Yunus BUDAKTAŞ
Rukiye Toy'a Bir Çiftçi Hesabı!
AK Parti Sivas Milletvekili Rukiye Toy, sosyal medya paylaşımlarına hız kesmeden devam ediyor. Ancak bazı paylaşımlar vardır ki yalnızca bir fotoğraf karesini değil, siyasetin vatandaşla kurduğu ilişkinin fotoğrafını da gösterir. Toy'un İnceyol köyündeki hasat programından yaptığı son paylaşım da tam olarak böyle bir fotoğraf.
Yanında Sivas Valisi Yılmaz Şimşek, AK Parti İl Başkanı Yusuf Tanrıverdi ve Sivas Ziraat Odası Başkanı Hacı Çetindağ...
Manzara güzel.
Toprak güzel.
Hasat güzel.
Fotoğraf güzel.
Peki ya çiftçinin cebinin içi?
İşte orası o kadar güzel değil.
Milletvekili Toy, paylaşımında “bereketli Sivas topraklarında üretimin ve emeğin sevincini çiftçilerimizle birlikte yaşadığını” söylüyor. Alın teriyle toprağa değer katan üreticilere teşekkür ediyor, hasat döneminin çiftçiler ve Sivas için bereketli, bol kazançlı ve hayırlı olmasını diliyor.
Güzel dilekler...
Ama çiftçinin tarlasını dilekler değil, rakamlar sürüyor. Rakamlar hiç romantik değil. Rakamlar acımasız.
Hepsi lafügüzaf...
Şimdi biraz sosyal medya romantizminden çıkıp tarlanın gerçeğine bakalım.
2025 Ağustos ayında Sivas'ta motorinin litresi yaklaşık 54,01 liraydı. 2026 Ağustos ayında ise 82,40 liraya çıktı.
Bir yılda artış: yüzde 52,6.
Yani çiftçinin traktörüne koyduğu mazot, bir yılda yarıdan fazla pahalandı.
Gübreye bakalım.
TZOB verilerine göre Temmuz 2025-Temmuz 2026 döneminde üre yüzde 1,5, DAP yüzde 25, 20.20.0 yüzde 35,4, amonyum sülfat yüzde 59,4, amonyum nitrat ise yüzde 71 arttı.
Bir tarafta yüzde 71'e varan girdi artışı...
Diğer tarafta buğday.
TMO'nun 2025 yılı 2. grup ekmeklik buğday alım fiyatı 13,50 TL/kg'dı. 2026'da bu rakam 16,50 TL/kg oldu.
Artış?
Yüzde 22,2.
Şimdi soralım:
Mazot yüzde 52,6 artarken buğday yüzde 22,2 artıyorsa, çiftçinin kazancı nerede?
Gübrelerden biri yüzde 71 pahalanırken, üreticinin sattığı ürün yüzde 22,2 değer kazanıyorsa bu denklemde bereket kimin hanesine yazılıyor?
Çiftçinin mi?
Sanmıyorum.
TMO'nun taban fiyatı neden tavan fiyat oluyor?
Burada asıl meselelerden biri de TMO'nun açıkladığı fiyatlarla piyasada oluşan fiyat arasındaki makas.
Normal şartlarda TMO'nun açıkladığı fiyatın piyasaya bir taban oluşturması beklenir.
Fakat sahadaki tablo bunun tam tersini gösteriyor.
TMO'nun açıkladığı fiyat, çiftçinin elini güçlendiren bir taban fiyat olmaktan çıkıp adeta ulaşılması zor bir tavan fiyat haline geliyor.
Tüccarın, TMO fiyatının üzerinde bir teklif vererek çiftçinin kapısını çalması gerekirken çiftçi çoğu zaman tüccarın teklifine mahkum bırakılıyor.
Neden?
Çünkü çiftçinin borcu var.
Mazotun borcu var.
Gübrenin borcu var.
Tohumun borcu var.
Tarlanın borcu var.
Hasat daha başlamadan borç yazılmış oluyor.
Çiftçi, hasat ettiği üründen elde edeceği parayla bu borçları kapatmak zorunda.
TMO'nun ödemesini beklemek ise her üreticinin lüksü değil.
Ödeme süresi uzadığında çiftçi açısından mesele yalnızca “param geç gelecek” meselesi olmaktan çıkıyor. Çünkü borcun vadesi beklemiyor.
