Bedriye KARAHAN
Eski Bayramlar, Eksilen Sandalyeler
Bayram sabahları bir başka olurdu eskiden…
Ev daha gün doğmadan uyanır, mutfaktan gelen sesler bütün odalara yayılırdı. Anneler telaşla hazırlık yapar, babalar erkenden kalkıp en güzel kıyafetlerini giyerdi. Kapılar hiç kapanmazdı o zamanlar; gelen gidene çay yetişmez, çocukların sesi sokaklardan taşardı.
Şimdi düşünüyorum da…
Aslında bayramı bayram yapan ne şekerdi ne yeni alınan ayakkabılar. Bayramı güzelleştiren, aynı sofranın etrafında toplanan insanlardı.
Anne vardı…
Sessizce herkesin tabağını dolduran, “Biraz daha ye” demeden içi rahat etmeyen o güzel kadın.
Baba vardı…
Evde varlığı bile güven veren, bayram namazından dönerken getirdiği sıcak ekmek kokusuyla içimizi huzurla dolduran adam.
Zaman geçti.
Takvimler değişti, çocuklar büyüdü, şehirler uzaklaştı. Ve bir gün fark ettik ki bazı sandalyeler artık boş kalıyor…
Bayram geliyor ama annenin sesi yok.
Kapı çalıyor ama babanın “Hoş geldiniz” deyişi duyulmuyor.
Kalabalık sofralar kurulsa bile insanın içinde eksik kalan bir yer oluyor.
İşte o zaman anlıyor insan:
Meğer bayram dediğimiz şey, sevdiklerimizin nefesiymiş.
Eskiden herkes bir aradaydı. Küslükler kısa sürerdi. Büyüklerin eli öpülür, duaları alınırdı. Şimdi ise birçok evde telefonlar sessiz, yollar uzak, insanlar yorgun…
Ama yine de bayram, biraz hatırlamaktır.
Bir annenin fedakârlığını…
Bir babanın sessiz sevgisini…
Ve artık aramızda olmayanların bıraktığı o derin izi…
Belki eski bayramlar geri gelmeyecek.
Ama onları yaşatan insanlar kalbimizde oldukça, hiçbir bayram tamamen eksik olmayacak.
Bu bayramda bir anneye sıkıca sarılın…
Bir babanın elini uzun uzun tutun…
Çünkü bir gün, en çok özlediğimiz şeyin onların sesi olduğunu fark ediyor insan.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.