Eyüp YENEROĞLU
Hey Deli Gönül
İnsan Bazen Acısından Değil, Telaşından Yıkılır
İnsan bazen kendini bir kaybın içinde değil, bir telaşın içinde kaybeder. Asıl yıkım da çoğu zaman orada başlar. Çünkü insanı yalnız acı dağıtmaz. Öfke de dağıtır. Arzu da dağıtırr. Bekleyiş de dağıtır. Ama en çok telaş dağıtıır.
Ruhsati’nin o tok ve sarsıcı beyti bu yüzden yalnız bir aşk yakınması değildir.
Daha senden gayrı aşık mı yoktur.
Nedir bu telaşın hey deli gönül.
Bu, yalnız sevdiğine kavuşamayan bir aşığın sözü değildir. Bu, kendi içinde taşan, ölçüsünü kaybeden, kendini tek acının sahibi sanan, kendi yarasını bütün alemin merkezi haline getiren insana söylenmiş bir ikazdır. Çünkü gönül bazen acısından değil, acısını taşıma biçiminden yorulur.
Kendini Tek Sanan Gönül
Bugün insanın en büyük sıkıntılarından biri budur. Her duygusunu eşsiz sanıyor. Her kaybınıı benzersiz, her kırılışını ilk, her yıkılışını son zannediyor. Sanki ilk defa o sevmiş gibi davranıyor. Sanki ilk defa o terk edilmiş gibi konuşuyor. Sanki ilk defa dünya onun kalbine dar gelmiş gibi telaşlanıyor.
Ruhsati’nin asıl darbesi burada geliyorr.
Daha senden gayrı aşık mı yoktur.
Yani kendini bu kadar merkeze koyma. Yaranı putlaştırma. Aşkını tek hakikat sanma. Acını, seni bütün insanlıktan ayıran bir ayrıcalık gibi taşıma.
Çünkü senden önce de sevenler oldu. Senden önce de bekleyenler oldu. Senden önce de geceleri kendi iç yangınıyla sabahlayanlar oldu. Senden önce de kalbi elinden alınmış,bakışı ufka çivilenmiş insanlar geçti bu dünyadan.
İnsan, acısının ilk sahibi değildir. Ve belki de bunu bilmek, insanı biraz olsun hafifletiir.
Günümüzün En Büyük Sorunu, Ölçüsüz Duygu
Bugün çağın insanı yalnız sevmiyor, aynı zamanda kendi duygusunu büyütüyor. İçinden geçen her şeyi mutlaklaştırıyor. Bir kırgınlığı kader, bir kaybı kıyamet, bir gecikmeyi felaket gibi yaşıyor. Çünkü iç terbiyesini kaybetmiş bir çağda yaşıyoruz. Duygularımız var ama ölçümüz yok. Bekleyişimiz var ama terbiyemiz yok.
Bu yüzden gönül, sevdiği için değil, sevdiğini taşıyacak olgunluğu bulamadığı için dağılıyor.
Asıl soru da burada başlıyor.
Nedir bu telaşın hey deli gönül.
Bu soru, gönlü küçümseyen değil, onu kendine çağıran bir sorudurr. Çünkü telaş, insanın iç dengesini bozar. Telaşlı insan sevemez, sahip olmak ister. Telaşlı insan bekleyemez, zorlamak ister.Telaşlı insan anlayamaz, hüküm verirr.
Gönül, telaşa düştüğü anda artık sevdanın evi olmaktan çıkar, korkunun ve kuruntunun evi haline gelir.
Aşk mı, Kontrol İsteği mi
Bugün insanın en büyük yıkımı, sevdiği için yanması değil, sevdiğini de bir sonuca bağlamasıdır. Artık aşk bile bir terbiye olmaktan çıkıyor, bir tüketim biçimine dönüşüyor. İnsan sevdiğine değil, karşılığına bağlanıyor. Kalbe değil, neticeye odaklanıyor. Derinliğe değil, tatmine koşuyor.
Sonra da niçin bu kadar kolay yorulduğunu anlayamıyor.
Oysa gönül biraz da tahammül yeridir. Bir şeyi hemen elde etmemeye, birini hemen kazanmamaya, bir duygunun sonucunu hemen görmemeye tahammül edemeyen insan, kendi içini de taşıyamaz. Çünkü insanın iç dünyası hızla değil, sabırla kurulur.
Aşk da böyledir. Hakikat de. İnsanlık da.
Gönül Ne Zaman Delileşir
Ruhsati’nin gönle dönüp hey deli gönül demesi boşuna değildir. Çünkü gönül bazen gerçekten delileşir. Kendine döner, kendini büyütür, kendii duygusunun içinde boğulur.
Bir kişiyi sever, sonra bütün varlığını onun etrafında tanımlar. Bir kayıp yaşar, sonra bütün ömrünü o kaybın karanlığına teslim eder. Bir yara alır, sonra kendini sadece o yara üzerinden tarif etmeye başlar.
İşte orada insan artık sevmiyor, kendini kaybediyor. Ve insan kendini en çok, bir başkasının yokluğunda değil, kendi ölçüsünü kaybettiği yerde yitiriyor.
Olgunluk Biraz da Burada Başlar
Bu yüzden bu beyit, aşkı yücelten bir beyit olmaktan çok, aşk içindeki insanı hizaya çağıran bir beyittir.
Sevme demiyor.Ağlama demiyor.Bekleme demiyor.
Ama şunu soruyor. Bu kadar taşmanın, bu kadar savrulmanın, bu kadar kendinden çıkmanın sebebi ne. Senden başka seven olmadı mı. Senden başka yanan olmadı mı. Senden başka geceleri uykusuz geçiren, yol gözleyen olmadı mı.
Oldu. Hem de çok oldu. Ama herkes kendi acısını bir dünya sanmadı.
İnsanın olgunluğu biraz da burada başlar. Acısını inkar etmeden, ama onu putlaştırmadan yaşamakta. Sevdiğini küçültmeden, ama onun karşısında kendini yok etmeden durmakta. Beklerken parçalanmadan, kaybederken karakterini düşürmeden kalabilmekte.
Çünkü gönül, sadece seven yer değildir. Aynı zamanda ölçü yeridir. İnsan, gönlünün büyüklüğü kadar değil, gönlünü taşıma biçimii kadar insandır.
Asıl Mesele, İç Terbiye
Belki de bugün en çok buna ihtiyacımız var.Daha çok gösteriye değil. Daha çok yakınmaya değil. İç terbiyeye.
Kendini merkeze koymayan bir duygu ahlakına. Acıyı bile vakar ile taşıyan bir insanlığa. Sevdiği için küçülmeyen, beklediği için dağılmayan, kaybettiği için kendini yitirmeyen bir gönül disiplinine.
Çünkü insana her şeyden önce lazım olan şey, sevdiğine kavuşmak değildir. Bazen kendi içine kavuşmaktır.
Asıl Soru Budur
Ruhsatinin gönle söylediği söz, bugün bize de söyleniyor aslında. Bu dünyada senden başka seven de oldu. Yanan da. Bekleyen de. Kaybeden de.
Öyleyse bu kadar taşma. Bu kadar savrulma. Bu kadar kendini tüketme.
Çünkü insanı aşk yıkmaz her zaman. Bazen aşkın içindeki telaş yıkar. Ve bazen insan, sevdiğini değil, önce o telaşı yenmek zorundadır.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.