Bedriye KARAHAN
Vicdanın Raf Ömrü Var mı?
Bir markete girdiğimizde ilk baktığımız şeylerden biri son kullanma tarihidir. Çünkü bozulmuş bir ürünü tüketmek istemeyiz. Peki ya vicdan? Onun da bir raf ömrü var mı?
Her gün sayısız haber okuyoruz. Bir çocuk aç yatıyor, bir kadın şiddet görüyor, bir yaşlı yalnız ölüyor, bir genç umutsuzluktan hayallerini rafa kaldırıyor. İlk duyduğumuzda içimiz sızlıyor. Sonra ikinci haber geliyor, üçüncüsü, dördüncüsü... Bir süre sonra acılar sıradanlaşıyor. Duygular köreliyor. Oysa değişen acılar değil, bizim alışkanlığımız oluyor.
Vicdan, kullanılmadığında paslanan bir pusula gibidir. Başkalarının derdini sadece birkaç saniyelik bir haber olarak görmeye başladığımız gün, aslında kendi insanlığımızdan da bir parça kaybetmiş oluruz.
Teknoloji bizi birbirimize hiç olmadığı kadar yakınlaştırdı ama yüreğimizi aynı ölçüde yakınlaştırabildi mi? Ekranlarımız dolu, fakat göz göze bakabildiğimiz insanlar giderek azalıyor. Bir paylaşım yapmak, bir kalp emojisi bırakmak bazen gerçek bir yardımın yerini alıyor. Oysa vicdan, parmak uçlarında değil; davranışlarda yaşar.
Bir toplumun geleceğini yolları, binaları ya da ekonomisi kadar vicdanı da belirler. Çünkü adalet vicdandan doğar, merhamet vicdandan beslenir, dayanışma vicdanla büyür.
Belki de asıl soru şu: Vicdanın gerçekten bir raf ömrü mü var, yoksa biz mi onu ihmal ediyoruz?
İnsan olmak; yalnızca nefes almak değil, başkasının acısını hissedebilmektir. Vicdan, tarih atılan bir ürün değildir. Ona her gün sahip çıkılmazsa sessizleşir. Ve sessiz kalan vicdanın bedelini, eninde sonunda hepimiz öderiz.
Bugün bir an durup kendimize şu soruyu soralım: Vicdanımız hâlâ taze mi, yoksa fark etmeden son kullanma tarihini çoktan geçirdi mi?
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.