Yunus BUDAKTAŞ
Kurşun Kalemler, Ayarlı Mikrofonlar ve Sivas’ın Gerçekleri
Son yıllarda Türkiye’de siyasetin yöntemi de şekli de değişti. Özellikle son 10 yıllık süreçte siyasetin temel meselesi olması gereken vatandaşın sorunlarına çözüm üretmek, vatandaşın derdini dinlemek ve sıkıntısını gidermekken, sanki başka bir kabulün içine girdik.
Siyaset, vatandaştan uzaklaştı.
Özellikle mevcut iktidarın, kuruluşundaki misyon ve vizyondan giderek uzaklaşarak vatandaşla arasına ciddi bir mesafe koyduğunu düşünüyorum. Sınırlarımız içinde ve dışında “güçlü Türkiye” portresi çizilirken devlet olmanın en temel unsuru olan vatandaşın günlük hayatındaki sorunlar çoğu zaman ikinci plana itildi.
Ekonomik dalgalanmalar küresel ölçekte devam ediyor. Fakat Türkiye’nin kendi ekonomik kırılganlıkları nedeniyle bu dalgalanmalar vatandaşa daha ağır yansıyor.
Vatandaş ötelendi.
Vatandaş göz ardı edildi.
Elbette bu süreçte güçlü bir devletin yapması gereken yatırımlar yapıldı, bazıları yapılmak istendi. Bunların yapılması elbette önemlidir. Ancak sorun tam da burada başlıyor.
Devletin asli görevi olan hizmetler, zaman zaman vatandaşa bir lütufmuş, bir ikrammış, hatta siyasi bir minnet vesilesiymiş gibi sunulmaya başlandı.
Oysa devlet yol yapar.
Devlet okul yapar.
Devlet hastane yapar.
Devlet vatandaşının hayatını kolaylaştırır.
Bunlar devletin görevleridir.
Bunları yapan siyasetçiye elbette teşekkür edilir. Ama siyasetçiden de karşılığında alkış beklemek yerine, yeni sorunlara çözüm üretmesi beklenir.
***
Sivas’ta da genel tablodan pek farklı bir manzara yok.
Siyasetçilerin profilleri her geçen gün biraz daha silikleşiyor. Üstelik bunu yalnızca iktidar açısından söylemiyorum. Muhalefet partilerinde de, en düşük oy potansiyeline sahip partilerde de benzer bir tabloyu görmek mümkün.
Üretmeyen, konuşmayan, şehrin sorunlarına somut katkı sunduğunu göremediğimiz bir vekiller topluluğuyla karşı karşıyayız.
Meclis tutanakları ortada.
Hangi vekilin Sivas’ın hangi sorununu Meclis kürsüsüne taşıdığını, hangi konuda girişimde bulunduğunu görmek çok zor değil. Biraz arayan bulur.
Özellikle iktidar vekillerinin son dönemlerde Meclis kürsüsünde sessiz, sosyal medyada ise hayli aktif olduklarını görüyoruz.
Dijitalleşmeyle birlikte artık “milletvekili” yerine “dijital vekil” demek belki de daha doğru.
Ben de bu yazıda özellikle “milletvekili” değil, “vekil” ifadesini kullanıyorum.
Çünkü milletin vekili olmak, yalnızca milletin oyunu almakla bitmiyor.
Milletin derdini Meclis’e taşımak gerekiyor.
Milletin hakkını savunmak gerekiyor.
Milletin karşısına çıktığında, “Ben sizin için ne yaptım?” sorusunun cevabını verebilmek gerekiyor.
***
Son günlerde Sivas’ta bazı vekillerin sosyal medya hesaplarında yaptıkları paylaşımlara bakıyorum.
Görüntü güzel.
Pozlar sıcak.
Gülüşler samimi.
Kurum ziyaretleri, toplantılar, açılışlar, yatırımlar…
Bir bakıyorsunuz Sivas uçmuş, kaçmış, şaha kalkmış!
Tabii yerseniz…
Yatırımlar anlatılıyor. Projeler anlatılıyor. Yapılan hizmetler ballandıra ballandıra sıralanıyor.
Neredeyse her anlatının sonunda Abdullah Güler’e teşekkür üstüne teşekkür geliyor.
Geçmişte de çok farklı değildi.
O zaman Abdullah Güler’in yerine İsmet Yılmaz vardı.
Bugün bütün başarıların adresi Abdullah Güler ise insan ister istemez soruyor:
Peki sizin marifetiniz nerede?
Sivas için Abdullah Güler’in yaptıkları dışında sizin bireysel çabanızla, girişiminizle, mücadelenizle ortaya koyduğunuz ne var?
Yaptınız da biz mi görmedik?
Yoksa gerçekten anlatacak bir şeyiniz mi yok?
***
Son günlerde yapılanları duyurmak için yanınıza alıp ilçe ilçe dolaştırdığınız o kurşun kalemlere bir de kendi marifetlerinizi anlatın.
Hatta mümkünse sadece başarılarınızı değil, başarısızlıklarınızı da anlatın.
Eşe dosta torpil yapmaktan, liyakati ayaklar altına alarak sadakatle etrafınızda dolaştırdıklarınıza devletin kadrolarını dağıtmaktan başka yaptığınız işler varsa, kurşun kalemlerin mikrofonlarından onları da dinleyelim.
Madem Sivas için bu kadar çok çalışıyorsunuz…
Kurşun kalemleri bırakın.
Çıkın Sivas basınının karşısına.
Anlatın.
Hem de montajsız.
Hem de filtresiz.
***
Kurumları ziyaret ediyorsunuz.
Kurum müdürlerini yanınıza alıyorsunuz.
