Eyüp YENEROĞLU
Bizi Görünüşümüzle Okuma
İnsan Artık Hakikati Görmüyor, İmajı Okuyor
İnsan artık birini anlamaya çalışmıyor. Onu sınıflandırıyor. Etiketliyor. Bir görüntüye, bir söze, bir kıyafete, bir kimliğe bakıp hükmünü veriyor. Çünkü modern çağın en büyük problemlerinden biri, derinlik kaybı değil yalnız; insanı içinden okuyamama krizidir.
Bugün insanlar birbirinin kalbine değil, profiline bakıyor. Yoluna değil, görüntüsüne. Sessizliğine değil, sloganına. İnsan artık görünenden fazlasını taşıyabileceğine inanılmayan bir çağda yaşıyor.
Muhyi’nin sözü tam burada çağları yaran bir yerden geliyor:
Zahid bizi tan eyleme
Hak ismin okur dilimiz
Sakın efsane söyleme
Hazret’e varır yolumuz
Bu, yalnız bir dervişin zahide itirazı değildir. Bu, insanı dış görünüşüyle yargılayan akla karşı söylenmiş büyük bir hakikat cümlesidir. Çünkü insan bazen hakikatsiz olduğu için değil, hakikati alışılmış biçimlerde taşımadığı için yanlış anlaşılır.
Ve çağ, çoğu zaman içi değil; kabuğu tanır.
İnsan Görünenden İbaret Sanılıyor
Bugün insanın en büyük yalnızlıklarından biri budur. Kendini anlatamamak değil yalnız; görülmeden tanımlanmak.
Bir kıyafetle hüküm veriliyor. Bir cümleyle karakter kuruluyor. Bir paylaşım üzerinden insanın bütün iç dünyası okunmuş sanılıyor. Çünkü modern insan hızlandı. Hızlandıkça da derinlik kaybetti. Artık kimse bir insanın içine yürümüyor. Sadece yüzeyine bakıyor.
Oysa insan yüzünden ibaret değildir. İnsanın asıl hikâyesi çoğu zaman görünmeyen yerindedir. Sustuklarında. Gece kimse yokken taşıdığı yükte. İçinde verdiği savaşta. Kırıldığı ama bozmadığı yerde.
Muhyi’nin “zahid bizi tan eyleme” sözü biraz da bunu anlatır. Bizi hemen çözmeye çalışma. Bizi dışımızdan okuyup hüküm verme. Çünkü insan bazen göründüğü kişi değildir; görünmemek için susan kişidir.
Çağın Yeni Zahidleri
Buradaki zahid yalnız eski zamanın kuru sofusu değildir. Bugün de zahidler var. Ama biçimleri değişti.
Bugünün zahidi:
- insanı ideolojisinden ibaret sanan,
- Bir etikete bakıp hüküm veren,
- Herkesi kendi kalıbına göre ölçen,
- Görünmeyeni değersiz gören,
- iç hakikatten çok dış görüntüye inanan insandır.
Çünkü çağımızda insanlar birbirini tanımıyor artık; kategorize ediyor.
Bir insan ya “bizden” sayılıyor ya “öteki.” Ya alkışlanıyor ya siliniyor. Ya görünür oluyor ya yok sayılıyor. Kimse kimsenin iç yolculuğunu merak etmiyor.
Oysa insan bazen en büyük hakikati sessiz taşır.
Hak İsmin Okur Dilimiz
Bu mısra çok büyük bir yerden konuşuyor.
Hak ismin okur dilimiz.
Buradaki mesele yalnız dilin zikri değildir. İnsanın iç merkezinin neyle dolu olduğu meselesidir.
Çünkü insanın dili yalnız konuşmaz. İçini ele verir. Ne ile meşgul olduğunu, neye bağlandığını, neyin etrafında döndüğünü açığa çıkarır.
Bugün çağın dili:
- Hız konuşuyor,
- Performans konuşuyor,
- Görünürlük konuşuyor,
- Başarı konuşuyor,
- Üstünlük konuşuyor,
- Benlik konuşuyor.
