Menfaat ve Dostluk:

Çıkarların Gölgesinde Kalan Gerçek Bağlar

İnsan, sosyal bir varlık olarak yaradılışından bu yana yalnızlığı aşma, hayatı paylaşma ve zorluklara birlikte göğüs germe ihtiyacı duymuştur.

Bu ihtiyacın en saf, en masum ve en mukaddes tezahürü şüphesiz "dostluk"tur. Dostluk; karşılıksız sevginin, güvenin, sırdaşlığın ve vefanın omuz omuza verdiği sarsılmaz bir kaledir.

Ancak ne yazık ki çağımız, bu kadim kalenin temellerine sırlı birer dinamit gibi yerleştirilen "menfaat" ve "çıkar" ilişkileriyle sarsılmaktadır. Günümüz dünyasında, insan ilişkilerinin ticari birer sözleşmeye dönüştüğü, dostlukların ise anlık kâr-zarar hesaplarına kurban edildiği acı bir gerçeklikle karşı karşıyayız.

Geçmişin penceresinden bugüne baktığımızda, dostluk kavramının ne denli derin anlamlar taşıdığını çok daha net görebiliyoruz. Eskiden dostluklar; pazarda satılan, anlık heveslerle tüketilen geçici ilişkiler değildi. Kökleri derinlere uzanan birer çınar gibiydi.

O dönemde kurulan dostluklar sadece iki birey arasında kalmaz, aile meclislerine, sokaklara, mahallelere taşınırdı. Bir baba figürünün en yakın dostu, çocukların gözünde neredeyse bir amca, bir dayı, yani aileden biriydi.

O eski dostluklarda "sen-ben" kavgaları yoktu; "biz" bilinci hâkimdi. Düğünde halaya ilk kalkan, cenazede acıyı en derinden paylaşan, hastalandığında çorba kaynatan hep o fedakâr dostlardı. Kuşaktan kuşağa devredilen bu miras, sanki kan bağı olmayan bir akrabalık bağı gibi korundu.

Çocuklar, büyüklerinin yanında gördükleri bu asil sadakati kendilerine rehber edinir, dostun kapısının her zaman çalınabileceğini, dostun başı sıkıştığında saat kaç olursa olsun koşulması gerektiğini bilerek büyürlerdi.

Lâkin zaman akıp gittikçe, modern dünyanın dayattığı bireyselleşme, tüketim kültürü ve maddiyatçı bakış açısı, insani değerleri de derinden sarstı.

Bugün ne yazık ki dostluklar, "bana ne faydası var?" sorusunun gölgesinde şekilleniyor. İnsanlar arasındaki ilişkiler; kariyer basamaklarını tırmanırken basamak olarak kullanılacak birer araç, işlerin yürütülmesi için gereken geçici köprüler haline geldi.

Menfaatin masanın başköşesine oturduğu bu düzende, çıkar ilişkileri dostlukları rüzgâr önündeki kuru yapraklar gibi savurmaktadır. Bir kişinin işi görüldüğü, makamı değiştiği ya da gücü azaldığı an, etrafındaki "dost" kalabalığının da birer birer buharlaştığına şahit oluyoruz.

Çıkarın bittiği yerde muhabbetin de bittiği bu hazin tablo, modern insanın en büyük yoksulluğudur. O zaman; kalplerin yerini makinelerin aldığı bir dünyada, samimiyetten bahsetmek maalesef imkânsızlaşmaya başlamamış mıdır?

Dostluk kavramının erozyona uğraması sadece günlük hayatla sınırlı kalmamış; hayatın hemen her alanına sirayet etmiştir:

Siyasi Arenada: Siyasetin geçici güç dengeleri, yıllara dayanan dostlukları bir kalemde silebilmektedir. Makam, koltuk ve iktidar hırsı, insanları ideolojik birer robot haline getirirken, eski yoldaşlıkları ve dava arkadaşlıklarını unutulmaya mahkûm etmektedir.

Bürokratik ve İş Dünyasında: Liyakatin ve vefanın yerini "Hangi pozisyondan nasıl istifade edebilirim?" düşüncesi aldığında, bürokratik ilişkiler de tamamen çıkar eksenli birer ortaklığa dönüşmektedir. Bugün yanınızda olanlar, yarın rüzgâr başka yönden estiğinde en büyük yabancılar olabilmektedir.

Akademik Dünyada: Bilgi ve erdemin yuvası olması gereken akademik camialarda dahi, unvan hırsları, makam çekişmeleri ve kişisel ikbal kaygıları saf dostlukları zedelemektedir. Oysa ilim, alçakgönüllülüğü ve yoldaşlığı emreder; menfaat ise akademik rekabetin kaskatı duvarlarını örmektedir.

Kişisel Hırslarda: Sosyal medyada parlatılan hayatlar, "daha fazla görünür olma" çabası ve doymak bilmeyen ego, insanları birbirine karşı rakip konumuna getirmektedir. Herkesin kendini merkeze koyduğu bir dünyada, başkasının başarısına sevinebilen gerçek dostlar bulmak giderek zorlaşmaktadır.

Bütün bu olumsuzluklara rağmen, dostluk kavramının o mukaddes özünü tamamen yitirdiğini söylemek haksızlık olur. Hayatın her anında karşılıksız sevgiyi savunan, zor günlerde el uzatan, "çıkarı için değil, insan olduğu için" seven hâlâ pek çok gönül insanı da yok değil…

Unutulmamalıdır ki, dünyadaki en büyük zenginlik banka hesapları ya da unvanlar olmamalı…

Başımızı güvenle yaslayabileceğimiz, düştüğümüzde elimizden tutacak, arkamızdan gıyabımızda dua edecek hakiki dostlara sahip olmak en güzeli değil midir?

Menfaatin geçici, vefanın ise kalıcı olduğunu idrak ettiğimiz gün, insanlık yeniden o sıcak ve huzurlu limanına kavuşacaktır diye düşünüyor; çıkarların değil yüreklerin bir olduğu, menfaatin değil sevginin hüküm sürdüğü dostluklar inşa etmek gerektiğini bir kez daha dile getirmek istiyorum.

Kalın sağlıcakla…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Sabri KARAKAYA Arşivi

Öncesi, Sonrası...

17 Ağustos 2026 Pazartesi 09:18

Yapay Zekâyla Saptırılan Gerçeklik…

09 Ağustos 2026 Pazar 11:48

DAHA İYİSİ

31 Ağustos 2025 Pazar 11:32

BAKIŞ

24 Ağustos 2025 Pazar 08:56

KIYMET BİLMEK

10 Ağustos 2025 Pazar 09:21

Doğrudan Yana

02 Ağustos 2025 Cumartesi 14:46

Gerçekler Neden Kabullenilmez?

29 Temmuz 2025 Salı 12:57

ÖKÜZ VE MERKEP

20 Temmuz 2025 Pazar 11:30

ANLAYAN VARSA BERİ GELSİN

13 Temmuz 2025 Pazar 12:23

Yetkili-Etkili

06 Temmuz 2025 Pazar 09:08