Yapılan yatırımları anlatıyorsunuz.
Güzel.
Peki aynı kameraları çarşıya, pazara götürmeye ne dersiniz?
Hani o kırpılmış videolar var ya…
Sıcak, samimi pozlar…
Bir de yanınıza kalabalık bir ekip almadan yapın bunu.
Asgari ücretlinin yanına gidin.
Emeklinin yanına gidin.
Çiftçinin yanına gidin.
Kiracının yanına gidin.
Küçük esnafın dükkanına girin.
Şunu sorun:
“Halinizden memnun musunuz?”
Sonra da gelen cevabı kırpmadan yayınlayın.
Güzel temennileri de yayınlayın.
Serzenişleri de…
İtirazları da…
Öfkeleri de…
Bakalım o ayarlı mikrofonlar, vatandaşın gerçek sesini de kaydedebilecek mi?
İyi olanı anlatmak kolay
Yatırımları anlatın.
Projeleri anlatın.
Yapılan hizmetler için teşekkür ve minnet bekleyin.
Ama madem bu kadar çalışıyorsunuz, o zaman biraz da anlatmadıklarınızı anlatın.
Mesela 10 yıldır açılamayan Geminbeli Tüneli’ni anlatın.
Yıllardır çözülemeyen Demirçelik Fabrikası meselesini anlatın.
Yıllar sonra açılan Yağdonduran Tüneli’nin neden bu kadar geciktiğini anlatın.
50 yılı geride bırakan Sivas Cumhuriyet Üniversitesinin neden hak ettiği noktaya gelemediğini anlatın.
Siyasetin ve sadakatin gölgesinde kaldığı yönündeki eleştirileri cevaplayın.
İşsizlik nedeniyle her yıl nüfusu azalan Sivas’ı anlatın.
Kişisel ego ve siyasi hırslar nedeniyle milyonlarca liralık kamu kaynağının heba edildiği iddia edilen yatırımları anlatın.
Anlatın da anlatalım.
Örnekleri çoğaltabilirim.
Çünkü iyi olanı anlatmak kolaydır.
Başarıyı sahiplenmek kolaydır.
Kurdeleyi kesmek kolaydır.
Kameranın karşısında gülümsemek de öyle…
Asıl mesele yanlışları anlatabilmek.
Eksikleri kabul edebilmek.
“Burada hata yaptık” diyebilmek.
İşte siyaset biraz da budur.
***
Mesela kurşun kalemlerinizle birlikte gözyaşı hala dinmeyen şehit ailelerini ziyaret edin.
Ama montajlamadan.
Kesmeden.
Kırpmadan.
Sadece güzel görünen taraflarını değil, acılarını da gösterin.
Çünkü halk için siyaset yaptığınızı söylüyorsunuz.
Öyleyse halkın sadece alkışını değil, itirazını da duyun.
Sadece teşekkürünü değil, sitemini de dinleyin.
Sadece sizin hoşunuza giden cümleleri değil, canınızı sıkacak cümleleri de kaydedin.
İşte o zaman biz de “Halkın sesini dinliyorlar” diyelim.
***
Bir de çiftçiye sorun.
Geçtiğimiz sezon mazotun litresi 50 lira, gübrenin tonu 25 bin lirayken tarlasından çıkan buğdayı 13 liraya satan çiftçiye sorun.
Bu sezon mazot 80 liraya, gübrenin tonu 45 bin liraya çıkmışken ürününü hâlâ 13-15 liraya satan çiftçiye sorun.
Tarlasına alın terini döken köylünün ne düşündüğünü sorun.
Sonra da cevabını olduğu gibi yayınlayın.
Montajsız.
Kırpmadan.
Bakalım kurşun kalemleriniz bu hikayeyi de yazabilecek mi?
Bakalım ayarlı mikrofonlarınız bu sesi de duyabilecek mi?
Cesaret meselesi…
Siz de ben de aslında biliyoruz ki bunları yapmak kolay değil.
Çünkü seçilmiş vekillersiniz.
Seçilmiş olmak, beraberinde ciddi bir sorumluluk getiriyor.
Oyunu aldığınız milletin hakkını savunmak, derdini Meclis’e taşımak, sorununa çözüm aramak sizin temel göreviniz.
Sosyal medyada sahte gülücükler dağıtmak değil.
Siyasi ikbal uğruna gerçeklerin üzerini örtmek değil.
Her başarıyı sahiplenip her başarısızlığı başkasına havale etmek hiç değil.
Bugün siyasi listenin içindesiniz diye her şey güllük gülistanlık görünüyorsa, yarın listenin dışında kaldığınızda birdenbire sistemin bütün yanlışlarını keşfetmeyin.
Çünkü bugün sustuğunuz şey, yarın başınıza geldiğinde yanlış olmuyor.
Bugün görmezden geldiğiniz adaletsizlik, yarın sizi bulduğunda adaletsizlik haline gelmiyor.
Bugün vatandaşın sesini duymadığınız için yarın kendi sesinizin duyulmasını beklemeyin.
O yüzden bugünden söylüyorum:
Kurşun kalemleri bırakın.
Ayarlı mikrofonları kapatın.
Kameraları biraz da gerçeğe çevirin.
Sivas’ın vitrinini değil, mutfağını görün.
Çünkü siyasetçinin gerçek karnesi, sosyal medya paylaşımının beğeni sayısıyla değil; vatandaşın hayatına dokunduğu yerle ölçülür.
Unutmayın…
İyi olanı herkes anlatır.
Asıl mesele, yanlış olanın karşısında konuşabilmektir.
İşte o zaman gerçekten vekil olursunuz.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.