Eyüp YENEROĞLU

Eyüp YENEROĞLU

Topraklar Susamış Adam Etine

İnsan Ölümü Çoğu Zaman Soyut Düşünüyor

Bir ayrılık gibi. Bir sessizlik gibi. Bir yok oluş duygusu gibi.

Ama ölüm sadece duygusal bir kopuş değildir. Aynı zamanda bedensel bir hakikattir. Toprağın, insanı geri alışıdır. Eti kemiğiyle, bütün maddesiyle onu çözmesidir.

Ruhsatî bu yüzden sözü romantikleştirmiyor. Ölümü yumuşatmıyor. Onu şiirle süslemiyor. Doğrudan, sert ve çıplak bir yerden konuşuyor:

Topraklar susamış adam etine
Hep ağzını açmış hey deli gönül

Bu, insanın duymak istemeyeceği türden bir sözdür. Tam da bu yüzden kıymetlidir. Çünkü bazı hakikatler insanı okşamak için değil, sarsmak için söylenir.

Burada ölüm, uzak bir fikir değildir artık. Toprağın bekleyen iştahıdır. İnsanın bedenine dönük sessiz, değişmez, kaçınılmaz hükmüdür.

İnsan En Çok Bedeniyle Aldanıyor

İnsan kendini sadece aklıyla büyütmüyor. Bedeniyle de aldanıyor. Gençliğine güveniyor. Sağlığına güveniyor. Yüzüne güveniyor. Gücüne, yürüyüşüne, diriliğine güveniyor.

Sanki et çürümeyecekmiş gibi. Sanki kemik çözülmeyecekmiş gibi. Sanki ten bir gün toprağın konusu olmayacakmış gibi.

Oysa insanın en büyük yanılsamalarından biri budur: Kendi bedenini kalıcı sanmak.

Bugün bütün çağ, biraz da bu aldanış üzerine kurulu. Genç kalmak. Daha diri görünmek. Yaşlanmayı geciktirmek. Bedeni korumak değil artık mesele; onu fanilikten kaçırmak.

Ama kaçamıyor.

Çünkü toprağın dili ağırdır. Gecikir belki. Ama susmaz.

Toprağın Sessiz İştağı

Ruhsatî’nin “susamış” kelimesi çok çarpıcıdır. Çünkü burada toprak, pasif bir son değil. Bekleyen bir hakikat gibi duruyor.

Susamış.

Yani hazır. Yani bekliyor. Yani senin dünyadaki telaşın, kibrin, güzelliğin, üstünlüğün, servetin, gençliğin ne olursa olsun, seni bir gün içine alacak.

İnsan bu cümleyi gerçekten içine indirse, bedeniyle kurduğu ilişkinin ölçüsü değişir. Onu putlaştırmaz. Onu inkâr da etmez. Ama ona sonsuzluk yüklemez.

Çünkü beden insana emanettir; kimlik değildir. Güçtür ama kalıcılık değildir. Vasıtadır ama merkez değildir.

Biz ise çoğu zaman bedeni merkeze alıyoruz. Onu yaşatmak değil, onunla ebediyet duygusu kurmak istiyoruz.

Oysa toprak ağzını açmış bekliyor.

Hep Ağzını Açmış

Bu ifade insanı ürpertir. Ürpertmelidir de. Çünkü ölüm bazen güzel kelimelerle fazla yumuşatılıyor. “Sonsuzluğa uğurlandı” deniyor. “Ebediyete irtihal etti” deniyor. “Göçtü” deniyor. Bunların her biri kendi yerinde anlamlı olabilir. Ama bazen insanın, ölümün sert maddi hakikatini de duyması gerekir.

Toprak ağzını açmış.

Yani bu dünya seni sadece taşımıyor. Bir gün seni yutacak da. Üstünde yürüdüğün şey, sonunda altına gireceğin şeydir. Ayağının altında gördüğün yer, bir gün bedeninin üstüne kapanacaktır.

İnsan bunu unutunca kibir büyüyor. Hırs büyüyor. Mülkiyet duygusu büyüyor. Tenini mutlaklaştırma eğilimi büyüyor.

Ama toprağın açık ağzı, bütün bu büyütmeleri küçültür.

Ölümün Romantik Değil, Maddi Tarafı

Belki de bugün en çok eksik olan şey bu: Ölümün şiirini değil, ciddiyetini düşünmek. Çünkü insan ölümü sadece metafizik bir kavuşma gibi düşündüğünde, bedenin faniliğini unutuyor. Unutunca da hayatı yanlış kuruyor.

Sanki zaman sadece ruhu aşındırıyor da bedeni aşındırmıyor gibi yaşıyor. Sanki ölüm bir gün gelecek ama bu teni çözmeyecekmiş gibi davranıyor.