Ama hakikat konuşmuyor.
İnsan çok şey söylüyor artık ama az şey taşıyor. Çok cümle kuruyor ama az derinlik üretiyor. Çünkü dil hakikatten kopunca, kelime çoğalıyor ama anlam çekiliyor.
Muhyi’nin sözü burada yalnız dini bir çağrı değildir. Şunu söylüyor:
İnsanın dili neyle doluysa, yolu da oraya çıkar.
Sakın Efsane Söyleme
Bu cümle bugünün dünyasına doğrudan çarpıyor.
Çünkü çağımız hakikatten çok hikâye seviyor. Görüntü seviyor. Algı seviyor. Parlatılmış kişilikler seviyor. İnsanlar artık gerçeği değil, iyi kurgulanmış kimlikleri izliyor.
Bu yüzden herkes biraz kendini pazarlıyor. Bir karakter inşa ediyor. Bir vitrin kuruyor. Olduğu kişiyle değil, görünmek istediği kişiyle yaşıyor.
Ve zamanla insan kendi efsanesine dönüşüyor.
Oysa hakikat gösteri sevmez. Derinlik sessiz büyür. Sahicilik bağırmaz. İnsan en hakiki hâlini çoğu zaman alkış almadığı yerde taşır.
Muhyi’nin “sakın efsane söyleme” sözü biraz da şunu anlatıyor:
Hakikati süsleme. Kendini büyütme. Yolunu gösteriye çevirme. Çünkü insanın en büyük düşüşlerinden biri, yaşamadığı bir hakikati yaşamış gibi göstermesidir.
Hazret’e Varır Yolumuz
Buradaki “yol” çok önemli.
Çünkü hakikat Muhyi’de sonuç değildir; yürüyüştür.
Bugün modern insan her şeyi sonuca çevirmiş durumda:
- Başarı,
- Kariyer,
- Görünürlük,
- Takipçi,
- Statü,
- Etki.
Ama yol kayboldu.
Oysa insanı dönüştüren şey çoğu zaman vardığı yer değil, yürüdüğü yerdir. İçinden geçtiği eşiklerdir. Vazgeçişleridir. Sustuklarıdır. Kendini tarttığı gecelerdir.
Hazret’e varır yolumuz sözü, hakikatin slogan değil; ömürlük yürüyüş olduğunu anlatıyor.
Ve insanın asıl meselesi de burada başlıyor:
Bir yere ait görünmek değil, gerçekten bir yola sahip olmak.
İçsiz İnsan
Bugün herkes görünür olmak istiyor. Ama az insan derinleşmek istiyor.
Çünkü derinlik yavaşlık ister. Sessizlik ister. Kendinle yüzleşmek ister. İnsan ise artık sürekli dışarıya dönük yaşıyor. Sürekli görünmeye çalışıyor. Sürekli kendini kanıtlıyor.
Böyle olunca insanın içi büyümüyor; yalnız vitrini büyüyor.
Sonra bir gün insan alkışların ortasında büyük bir boşluk hissediyor. Çünkü dışarıdan kurulan hayat, içeride taşınamıyor.
Belki de çağın en büyük trajedilerinden biri budur:
İnsanların birbirini görmesi ama tanımaması.
Asıl Soru
İnsan neden artık hakikati değil, görüntüyü okuyor? Neden bir insanın içine yürümek yerine onun etiketiyle yetiniyor? Neden derinlikten çok imaja inanıyor? Ve neden herkes kendini göstermeye çalışırken, kimse gerçekten görünmüyor?
Belki de insanı en çok yoran şey anlaşılmamak değildir. Görülmeden hükme uğramaktır.
Ve belki de bugün gönle en çok lazım olan şey yeni bir slogan değil, eski bir hakikattir:
Zahid bizi tan eyleme.
Çünkü insan bazen hakikatsiz olduğu için değil, hakikati sessiz taşıdığı için yanlış anlaşılır.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.