Yunus BUDAKTAŞ
ŞEHİT ANALARININ DUASI KADAR AHI DA VARDIR
Bu ülkenin en ağır sessizliği, bir şehit evinin kapısından içeri girince başlar.
Duvarlarda asılı bir üniforma...
Çerçeveye sıkışmış gülümseyen bir fotoğraf...
Masanın üzerinde yıllardır dokunulmadan duran bir saat...
Gözleri kapıya takılı kalan bir anne...
O kapı artık açılmayacaktır.
Bir baba, her bayram mezar taşına sarılacaktır.
Bir çocuk ise ömrü boyunca "Babam nasıl biriydi?" sorusunun cevabını başkalarının anlattıklarıyla büyütecektir.
İşte bu yüzden bu memlekette bazı acıların tarihi yoktur. Takvim yaprakları değişir, hükümetler değişir, siyaset değişir ama şehit evlerinin zamanı durur.
Bugün "Terörsüz Türkiye" deniliyor.
Kim terörün bitmesini istemez?
Kim anaların ağlamadığı, ocakların sönmediği, çocukların yetim kalmadığı bir ülkeye itiraz eder?
Elbette hiç kimse...
Fakat terörsüz bir Türkiye istemek başka, terörün açtığı yaraları unutmuş gibi davranmak başkadır.
Bu toprakların hafızası vardır.
Toprak, üzerine düşen kanı unutmaz.
Şehit anaları unutmaz.
Şehit babaları unutmaz.
Babasının omzuna bir kez olsun başını koyamayan çocuk unutmaz.
Milletin vicdanı da unutmaz.
Daha birkaç yıl önce meydanlarda yumruklar havaya kalkıyordu.
"Bu vatan kolay kurulmadı!"
"Bu topraklar şehit kanıyla sulandı!"
"Teröre asla boyun eğmeyeceğiz!"
Alkışlar yükseliyor, meydanlar bu sözlerle inliyordu.
Bugün ise aynı kürsülerden bambaşka cümleler duyuyoruz.
Demek ki siyasetin dili değişebiliyormuş.
Demek ki dün "asla" denilenler, bugün "olabilir" haline gelebiliyormuş.
Ama bir şehit annesinin gözyaşının dili değişmez.
Bir şehit babasının mezar başındaki duası değişmez.
Bir gazinin bedeninde taşıdığı kurşun izi değişmez.
Babasını fotoğraflardan tanıyan çocuğun eksikliği hiçbir siyasi söylemle tamamlanmaz.
Affetmek...
Telaffuzu kolay bir kelime.
Ama yükü, onu taşımayanın omzunda değil evladını toprağa veren annenin yüreğindedir.
Affı konuşmadan önce, keşke bir şehit evinin kapısı çalınsa...
Bir annenin gözlerinin içine bakılsa...
Bir babanın yıllardır içine gömdüğü sessizlik dinlense...
Hiç sarılamadığı babasının mezarına çiçek bırakan çocuğun eli tutulsaydı...
Belki o zaman kurulacak cümleler daha dikkatli seçilirdi.
Çünkü bazı kararlar kanun kitaplarına yazılır.
Bazıları ise insanların vicdanına...
Vicdanın bozduğu hükmü ise hiçbir makam düzeltemez.
Bu vatan, haritaların üzerinde cetvelle çizilmiş sınırlar değildir.
Bu vatan Sarıkamış'ın ayazında donan askerdir, Çanakkale'de toprağa düşen Mehmet'tir, Güneydoğu'nun dağlarında evladının yüzünü son kez göremeden şehit olan kahramandır.
Bu ülkenin harcı çimentoyla değil, binlerce şehidin kanıyla yoğrulmuştur.
İşte bu yüzden o kanın hatırası henüz milletin hafızasında capcanlı dururken, bu ülkenin birliğine ve dirliğine kastedenlerin affedilmesi, toplumun önemli bir kesiminde karşılık bulmuyor.
Çünkü mesele sadece hukuk değildir.
Mesele vicdandır.
Vicdan da hesap kitapla değil hatırayla konuşur.
Şehit ailelerinin rızası olmadan atılacak her adım, alınacak her karar, imzalanacak her belge yalnızca siyasi bir tasarruf olarak kalmaz.
Bir annenin yüreğinde yeniden açılan yara olur.
Bir babanın sessizliğine eklenen yeni bir yük olur.
Bir yetimin ömrü boyunca taşıyacağı eksikliği biraz daha ağırlaştırır.
Şehit analarının duası kadar ahı da vardır.
Şehit babalarının metaneti kadar içlerine akıttıkları gözyaşları da...
Gazilerin suskunluğu da...
O ahın, o duanın ve o sessizliğin, bu kararlara imza atanların omuzlarında ağır bir vebal olarak duracağını unutmamak gerekir.
Terörsüz bir Türkiye, elbette bu milletin ortak duasıdır.
Ancak gerçek huzur şehitlerin aziz hatırasını incitmeden, gazilerin fedakarlığını unutmadan ve en önemlisi, evladını bu vatan için toprağa vermiş ailelerin vicdanını gözeterek kurulabilir.
Çünkü bir milleti ayakta tutan sadece sınırları değildir.
Onu ayakta tutan, uğruna can verenlere gösterdiği vefadır.
Vefa kaybolursa, geriye sadece siyaset kalır.
Oysa siyaset günü kurtarabilir.
Vicdan ise tarihi yazar.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.