Bekir ÇÖL
ALLAH İNDİNDE DİN İSLAMDIR:
-Ehli Sünnet diye bir din olmadığı için Allah'tan istenmesi gereken şeyler Peygamberden istenmez. Mesela Ey Muhammed! Günahlarımızı affet diyemezsin. Yine Rızkımızı bol eyle, hastalarımıza şifa ver diye Peygamberden yardım istenmez. Böyle olduğu için Yetiş ya Muhammed, yetiş ya Ali veya Yetiş ya Gavs! Yetiş ey şeyhim diye yardım istenmez. Bunlar ne kadar şirki çağrıştırıyorsa, "De ki: 'Şefaat bütünüyle Allah’a aittir. (Zümer 44) ayetini görmezden gelip Peygamberden, Evliyadan şefaat istemek te insanları şirke düşüren hatalardan olur.
Kuran da 33 ayette şefaat geçer, çoğu menfi edatla gelir. Mesela: Ey iman edenler, içinde alışverişin, dostluğun ve de şefaatin/torpilin olmadığı bir gün gelmeden önce, size rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda harcayın. İnanmayarak kâfir olanlar, işte onlar yanlışta ısrar eden zalimlerin ta kendileridir. (Bakara 254)
Kuran da bazı ayetlerde istisna eki ile gelen ayetler vardır. (İlla bi iznih) olarak gelir Ama hiç bir ayette Şu Peygambere veya şu Veliye şefaat izni verildi diye geçmez. Bizimkiler uydurma hadislere inanıyorlar ama Peygamber Efendimizin "Kızım Ayşe kendini koru sana bende yardım edemem" hadisini hiç söylemiyorlar.
Uydurma Hadis hangisiymiş diyenlere derim ki Peygamber’e şefaat hakkı verildi diye söylenen uzun bir Hadis vardır. Şöyle ki:
Hesap gününün dehşetinden korkan bir kısım insanlar bir araya toplanırlar ve gidip peygamberlerden şefaat isteyelim derler. İlk etapta Hz. Âdem’in yanına gelirler ve ondan şefaat yani yardım etmesini isterler. Hz. Âdem onlara der ki: "Ben bir günah işledim. Bana yasak edilen meyveyi yedim. Hala onu affettirmeye çalışıyorum. Bir de ben Allah ile görüştüm. Allah çok gazaplı gördüm. Öyle ki, Allah şimdiye kadar böyle gazaplanmamıştı, bundan sonrada böyle gazaplanmaz. Ben size yardım edemem siz gidin başkasından yardım isteyin" der.
Bu şekilde yardım arayan topluluk bu seferde Hz. Nuh’un yanına gelirler. Şefaat isteyenlere o da der ki: Ben Allaha inanmayan oğlumu tufandan kurtarmak için Gemiye çağırdım. Ben o suçumu affettirmeye çalışıyorum. Ben kimseye yardım edemem. Bir de ben Allah ile görüştüm. Allah’ı çok gazaplı gördüm. Öyle ki, Allah şimdiye kadar böyle gazaplanmamıştı, bundan sonrada böyle gazaplanmaz. Bu nedenle ben size yardım edemem, siz başkasından yardım isteyin” der.
Yardım arayan topluluk bu şekilde Hz. İbrahim’e, Hz. Musa’ya, Hz. İsa’ya giderler. Her üç peygamberde kendi günahlarını sayar ve kendilerini affettirmeye çalıştıklarını söylerler. Yine Allah’ın gazabını anlatırlar. Bu üç Peygamberinde yardımını göremeyen topluluk son olarak Nebilerin sonuncusu olan Hz. Muhammed’in yanına gelirler.
Hz. Muhammed şefaat izni almak için hemen secdeye kapanır ve ümmetini kurtarmak için Yüce Allah’a yalvarmaya başlar. Resulünün yalvarmasını gören Yüce Allah, “Kaldır başını Ey Muhammed! Ümmetine şefaat etme hakkını sana verdim” buyurur.
Ondan sonra o izin öyle genişler ki Veliler, şehitler, ateşte yananlar, suda boğulanlar, çocuklar ve sair birçok kişi şefaat edebiliyor ama Hz. Âdem, Hz. Nuh, Hz. İbrahim, Hz. Musa ve Hz. İsa kimseye şefaat edemez. Ama Hz Muhammed ve onun ümmetinden birçok kişi şefaat edebiliyor!
Hadis diye anlatılan bu uzun söz yığınında o kadar çelişki var ki bu çelişkiler peygamberin sözü olamaz. Mesela: Ehli Sünnete göre Peygamberlerin İsmet sıfatı vardır. Yani onlar günahsızdırlar. Hem böyle diyeceksin ve hem de Ülülazim kabul edilen Peygamberleri günahkâr göstereceksin. Hem de öyle günahlar ki Dünya da kendilerini affettirememişler ve ahirette Onun korkusunu çekiyorlar. Böyle bir mantık olur mu?
Yine ikinci bir çelişki var ki: Yardım istenen her peygamber diyor ki: “Ben bugün Allah ile görüştüm. Allah öyle gazaplı ki, ne bundan evvel böyle gazaplanmıştır, ne de bundan sonra böyle gazaplanır.” Bir Peygamberin bu sözü söylemesi düşünülemez. Böyle diyen bir peygamber Allah’ın evvelini ve ahirini biliyor demektir. Evvel ve Ahir sıfatı sadece Allah’a mahsustur. Bunu söylemek açıkça şirk olur.
Üçüncüsü ve en önemlisi şudur ki: Ahirette hiçbir peygamber ümmetine şefaat edemeyecek ama sadece Hz. Muhammed ve onun ümmetinden birileri şefaat edebilecekler. Bu açıkça adaletsizlik değil mi? Allah, adildir, adaleti emreder. Diğer peygamberlerin ümmetleri deseler ki: “Ya Rabbi! Bizim peygamberlerimize niye şefaat izni vermedin, Niye onlara iltimas ettin” deseler haklı çıkmazlar mı?
Son olarak Diğer peygamberlere verilmeyen Şefaatin sadece Hz. Muhammed’e ve onun ümmetinden bazılarına verilmesi, “La Nüferriku beyne ehadin min Rusulih.” “O’nun resullerinden hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz. Ayetini hükmüne muhalif olmaz mı?
Bu anlatılanlardan çıkan sonuç şudur ki: Yüce Allah birilerine şefaat hakkı verse bile, şefaat edilecek kişiye de izin vereceğine göre şefaat sadece Allahtan istenir. Yani “Şefaat ya Resulellah” değil, “ŞEFAAT YA RABBEL ÂLEMİN” diye dua etmemiz gerekir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.