ŞEFAAT YETLERİ: -4

Allah’tan başka şefaatçi yoktur.

18- Şu uçsuz bucaksız gökleri, sayısız nimetlerle donatılmış yeryüzünü ve ikisinin arasında bulunan bütün varlıkları altı günde yaratan, sonra bir kenara çekilip mahlûkatı kendi kaderiyle baş başa bırakmayan, aksine, kâinatın mutlak hâkimi olarak Egemenlik Tahtı olan Arş’ta bulunan O’dur. Ey insanlar! Sizin O’ndan başka ne bir dostunuz vardır, ne de bir kurtarıcınız; hâlâ düşünüp öğüt almayacak mısınız? (Secde 4)

Mahşer günü şefaat yoktur.

19- Yaklaşmakta olan hesap günü konusunda onları uyar. O gün yürekler korkudan ne yapacağını şaşırmış, benliklerini bir korku, bir kaygı, bir endişe kaplamıştır. Cezalandırılacakları ateşi görünce nefesleri tutulur. Konuşacak dermanları kalmaz. Yeryüzünde yaşarken yasalarımıza karşı çıkan zalimlerin hesap günü dostları yoktur. Onların haklarında iyi şeyler söyleyecek yardakçıları da kaybolmuştur. Yeryüzünde yaşarken şefaatçi zannedip, eteğine yapışıp medet bekledikleri kendi hesaplarının derdine düşmüş; haklarında verilecek hükmü telaşla beklerler. (Mümin 18)

Allah’ın izni olmadan kimse şefaat edemez.

20- Allah, ondan başka ilah olmayan, kendisini gaflet ve uyku tutmayan, diri, her an yaratıklarını koruyup yönetendir. Göklerde ve yerde olan her şey onundur. Onun izni olmadıkça onun katında kimse şefaat edemez. Kullarının geçmiş ve gelecekleri, yaptıkları ve yapacakları ne varsa hepsini O bilir. Onlar ise onun dilediği kadarından başka onun ilminden hiçbir şey kavrayamazlar. Onun hükümranlığı gökleri ve yeri (tamamıyla) kaplamıştır. O (gökleri ve yeri ve oralarda buluna)nları koruyup gözetmek ona ağır gelmez. O çok yücedir, çok büyüktür. (Bakara 255)

Cemal Külünkoğlu açıklaması:

Kur’an’ın en önemli ayetlerinden biri olan Âyete’l-Kürsî, Allah’ın mutlak hâkimiyetini, bilgisini ve kudretini tarif ederken şöyle bir cümleyle şefaat kavramına değinir: “Onun izni olmadıkça O’nun katında kim şefaat edebilir?” Bu ifade, Allah’ın mutlak otoritesini ortaya koyar. Hiç kimse — ister melek ister peygamber ister başka bir kul — Allah izin vermedikçe, O’nun huzurunda bir başkası için aracılık yapamaz. Bu, insanları yanlış şefaat anlayışlarına karşı uyaran, Allah’ın yegâne merci olduğunu bildiren bir vurgudur.

Kur’an’da şefaat, bir başkasının bağışlanması veya kurtuluşu için aracı olunması anlamına gelir. Ancak bu aracılık mutlak değildir; tamamen Allah’ın iznine ve hikmetine bağlıdır. Şefaat ne bir garanti ne de otomatik bir kurtuluş yoludur. Nitekim başka ayetlerde şöyle buyrulur: “Şefaat, O’nun katında yalnızca O’nun izin verdikleri için fayda sağlar.” (Enbiya, 28) “O gün şefaat, Rahman’ın izin verdikleri ve sözünden razı oldukları dışında hiç kimseye fayda sağlamaz.” (Tâhâ, 109) Bu ayetler de gösterir ki şefaat, Allah’ın hoşnut olduğu ve cennetle müjdelediği erdemli kullar için geçerli olabilecek bir rahmet kapısıdır. Yani şefaat, cennet ehline yönelik bir iltifattır; asla batıla sapmış, Allah’a başkaldırmış kimseler için bir kaçış yolu değildir.

Kur’an’a göre şefaat, cennetle mükâfatlandırılacak kimseler için bir lütuf ve ikram mahiyetindedir; bağışlanma ve derecelerin yükseltilmesi gibi hayırlı sonuçlara yöneliktir. Buna karşılık zulümde ısrar edenler, inkârı tercih edenler ve ilahî sınırları bilerek ihlâl edenler için şefaatin herhangi bir faydası bulunmamaktadır. Nitekim Kur’an, bu kimseler hakkında “Artık onlar için ne bir şefaatçi dost vardır ne de dinlenilecek bir şefaatçi” (Müddessir, 48) buyurarak, şefaatin mutlak ve sınırsız bir kurtuluş aracı olmadığını açıkça ortaya koymaktadır.

Bu çerçevede şefaat, yalnızca Allah’ın izin verdiği sâlih kullar için geçerli olan bir ikramdır ve nihai yetki bütünüyle Allah’a aittir. Hiç kimse O’nun huzurunda izni olmaksızın söz söyleyemez ve O’nun adaletini bertaraf edecek bir konuma sahip değildir. Dolayısıyla şefaati, belirli kişi veya zümrelerin kendi tasarrufunda bir yetki gibi sunmak, Kur’an’ın çizdiği tevhid merkezli anlayışla bağdaşmamaktadır. Şefaat ümidi, insanı sorumluluktan muaf kılan bir güvence olarak değil; Allah’ın rahmetine yönelten, hesap bilincini diri tutan ve sâlih ameli teşvik eden ahlaki bir ufuk olarak anlaşılmalıdır. Daha azını gör

Dünya da şefaat:

1- Kim (dünyada) güzel bir şekilde (bir kimseye) şefaat (yardım) ederse (iyi bir iş için ona yardımcı veya aracı olursa), yapılan o güzel şeyden (işten) dolayı (sevaptan) ona bir pay olur. Kim de (dünyada) kötü bir şekilde (bir kimseye) şefaat (yardım) ederse (kötülük yapmasına sebep veya aracı olursa), o yardım ettiği kötülüğün sonucundan kendisinin de bir payı (vebali) olur. Allah ise, her şeyi gözetleyip kayıt altına alandır. (Nisa 85)

İhsan Aktaş açıklaması:

İnsan sosyal bir varlık olduğu için toplu halde yaşama ihtiyacı duyar. İnsanların oluşturduğu toplumlardan sosyal olaylar, ilişkiler ve olgular ortaya çıkar. Bu ilişkiler etkileşim kalıbı açısından birey-birey ilişkisi, birey-grup ilişkisi ve grup-grup ilişkisi olarak kendini gösterir. Sosyal ilişkiler dinamik bir özell

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bekir ÇÖL Arşivi

ŞEFAAT YETLERİ: -3

22 Haziran 2026 Pazartesi 12:44

ALLAH İNDİNDE DİN İSLAMDIR:

01 Haziran 2026 Pazartesi 09:48

CUMA NAMAZI VEYA CUMA GÜNÜ NAMAZI:

17 Mayıs 2026 Pazar 11:52

İYİ MÜSLÜMAN KİMDİR?

19 Nisan 2026 Pazar 14:31