Oysa ölüm aynı zamanda maddedir. Çürümedir. Çözülmedir. Toprağa dönüştür.

Bu sertlik neden önemli? Çünkü insanı ayıltır. Kendine hayranlığı azaltır. Bedeni merkeze koyan gururu kırar. Güzelliği, kuvveti, sağlığı ilahileştiren zihni sarsar.

Ve insana şunu hatırlatır: Sen topraktan kaçan değil, toprağa dönen bir varlıksın.

Çağın Büyük Körlüğü

Bugün insan bedeni hiç olmadığı kadar büyüttü. Gösterdi. Sergiledi. Süsledi. Pazarladı. Kimliğe çevirdi. Yüz, ten, gençlik, görünüş, form, cazibe… Hepsi neredeyse yeni bir dinin parçaları gibi.

Çünkü modern insan içini kaybettikçe, dışını parlatıyor. Ruhunu derinleştirmedikçe bedenini öne sürüyor. Manasını yitirdikçe görüntüsünü büyütüyor.

Ama toprağın hükmü bütün bu gösteriye bir tek cümleyle cevap veriyor:

“Topraklar susamış adam etine.”

Yani neyi büyütürsen büyüt, bir gün çözülmeye mahkûmsun. Neyi korursan koru, bir gün bırakılacaksın. Neyi sergilersen sergile, bir gün toprağın sessizliğine teslim olacaksın.

Bu, insanı aşağılamak için değil; ölçüsünü geri vermek için söylenmiş bir sözdür.

Bedenin Sonunu Düşünmek Neden Gerekli

Çünkü insan sadece ruhunu düşünerek olgunlaşmıyor. Bedeninin sonunu düşünerek de olgunlaşıyor. Bir gün bu eller duracak. Bu yüz çökecek. Bu gözler kapanacak. Bu ten soğuyacak. Ve bütün o canlılık, toprağın konusu olacak.

İnsan bunu düşündüğünde hayat küçülmez. Tam tersine, daha ciddi hâle gelir. Öfkesi azalır. Kendine hayranlığı kırılır. Başkası üstünde kurduğu üstünlük vehmi dağılır.

Çünkü aynı toprağa girecek iki insanın, birbirine karşı bu kadar kibirli yürümesi anlamsızlaşır.

Asıl Sertlik Burada

Ruhsatî gönlü ürkütmek istiyor burada. Çünkü bazen insan ancak ürperince uyanıyor. Her söz okşarsa, insan değişmiyor. Her cümle teselli olursa, insan kendini yeniden tartmıyor. Bazen hakikatin biraz sertleşmesi gerekir.

Toprağın açık ağzı, işte bu sertliktir.

Bir gün seni de çağıracak olan, şu an üstünde güvenle yürüdüğün yerdir. Bir gün senin de etin, kemiğin, bedenin bu büyük dönüşün parçası olacak.

Öyleyse niçin bu kadar gurur? Niçin bu kadar sahiplik? Niçin bu kadar gösteri? Niçin bu kadar bedene yaslanmış bir hayat?

Asıl Soru

Toprağa dönecek bir bedenle, neden bu kadar sonsuzmuş gibi yaşıyorsun? Çürümeye mahkûm bir ten için, neden bu kadar kibir üretiyorsun? Bir gün susmuş, soğumuş, bırakılmış olacağın hâlde, neden bugün kendini bu kadar merkez sanıyorsun?

Belki de insanı asıl ayıltan şey ölümün varlığı değil, bedeninin de bu hükmün içinde olduğunu hatırlamaktır.

Ve belki de gönle bugün en çok lazım olan şey yumuşak bir teselli değil, sert bir aynadır:

Toprak bekliyor. Ağzı açık. Hükmü sessiz ama kesin.

Öyleyse bedeninle övünme. Onu emanet bil. Çünkü sonunda insanı en çok sarsan şey, ölümün geleceği değil; toprağın onu çoktan bekliyor oluşudur.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Eyüp YENEROĞLU Arşivi

Birgün Bindirirler Ölüm Atına

13 Nisan 2026 Pazartesi 10:15

Çok Yaşayan Yüze Kadar Yaşıyor

11 Nisan 2026 Cumartesi 10:08

Baktım iki Kişi Mezar Eşiyor

10 Nisan 2026 Cuma 09:36

Doy Deli Gönül

09 Nisan 2026 Perşembe 11:29

Yalan Dünyadan Ümidini Üz

08 Nisan 2026 Çarşamba 09:57

Uy Deli Gönül

07 Nisan 2026 Salı 09:13

Duman Çöker Serime

06 Nisan 2026 Pazartesi 09:46

Say Deli Gönül

04 Nisan 2026 Cumartesi 09:36

Hey Deli Gönül

03 Nisan 2026 Cuma 09:13

Yarılma: Petrodolar

02 Nisan 2026 Perşembe 13:53