Faiz beklemiyor.
Mazotçu beklemiyor.
Gübreci beklemiyor.
Banka beklemiyor.
Borç, çiftçinin kapısında takvim yaprağı gibi değil, sayaç gibi ilerliyor.
İşte bu nedenle üretici, TMO'nun daha yüksek fiyatını beklemek yerine elindeki ürünü daha düşük fiyata tüccara vermek zorunda kalabiliyor.
Bunun adı piyasa özgürlüğü olabilir.
Ama çiftçinin gözünden bakıldığında adı çoğu zaman “mecburiyet.”
Çiftçinin yanında fotoğraf değil, omuz lazım
Sayın Rukiye Toy...
Sayın milletvekilleri...
Çiftçinin alın terinden, emeğinden, bereketinden söz etmek elbette güzel.
Ama çiftçinin yanında olmak yalnızca hasat zamanı tarlaya gidip birkaç fotoğraf karesine girmek değildir.
Çiftçinin traktörünün yanına oturmak gerekir.
Çamurlu lastiğin dibine çömelmek gerekir.
“Bu mazotu nasıl alıyorsun?” diye sormak gerekir.
“Gübrenin tonuna kaç lira veriyorsun?” demek gerekir.
“Buğdayını kime, kaça satacaksın?” diye sormak gerekir.
“Borçlarını ne zaman ödeyeceksin?” diye sormak gerekir.
En önemliside..
“Bu üretimden gerçekten para kazanabiliyor musun?” diye sormak gerekir.
Çünkü çiftçinin ihtiyacı güzel cümlelerden çok, gerçek çözümler.
“Bereketli olsun” demek kolay.
Bereketin çiftçinin cebine girmesini sağlamak zor.
Fotoğraf karesinde buğday başakları altın gibi görünebilir.
Ama çiftçinin hesabında o başakların karşılığı bazen borçtan başka bir şey olmayabiliyor.
Siyasetin görevi temenni etmek değil, çözüm üretmektir.
Sivas'ın tarımı, birkaç sosyal medya cümlesine sığacak kadar küçük bir mesele değil.
Bu şehirde binlerce insan toprağa bakarak geçimini sağlıyor.
Çiftçi yalnızca buğday üretmiyor.
Aynı zamanda Sivas'ın ekonomisini, esnafını, nakliyecisini, sanayicisini ve kırsal hayatını da ayakta tutuyor.
Çiftçinin traktörü çalışmazsa sanayiciye iş azalıyor.
Mazot alınmazsa akaryakıtçı etkileniyor.
Gübre alınmazsa bayi etkileniyor.
Hasat para etmezse esnafın kepengi daha az açılıyor.
Yani çiftçinin meselesi yalnızca çiftçinin meselesi değil.
Sivas'ın meselesi.
Bu nedenle Sivas milletvekillerinin görevi, çiftçinin fotoğraf karesinde yanında görünmekten çok, “çiftçinin sorunlarının Ankara'daki muhatabı olmak.”,
Çiftçi TMO'nun ödeme süresinden şikâyet ediyorsa bunu Meclis'e taşımak.
Tüccarın düşük fiyatından yakınıyorsa piyasadaki dengeyi sorgulamak.
Girdi maliyetleri artıyorsa destek politikalarını masaya yatırmak.
Ürün para etmiyorsa bunun nedenini araştırmak.
Bunlar yapılmadığı sürece sosyal medyada yazılan “bereket”, “alın teri”, “emek” ve “bol kazanç” ifadeleri bir süre sonra çiftçinin kulağına güzel söz olarak değil, *uzaktan söylenmiş bir temenni* olarak geliyor.
Çünkü çiftçi artık temenni değil, hesap istiyor.
Bir de şu hesabı soruyor:
“Benim mazotum yüzde 52,6 pahalanırken buğdayım neden yüzde 22,2 artıyor?”
İşte siyasetin cevaplaması gereken soru budur.
Çünkü toprağın bereketi fotoğrafta değil çiftçinin sofrasında, cebinde ve gelecek yıl yeniden ekim yapabilecek gücü olup olmadığında ölçülür.
Unutmayalım:
Çiftçinin yüzündeki gülümseme, hasat fotoğrafında değil mahsulünü sattıktan sonra borcunu kapatabildiği gün gerçek olur.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.