Kanun Uygulanınca Neden Rahatsız Oluyoruz?

1. Kanun Uygulanınca Neden Rahatsız Oluyoruz?
Sivas’ta son dönemde zabıta uygulamaları üzerinden yaşanan tartışmalara bakınca insanın aklına ister istemez şu soru geliyor: Biz gerçekten düzen mi istiyoruz, yoksa işimize geldiği kadar mı kanun istiyoruz?
Daha önce de bu köşede Sivas Belediyesi Zabıta Müdürlüğü ve zabıta çalışmalarını ele almıştık. Yıllarca siyasi baskılar, seçim hesapları ve “aman kimseyi üzmeyelim” anlayışı nedeniyle pasif kalan bir zabıta teşkilatı, kanun ve kuralları uygulamaya başladığında toplumun bir kesimi tarafından yadırganıyor.
Kaldırım işgallerine müdahale edilince “Ne var ki bunda?” deniliyor. Seyyar satıcılar söz konusu olduğunda “Adam ekmeğinin peşinde” deniliyor. Trafik ışıklarında su satan çocuklar, dilenciler derken mesele bir anda duygusal bir zemine taşınıyor.
Elbette herkesin ekmek kazanma mücadelesine saygımız var.
Ama şu gerçeği de unutmamak gerekiyor:
Yasak, kişiye göre değişmez. Kanun, şartlara göre eğilip bükülemez.
Bugün bir kişiye “ekmeğinin peşinde” diyerek göz yumarsanız, yarın aynı yerde aynı işi yapan onlarca kişinin ortaya çıkmasını engelleyemezsiniz. İşte Sivas’ın bugün yaşadığı sorunlardan biri tam da budur.
2. Mısır tezgâhı üzerinden büyüyen tartışma
Son dönemde Zabıta Müdürü Nuri Çayır üzerinden yürütülen tartışmalar da bu açıdan değerlendirilmelidir.
Bir mısır satıcısının tezgâhına müdahale edilmesi üzerinden adeta bir linç atmosferi oluşturulması, meselenin kendisinden çok daha büyük bir tartışmayı beraberinde getirdi.
Oysa asıl sorulması gereken soru basit:
Zabıta, görevini kanunlar çerçevesinde yapmakla mı yükümlüdür, yoksa kamuoyu baskısına göre karar vermekle mi?
Bir zabıta görevlisi tezgâhı kaldırmaya çalışırken ortaya çıkan tabloya bakın. “50 yıldır buradayım” diyen çıkıyor, tepki gösteren çıkıyor, çevreden alkışlayanlar oluyor. Sonra kanunu uygulamaya çalışan kişi bir anda kötü adam ilan ediliyor.
Böyle bir anlayışla şehir yönetilebilir mi?
3. Bir müdahale neden bu kadar zor?
Sivas’ta düzen sağlamak, yalnızca zabıtanın elindeki yetkiyle çözülebilecek kadar basit bir mesele değil.
Çünkü geçmişten bugüne oluşan bir alışkanlık var.
Bir yere müdahale edileceği zaman “Bu seferlik dokunmayın”, “Şunu idare edin”, “Falancanın yakını”, “Bize de oy veriyor” gibi gerekçeler devreye girerse, bir süre sonra kanunun kendisi değil, kişisel ilişkiler sistemi yönetmeye başlar.
Sonra da ortaya bugün gördüğümüz tablo çıkar.
İstasyon Caddesi ve çevresine baktığınızda kaldırımların önemli bölümünde seyyar satış faaliyetleriyle karşılaşabiliyorsunuz. Ayakkabıdan çoraba, yiyecekten farklı ürünlere kadar pek çok satış faaliyeti sokak üzerinde yapılıyor.
Burada mesele yalnızca kaldırımın işgal edilmesi de değil.
Vergi boyutu ne? Gıda satışı yapanların mevzuata uygunluğu ne? Çalışanların sigorta durumu ne? Halk sağlığı açısından gerekli denetimler yapılıyor mu?
Bunlar sorulması gereken meşru sorular.
4. Zabıta yalnız bırakılmamalı
Burada başka bir noktaya da dikkat çekmek gerekiyor.
Sokaktaki bütün sorunların çözümünü yalnızca zabıtadan beklemek doğru değil.
Maliye, SGK, Tarım ve Orman teşkilatı ve ilgili diğer kamu kurumlarının da kendi görev alanları içerisinde denetimlerini yapması gerekir. Çünkü şehir düzeni, yalnızca bir kurumun omuzlarına yüklenebilecek bir sorumluluk değildir.
Zabıta kaldırım işgaline müdahale eder, ancak işin vergi, çalışma hayatı, gıda güvenliği ve halk sağlığı boyutlarında ilgili kurumların da devreye girmesi gerekir.
