsü kayıyor.

Karakter yerine başarı,vicdan yerine güç, ahlak yerine sonuç önemsenmeye başlıyor.Ve insan bir yerden sonra şunu hissediyor. Dürüst olmak yükseltmiyor artık.

İşte toplumsal güven orada kırılıyor.

Ser-Efrâz

Baş üstünde taşınan. Yüceltilen. Öne çıkarılan.

Modern toplumların en büyük krizlerinden biri de bu.Kimi alkışladıkları.

Çünkü toplum neyi ödüllendirirse, zamanla ona dönüşür.

Bugün insanlar dürüstlüğün değil, kazanmanın kutsandığı bir çağda yaşıyor. Nasıl kazandığın değil, kazanıp kazanmadığın önemseniyor çoğu zaman.

Bu yüzden genç kuşaklar şunu görüyor:

Çalışmadan yükselenleri. Manipülasyonla güç kazananları. Ilişkilerle büyüyenleri. Ahlaksızlığı başarıya çevirebilenleri.

Ve insan sürekli bunu gördüğünde, içindeki adalet duygusu aşınmaya başlıyor.

Çünkü kötülüğün yalnız varlığı değil, ödüllendirilmesi yoruyor insanı.

Bir Kaç Kuruşu Mürtekib

Mürtekib küçük suç işleyen kişi.

Ziya Paşa burada çok sert bir çelişkiyi gösteriyor:Büyük suçlu korunuyor, küçük suçlu eziliyor.

Modern dünyada da insanlar tam olarak bunu hissediyor. Büyük ölçekli yolsuzluklar, büyük manipülasyonlar, büyük sömürüler çoğu zaman sistem içinde korunabiliyor. Ama sıradan insan küçük bir hata yaptığında bütün yük onun üzerine çöküyor.

Bu yüzden toplumun vicdanı ikiye ayrılıyor.Bir hukuk dili var.Bir de insanların içindeki adalet hissi.

Ve ikisi birbirinden uzaklaştığında toplum içten çözülmeye başlıyor.

Câyi Kürektir

Kürek, eski dönemde ağır ceza ve mahkûmiyet anlamı taşıyor.

Ziya Paşa’nın sorusu çok sert.Neden cezanın ağırlığı güçsüze işliyor.

Çünkü tarih boyunca sistemler çoğu zaman kendisini korumaya meyletti. Güce yakın olanlar daha görünmez oldu. Güçsüz olanlar ise daha kolay hedef hâline geldi.

Modern çağ bunu daha sofistike biçimde sürdürüyor. Açık adaletsizlik kadar görünmüyor belki ama insanlar hissediyor.

Çünkü insan yalnız yasaya bakmıyor. Muameleye bakıyor.

Ve bir toplumda insanlar “aynı suçun farklı insanlara farklı işlendiğini” düşünmeye başladığında, güven sessizce çözülüyor.

İnsan Neden Bu Kadar Öfkeli

Çünkü artık yalnız yoksulluk yaşamıyor; aşağılanma hissi de yaşıyor.

Çalışıyor ama karşılığını alamıyor.Kurallara uyuyor ama yükselenlerin çoğu kuralsız insanlar oluyor.Dürüst kalmaya çalışıyor ama dürüstlüğün değer kaybettiğini görüyor.

Bu yüzden çağımızda yalnız ekonomik kriz yok. Ahlaki kriz de var.

Ve insanın ruhunu en çok bozan şeylerden biri şu. Emek ile sonuç arasındaki bağın kopması.

Toplumlar Nasıl Çürür

Toplumlar yalnız suç arttığında çürümez.

Suç normalleştiğinde,başarı ahlakın önüne geçtiğinde,güç karakterden değerli hâle geldiğinde,insanlar dürüstlüğün aptallık olduğuna inanmaya başladığında çürür.Çünkü medeniyet dediğimiz şey yalnız binalarla değil, ortak vicdanla ayakta durur.

Ve ortak vicdan çöktüğünde, toplum dışarıdan güçlü görünse bile içeriden dağılmaya başlar.

Çağın En Büyük Tehlikesi

Belki de çağımızın en büyük tehlikesi kötülüğün gizlenmesi değil; meşrulaşması.

İnsanlar artık birçok yanlışın farkında. Ama sürekli aynı şeyleri gördüklerinde zamanla alışıyorlar. İşte en büyük çürüme burada başlıyor.

Çünkü insan sürekli maruz kaldığı kötülüğü normal sanmaya başlıyor.

Ve kötülüğün normalleştiği yerde, yalnız hukuk değil; insan ruhu da kirleniyor.

Asıl Soru

İnsan neden bugün büyük suçların korunup küçük suçların cezalandırıldığını düşünüyor. Neden toplumlar başarıyı karakterin önüne koydukça içten çürüyor. Neden çağın bütün parlaklığı insanların içindeki adalet hissini tamir edemiyor. Ve neden insanlar artık yoksulluktan çok, kayırılmış kötülüğe öfkeleniyor.

Belki de toplumu asıl yıkan şey suçun varlığı değil; suçun itibara dönüşmesidir.

Ve belki de bugün gönle en çok lazım olan şey yeni bir sistem değil, eski bir hakikattir:

Milyonla çalan mesned-i izzette ser-efrâz.

Çünkü büyük hırsızların baş tacı edildiği yerde, yalnız adalet değil; toplumun vicdanı da çöker.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Eyüp YENEROĞLU Arşivi

Ashâb-ı Merâtib

25 Ağustos 2026 Salı 09:17

Nadan

21 Ağustos 2026 Cuma 11:02

Nush

17 Ağustos 2026 Pazartesi 10:34

BED-MÂYE

10 Ağustos 2026 Pazartesi 10:42

Necâbet

07 Ağustos 2026 Cuma 12:19

Nezaketle Tebessüm

03 Ağustos 2026 Pazartesi 11:59

Şahs-ı Halîm

01 Ağustos 2026 Cumartesi 10:37

Bây ü Gedâ

29 Temmuz 2026 Çarşamba 09:33

Açlığın Ortasında Tok Dindarlık

23 Temmuz 2026 Perşembe 10:53