Bedriye KARAHAN

Bedriye KARAHAN

Kırık Saat

Bazı şeyler büyük gürültülerle yıkılmaz.

Bir toplum mesela… Sessizce değişir. İnsanlar önce birbirine bakmayı bırakır, sonra dinlemeyi, en sonunda da anlamayı. Bir zamanlar mahalle arasında yankılanan çocuk seslerinin yerini araba kornaları alır. Kapı önlerinde edilen sohbetler kaybolur. Aynı apartmanda yaşayan insanlar birbirinin adını bilmeden yıllar geçirir.

Ve bütün bunlar olurken kimse tam olarak neyin eksildiğini anlayamaz.

Çünkü modern hayat insana her şeyi hızlı yaşatıyor ama hiçbir şeyi derin yaşatmıyor. Sabah aceleyle başlayan günler, gece yorgun bir ekran ışığında sona eriyor. Sürekli bir yerlere yetişiyoruz ama çoğu zaman kendimize ulaşamıyoruz. Yoruluyoruz, fakat neden yorulduğumuzu bile düşünmeye vakit bulamıyoruz.

Belki de çağımızın en büyük sorunu tam olarak budur: İnsanlar artık hissetmeye zaman ayıramıyor.

Eskiden bir fincan çayın etrafında saatler süren sohbetler vardı. Şimdi mesajlar kısa, cümleler eksik, duygular yarım. Herkes konuşuyor ama çok az insan gerçekten bir şey anlatıyor. Sosyal medya kalabalık, hayatlar kalabalık, zihinler kalabalık… Ama insanın içi hiç olmadığı kadar yalnız.

İnsan bazen düşünüyor: Bu kadar bağlantının içinde nasıl bu kadar kopuk yaşayabiliyoruz?

Belki de mesele teknoloji değil. Belki mesele, insanın kendi iç sesinden uzaklaşması. Çünkü insan kendine yabancılaşınca çevresindeki her şey de anlamını kaybetmeye başlıyor. Başarılar bile eskisi kadar mutlu etmiyor artık. Yeni alınan bir eşya birkaç gün heyecan veriyor, sonra sıradanlaşıyor. Çünkü eksik olan şey konfor değil; eksik olan şey huzur.

Bugün insanların çoğu güçlü görünmeye çalışıyor. Kimse kırıldığını göstermek istemiyor. Oysa hayat dediğimiz şey biraz da kırılmaktır. Hayal kırıklığıdır, kaybetmektir, yeniden başlamaktır. İnsan en çok düştüğü yerlerde kendini tanır.

Belki bu yüzden “kırık” kelimesi düşündüğümüz kadar kötü değildir.

Çünkü bazen kırılan şeyler bize gerçeği gösterir. Kusursuz görünen hayatların içindeki sessiz çöküşleri, susturulan duyguları, ertelenen insanlığı fark ettirir. Tıpkı kırık bir saat gibi… Durmuştur belki ama günde iki kez doğruyu göstermeye devam eder.

Biz de biraz böyle zamanların içindeyiz. Her şey ilerliyor gibi görünüyor ama insanlık aynı hızla ilerliyor mu, işte orası tartışılır. Daha hızlı internetimiz var ama daha sabırsız insanlara dönüştük. Daha büyük şehirler kurduk ama küçülen hayatların içinde yaşamaya başladık. Kalabalıkların ortasında yalnızlaşmayı öğrendik.

Yine de umutsuz olmak için erken.

Çünkü bu dünyanın hâlâ güzel insanları var. Otobüste yer veren gençler, hiç tanımadığı birine yardım edenler, zor zamanda dostunun yanında duranlar, sokaktaki bir hayvana su bırakanlar… Dünya çoğu zaman büyük değişimlerle değil, küçük iyiliklerle ayakta kalıyor.

Belki de insanlığı kurtaracak olan şey büyük sözler değil; küçük merhametlerdir.

“Kırık Saat” işte tam da bu yüzden var.

Görmezden gelinenleri konuşmak için…

Hızlı akan gündemin arasında durup gerçekten düşünmek için…

İnsanı insana hatırlatmak için…

Çünkü bazen durmak gerekir.

Bir saatin neden kırıldığını anlamadan zamanı anlayamazsınız.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bedriye KARAHAN Arşivi

Kardeş olmak...

23 Mayıs 2026 Cumartesi 11:12

Eski Bayramlar, Eksilen Sandalyeler

22 Mayıs 2026 Cuma 15:41

Anneler Günü

08 Mayıs 2026 Cuma 10:19

Kendine Dönmenin Vakti

30 Nisan 2026 Perşembe 11:39

18 Mart: Bir Milletin Diriliş Günü

18 Mart 2026 Çarşamba 09:52