Yunus BUDAKTAŞ

Yunus BUDAKTAŞ

Çerçeve Yasanın Tek Çerçevesi PKK mı?

Türkiye yine kritik bir eşikte duruyor.

Bir tarafta yıllardır bu ülkenin canını yakan terör meselesini sona erdirme umudu, diğer tarafta geçmişten kalan acı tecrübeler, yarım kalmış süreçler ve hafızamızdan silinmeyen sorular var.

“Terörsüz Türkiye” hedefi, adı üzerinde hepimizin ortak temennisi.

Çünkü terörün olduğu yerde huzur olmaz. Terörün olduğu yerde yatırım, kalkınma, güven ve gelecek duygusu da eksik kalır. Hele ki Türkiye gibi üç tarafı denizlerle, çevresi ise bitmeyen jeopolitik hesaplarla çevrili bir ülkenin içeride enerjisini teröre harcaması kabul edilebilir bir durum değildir.

Bu nedenle terörsüz bir Türkiye fikrine kim itiraz edebilir?

Ancak mesele hedefte değil.

Mesele, o hedefe hangi yoldan gidileceğinde.

Tam da burada insanın zihninde bazı sorular dolaşmaya başlıyor.

TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilen çerçeve yasa, “Terörsüz Türkiye” sürecinin hukuki zemininin oluşturulması bakımından önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.

Suça karışmamış örgüt mensuplarının topluma kazandırılması, hukuki statülerinin belirlenmesi ve dönüş mekanizmalarının yasal bir çerçeveye oturtulması hedefleniyor.

Bunların tamamı tartışılabilir, konuşulabilir.

Fakat benim takıldığım başka bir nokta var…

Bu yasanın çerçevesi neden yalnızca PKK?

Türkiye’de tek terör örgütü PKK mı?

DEAŞ ne olacak?

FETÖ ne olacak?

Türkiye’nin güvenliğine kasteden diğer örgütler ve yapılanmalar ne olacak?

Onlar için başka bir hukuk mu işleyecek?

Eğer hedef gerçekten “Terörsüz Türkiye” ise, o zaman terörün adresini tek bir örgütle sınırlamak ne kadar doğru?

Çünkü terörün üniforması farklı olabilir, kullandığı yöntem farklı olabilir, beslendiği ideoloji farklı olabilir. Ama sonuç aynıdır. İnsan ölür, devlet zarar görür, toplum korkar.

Terörün iyisi, kötüsü, makbulü olmaz.

Terör terördür.

Türkiye’nin bulunduğu coğrafyayı anlatmaya gerek var mı?

Etrafımızdaki haritaya şöyle bir bakmak bile yeter.

Bir yanda savaşlar…

Bir yanda vekalet mücadeleleri…

Bir yanda parçalanmış devletler…

Bir yanda sınırlarımızın hemen ötesinde örgütler…

Bir yanda büyük güçlerin hesapları…

Böyle bir coğrafyada Türkiye’nin içeride güçlü olması bir tercih değil, zorunluluktur.

Bu yüzden terörle mücadelede atılacak her adımın çok iyi hesaplanması gerekiyor.

Devletin şefkati olabilir.

Devletin rehabilitasyon politikası olabilir.

Devlet topluma yeniden kazandırma mekanizmaları oluşturabilir.

Ama devletin hafızası da olmalıdır.

Çünkü devlet, unutursa tarih tekrar eder.

Türkiye daha önce de benzer bir süreci yaşadı.

“Çözüm” denildi.

“Barış” denildi.

“Silahlar susacak” denildi.

Toplumun önemli bir bölümü umutlandı.

Sonra ne oldu?

Silahların tamamen ortadan kalkmadığı, örgütün kendisini feshetmediği ve devletin attığı bazı adımların karşılığının beklenen şekilde gelmediği bir dönem yaşandı.

Sonrasında hendekler çıktı.

Barikatlar çıktı.

Şehirler savaş alanına döndü.

Güvenlik güçlerimiz şehit oldu.

İnsanlarımız hayatını kaybetti.

Türkiye bir kez daha terörle mücadele etmek zorunda kaldı.

O günleri yaşayan bir toplumun bugün “Her şey bitti, artık sorun yok” denildiğinde temkinli davranması kadar doğal ne olabilir?

Bu bir güvensizlik değil.

Bu, hafızadır.

Bugün bize söylenen, çerçeve yasanın PKK’nın silah bırakması ve örgütün kendisini feshetmesi gibi şartların ardından yürürlüğe gireceği yönünde.

Eğer gerçekten böyleyse, bu şartların son derece açık, ölçülebilir ve denetlenebilir olması gerekir.

