Bekir ÇÖL
ŞEFAAT YETLERİ: -3
Allah dilemezse meleklerinde şefaati olmaz.
1- Göklerde, (insanlara yardım etmek için bekleyen) ne kadar melek bulunursa bulunsun, Allah dilemedikçe ve rıza gösterip izin vermedikçe onların herhangi bir kimseye en küçük bir şefaatleri/yardımları olamaz. (Necm 26) İhsan Aktaş açıklaması Bu ayet Rahman’dan başka kayırıcıları, yardımcıları ve şefaatçileri reddeder. (bkz: Müddessir:48) Ayrıca hem bu hem de Nisa-85. ayetten de anlaşılıyor ki, şefaat beklentisi hep dünyadadır, ahirette değil. Yani bundan hareketle bazı ayetlerde izne bağlanan şefaat/ dua, istiğfar, bağışlanma ve yardım talebi/ sadece dünyada olur, ahirette olmaz. Çünkü ahiret günü şefaat, yani dua, istiğfar, bağışlanma ve yardım talep etme yeri değil, bu nedenle ahirette yüce Allah’ın şefaatinden/yardımından başka kimsenin şefaati/yardımı veya birilerine aracı olması söz konusu değildir.
2- Onun (Kur’an’ın) haber verdiği sonuçlardan başka bir şey mi bekliyorlar? Onun (Kur’an’ın) haber verdiği sonuçların geldiği gün (ahiret günü) daha önce (dünyada iken) onu unutmuş olanlar: ’Rabbimizin elçileri hakkı bildirmişlerdi. (Ama biz kulak asmadık.) Şimdi bizim için şefaat edecekler (yardımda bulunacak kimseler) var mı ki bize şefaat etsinler? Ya da geriye (dünyaya) döndürülsek de daha önce yaptıklarımızdan farklı işler yapsak’ derler. Şüphesiz (dünyada yapmış oldukları zulüm ve kötülükler sebebiyle) onlar kendilerini zarara sokmuşlardır ve (bununla birlikte) uydurdukları şeyler de (onlara hiçbir fayda sağlayamadan) kendilerinden (ümitleri olmaktan çıkıp) kaybolmuştur. (Araf 53 Şirke düşenlere şefaatçi olmaz
3- Ve onların (Allah’tan başka varlıklara tanrısal nitelikler ve özellikler yükleyerek) ortak koştuklarından kendilerine şefaat (yardım edecek) kimse olmayacak ve o (zaman Allah’a) koştukları ortakları inkâr ederler (tanımazlar). (Rum 13) İhsan Aktaş Açıklaması Allah’tan başka varlıklara tanrısal özellikler yükleyerek hangi adla ve düşünce ile olursa olsun onlardan medet ummak şirktir. Örneğin: ‘’Hesap günü bize şefaat edecekler var. Bizim sevdiklerimiz, liderlerimiz, evliyalarımız, mürşitlerimiz, erenlerimiz var. Onlar Allah katında bize şefaat ederler. Hesap günü cezalandırılmaktan bizi kurtarırlar’’ demek şirktir. Bunlar bilsinler ki onların şefaatçi bildikleri hiçbir kişi, hiçbir varlık onlara şefaat edemeyecektir. Aksine bize şefaat edecekler dedikleri, onları suçlu çıkaracak, aleyhlerine şahitlik edeceklerdir. Aracı şefaatçılar:
4- Yoksa onlar Allah’ın peşi sıra (başkalarını) şefaatçiler mi edindiler! De ki: “Onlar hiçbir şeye güç yetiremezlerse ve akıl erdiremezlerse de mi?” (Zümer 43) Dünya da Müritlerine şefaat sözü verenler:
5- Dünya’ya ilk gelişinizde sizi yalnız yarattığımız gibi, işte huzurumuza da yapayalnız geldiniz ve size bağışladıklarımızın hepsini arkanızda bıraktınız. Size şefaatçi olacağını zannettiğiniz ve bunun için Allah ile aranıza koyduğunuz ortaklarınızı yanınızda göremiyoruz, aranızda kurmuş olduğunuz bağlar paramparça olmuş ve kurtaracağını zannettiğiniz o kimseler sizi yüzüstü bırakıp kaybolmuşlardır. (Enam 94) “YEVM” kelimesi geçmeyen yerde izinli şefaat:
6- Şüphesiz sizin Rabbiniz, gökleri ve yeri altı evrede yaratan, sonra da yarattığı her şeyin kanununu koyan, onlar üzerinde egemenlik kuran ve yarattıklarını başıboş bırakmayıp yöneten Allah’tır. O’nun izni olmadan hiçbir şefaatçi devreye giremez. İşte sizin Rabbiniz olan Allah budur. Öyleyse yalnızca O’na kulluk edin. Hala düşünüp öğüt almayacak mısınız? (Yunus 3) Cemal Külünkoğlu açıklaması: Kur’an’da şefaatle ilgili çok sayıda ayet bulunmakla birlikte, bu ayetler bir bütün olarak ele alındığında, şefaatin halk arasında yaygın biçimde anlaşıldığı gibi “kutsal bir şahsiyetin günahkâr bir kimseyi koşulsuz biçimde kurtarması” anlamına gelmediği açıkça görülür. Kur’an’ın temel ilkesi, bireyin kurtuluşunun başkasının müdahalesine değil, kendi imanına, sorumluluğuna ve amellerine bağlı olduğudur. Nitekim Bakara Sûresi 123. ayette, kimsenin kimseye fayda sağlayamayacağı, fidyenin ve şefaatin geçerli olmayacağı bir günden sakınılması gerektiği vurgulanarak bu ilke net bir şekilde ortaya konur. Diğer bazı ayetlerde ise şefaatin ancak Allah’ın izni ve rızasıyla mümkün olabileceği ifade edilir. Necm Sûresi 26. ayette, göklerde bulunan pek çok meleğin bile şefaatinin, ancak Allah’ın izin verdiği ve razı olduğu kimseler için geçerli olabileceği belirtilir. Benzer biçimde Meryem Sûresi 87. ayette de Rahman katında söz almış olanlar dışında kimsenin şefaate sahip olmadığı bildirilir. Bu ifadeler, şefaatin bağımsız ve mutlak bir yetki olmadığını; tamamen ilahi iradeye bağlı bir durum olduğunu göstermektedir. Bu çerçevede şefaat, kurtuluşu garanti eden bir aracı mekanizma olarak değil; Allah’ın rahmet ve adaletinin, kendi koyduğu sınırlar içinde tecelli etmesi şeklinde anlaşılmalıdır. Kur’an’da geçen şefaat vurguları, insanı sorumluluktan muaf kılan bir güvence sunmaz; aksine, ilahi izin ve hoşnutluk şartına bağlanarak bireysel hesap ve adalet ilkesini pekiştirir. Bazı ayetlerde şefaat bağlamında zikredilen melekler ise, Allah’ın iradesini yerine getiren varlıklar olarak anılır. Bu durum, şefaatin özünde bir “beşerî arabuluculuk” değil, Allah’ın dilediği kimseler üzerindeki rahmet ve yardımının bir ifadesi olduğunu ortaya koyar. Dolayısıyla Kur’an merkezli bir bakışla şefaat, insanı sorumluluktan azade kılan bir ayrıcalık değil; ilahi adaletin ve rahmetin sınırları içinde anlam kazanan bir kavramdır.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.