Aksi halde zabıta ekipleri sahada yalnız kalır.
Üstelik zamanla şu psikoloji oluşur:
“Müdahale etsek tepki geliyor, etmesek görevimizi yapmamış oluyoruz.”
Bu, kamu görevlisi açısından son derece sağlıksız bir durumdur.
5. Nuri Çayır neden hedefte?
Nuri Çayır’ın geçmişi de bu tartışmanın dışında tutulmamalıdır.
Merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun yanında siyasete başlamış, onun anlayışı ve düsturuyla yetişmiş, Ülkücü camia ve BBP içerisinde sevilen ve tanınan bir isim olarak bilinen Çayır’ın bugün zabıta müdürlüğü görevinde bulunması, elbette bazı çevrelerin siyasi değerlendirmelerine konu olabilir.
Fakat burada siyasi kimliklerden bağımsız olarak bakılması gereken asıl mesele şudur:
Bir kamu yöneticisi kanunları uyguluyorsa, değerlendirilmesi gereken onun hangi siyasi gelenekten geldiği değil, görevini hukuka uygun yapıp yapmadığıdır.
Eğer hata yapıyorsa elbette eleştirilsin.
Eğer hukuka aykırı bir uygulama varsa elbette sorgulansın.
Ancak sırf kanunu uyguluyor diye bir kamu görevlisinin “halk düşmanı” veya “toplum düşmanı” ilan edilmesi de doğru değildir.
6. Asıl mesele zabıta değil, bizim kanun anlayışımız
Bence Sivas’ın bugün kendisine sorması gereken en önemli soru budur:
Kanun herkese eşit uygulandığında gerçekten rahatsız mı oluyoruz?
Çünkü mesele yalnızca bir mısır tezgâhı değil.
Mesele yalnızca bir seyyar satıcı değil.
Mesele yalnızca bir kaldırım işgali değil.
Mesele, şehirde yıllardır oluşan “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” anlayışıdır.
Bugün bir esnaf kaldırımını işgal ettiğinde ses çıkarmıyorsak, yarın başka birinin aynı şeyi yapmasına itiraz etme hakkımız zayıflar.
Bugün dilenciliğe “Allah rızası için veriyoruz” diyerek yaklaşırken bunun şehir düzeni ve sosyal politika boyutunu konuşmuyorsak, yarın daha büyük bir sorunla karşılaşırız.
Bugün seyyar satıcıya “ekmek parası” diyerek her türlü kuralı görmezden geliyorsak, kayıtlı ve kurallara uyan esnafın hakkını da düşünmek zorundayız.
Duygularımız farklı olabilir. Ancak kanun duygulara göre uygulanmaz.
7. Sivas’ın ihtiyacı olan şey kavga değil, düzen
Nuri Çayır’ın yaptığı her uygulamayı doğru kabul etmek zorunda değiliz.
Ancak bir zabıta müdürünün görevini yapmasını da başlı başına suç gibi göstermemeliyiz.
Eleştirelim.
Denetleyelim.
Yanlış varsa ortaya koyalım.
Ama kanunu uygulayan kamu görevlisini, kanuna uymak istemeyenlerin tepkisi üzerinden yargılamayalım.
Çünkü sonunda kaybeden Nuri Çayır olmaz.
Kaybeden Sivas olur.
Sivas’ın daha yaşanabilir, daha düzenli ve daha güvenli bir şehir olmasını istiyorsak kamu kurumlarının görevlerini yapmasına destek olmak zorundayız.
Zabıta müdahale ettiğinde “Niye müdahale ediyor?” diye değil, önce “Kanun ne diyor?” diye sormalıyız.
Ve cevabımız ne olursa olsun, aynı kuralın herkes için geçerli olmasını istemeliyiz.
Çünkü gerçek adalet, birilerine ayrıcalık tanımak değil; aynı kanunu herkese eşit uygulamaktır.
Nuri Çayır’ın görevi de hayalleri gerçekleştirmek değil, kanunları uygulamaktır.
Şehrin ihtiyacı da tam olarak budur:
Kişiye göre değişmeyen, siyasi baskılardan uzak, herkese eşit uygulanan bir hukuk ve şehir düzeni.
Sivas bunu başarabilirse, yalnızca kaldırımlarını değil, kamu düzenine olan güvenini de yeniden kazanır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Hakan KALELİ Arşivi

Kış Var, Kar Var; Peki Gerçek Nerede?

24 Ocak 2026 Cumartesi 11:35

Cumhur İttifakı’nda Çatırdama mı Var?

24 Aralık 2025 Çarşamba 13:03