Çünkü mesele birkaç silahın bırakılması değildir.

Mesele bir örgütün gerçekten sona erip ermediğidir.

Silahın teslim edilmesi kadar zihniyetin, yapılanmanın, finans kaynaklarının, kadroların ve örgütsel bağların da sona ermesi gerekir.

Aksi halde silah susar, örgüt konuşmaya devam eder.

Bir gün dağda görünmeyen yapı, başka bir yerde başka bir isimle karşımıza çıkabilir.

Devletin burada yapması gereken şey bellidir.

İyi niyeti elden bırakmamak ama tedbiri de elden bırakmamak.

Çünkü devlet romantizmle yönetilmez.

Devlet aklı, iyi niyet ile güvenlik arasındaki dengeyi kurmak zorundadır.

Şunu açıkça söylemek gerekiyor:

Ben terörün bitmesini istemeyenlerden değilim.

Tam tersine…

Bu ülkenin çocuklarının artık terör haberleriyle büyümesini istemiyorum.

Anne babaların evlatlarını asker ocağına gönderirken yüreğinin titremesini istemiyorum.

Şehirlerimizin cenaze haberleriyle uyanmasını istemiyorum.

Dağlarda silah sesleri, şehirlerde bomba korkusu duymak istemiyorum.

Terörsüz Türkiye istiyorum.

Ama bunun gerçekten terörsüz bir Türkiye olmasını istiyorum.

Bir örgütün silah bırakıp başka bir yapıya dönüşmesini değil…

Devletin bir örgütle pazarlık yaptığı görüntüsünü değil…

Toplumun bir bölümünün diğer bölümüne karşı öfkesini büyütecek yeni fay hatlarını değil…

Gerçek anlamda terörün sona ermesini istiyorum.

Bu nedenle bugün sorulan sorulara “Terörün bitmesine karşı mısınız?” diyerek cevap vermek kolaycılıktır.

Hayır.

Terörün bitmesine kim karşı olabilir?

Sorulan soru başka:

Terörsüz Türkiye derken neden yalnızca PKK’nın adı geçiyor?

Eğer hedef Türkiye’yi bütün terör örgütlerinden arındırmaksa, bunun hukukunun da bütün terör örgütlerini kapsayan bir anlayışla şekillenmesi gerekmez mi?

Bugün yapılması gereken, süreci sabote etmek de değildir.

Devletin attığı her adımı peşinen reddetmek de değildir.

Ama eleştiren herkesi “barış karşıtı”, “sürece karşı”, “terörün bitmesini istemiyor” gibi yaftalarla susturmak da doğru değildir.

Çünkü demokrasilerde soru sormak ihanet değildir.

Eleştirmek düşmanlık değildir.

Tedbir istemek savaştan yana olmak değildir.

Tam tersine, bu ülkenin geçmişte yaşadığı acılardan ders çıkarmaktır.

Türkiye bir daha aynı taşın üzerine basmamalı.

Çünkü aynı yere basarsanız aynı yerden yara alırsınız.

Devlet aklı bir kez daha aldatılmasın.

Devletin otoritesi bir kez daha sınanmasın.

Milletin umutları bir kez daha boşa çıkmasın.

Dilerim bu kez yanılan biz oluruz.

Dilerim yıllardır süren terör meselesi gerçekten sona erer.

Dilerim çocuklarımız terör kelimesini yalnızca tarih kitaplarından öğrenir.

Ama bunun için sadece silahların susması yetmez.

Terörün bütün biçimleriyle sona ermesi gerekir.

Çünkü Türkiye’nin ihtiyacı yalnızca PKK’sız bir Türkiye değil…

Bütün terör örgütlerinden arındırılmış, güçlü, güvenli ve gerçekten “Terörsüz Türkiye”dir.

Bunun çerçevesi de yalnızca bir örgüt kadar dar olmamalıdır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum
Yunus BUDAKTAŞ Arşivi

ŞEHİT ANALARININ DUASI KADAR AHI DA VARDIR

06 Ağustos 2026 Perşembe 11:05

PLANSIZLIĞIN BEDELİNİ SİVAS ÖDÜYOR

20 Temmuz 2026 Pazartesi 11:21

Asgari Değil, Asgariyet

24 Aralık 2025 Çarşamba 09:52

“Meydanı Boş Bulanlar Kulübü”

11 Aralık 2025 Perşembe 10:49

Sivas’ta Kısır Çekişmeler

08 Aralık 2025 Pazartesi 09:53

Terörle Mücadelede Yanılsamalar

07 Ekim 2025 Salı 13:52

Sivas Esnafı Ahiliğin Neresinde!

25 Eylül 2025 Perşembe 10:15