Zekiye ÇOBAN
Bir Zamanlar…
Son günlerde sosyal medyada “bir zamanlar” cümlesiyle başlayan video paylaşımları insanı derinden etkiliyor. Huzurevlerinde, bakımevlerinde hazırlanan kısa videolarda bakıma muhtaç insanların bugünkü halleriyle; “Bir zamanlar öğretmendim, bir zamanlar hemşireydim, bir zamanlar akademisyendim, müdürdüm, şofördüm, terziydim, ev hanımıydım…” yazılı dövizleri göstermeleri, yüreğimizde acı burukluğa sebep oluyor.
Belki de bu paylaşımların bizi bu kadar derinden etkilemesinin nedeni, yaşlı bir insanın geçmişini anlatırken kullandığı o iki kelime: Bir zamanlar…
Bu cümleler, ilk bakışta geçmişe ait bir hayat hikâyesinin özeti gibi görünüyor. Oysa her birinin ardında koca bir ömür, yaşanmışlıklarla dolu yıllar, yetiştirilen insanlar, kazanılan başarılar, ertelenen hayaller, yenilgiler, yorgunluklar, kayıplar, kırgınlıklar ve belki de artık kendisini hatırlayan birilerinin olup olmadığını merak eden bir kalp var.
Yıllar nasıl da hızlı geçer…
Hayatın ritmi değişir. İşe gitmek için sabah erken kalkmaları gerekmez artık. Telefonları eskisi kadar çalmaz. Fikirlerini soranlar, kapılarını çalanlar, seslerini duymak isteyenler azalabilir. Bir zamanlar kendilerine ihtiyaç duyan dünyanın içinde, şimdi kendilerine yer aramaya başlayabilirler.
Huzurevlerinde ve bakımevlerinde yaşayan insanların sosyal medyada paylaşılan görüntüleri, yalnızca yaşlılık meselesi değil. Aynı zamanda hatırlanmak, bir insan olarak değerli bulunmak meselesi olarak görülmeli.
Çünkü insanın en büyük ihtiyaçlarından biri, yalnızca hayatta kalmak değil, hayatın içinde bir anlam taşımaya devam ettiğini hissetmektir. Bir insanın elinden tutmak kadar gözlerinin içine bakmak, neye ihtiyacı olduğunu sormak kadar hikâyesini dinlemek de önemlidir.
Bu paylaşımları beğenmek, altına birkaç içli cümle yazmak, bir anlığına üzülmek kolay. Zor olan, ekranı kapattıktan sonra da bu sorumluluğu hatırlamak. Kendi ailemizdeki yaşlıları aramak, onlar için zaman ayırmak, yalnız yaşayan komşumuzun kapısını çalmak, yaşlılığı bir yük değil hayatın doğal bir dönemi olarak kabul etmek… Asıl mesele, merhameti bir görüntüye verilen tepki olmaktan çıkarıp gündelik hayatın alışkanlığına dönüştürebilmekte.
Hiçbirimizin gençliği sonsuza kadar sürmeyecek. Bugün hızlı adımlarla geçtiğimiz sokaklarda bir gün daha yavaş yürüyeceğiz. Bugün kolayca hatırladığımız isimleri, tarihleri, yüzleri belki bir gün hatırlamakta zorlanacağız. Bugün başkalarının elinden tuttuğumuz gibi bir gün bizim de bir ele ihtiyacımız olacak. Yaşlılık, bakıma muhtaçlık, başkalarının başına gelen uzak bir hikâye değil; hepimizin hayatında bir gün karşılaşabileceği bir durak.
Bir gün hepimiz, başkalarının hatıralarında bir süre daha yaşamaya devam edeceğiz. Dileriz ki o hatıralarda, yalnızca bir zamanlar kim olduğumuz değil, bugün de nasıl değer gördüğümüz yer alsın.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.