Eyüp YENEROĞLU

Eyüp YENEROĞLU

Çok Yaşayan Yüze Kadar Yaşıyor

İnsan Uzun Yaşamayı Kurtuluş Sanıyor

İnsan uzun yaşamayı kurtuluş sanıyor. Biraz daha kalmayı, biraz daha görmeyi, biraz daha oyalanmayı nimet gibi taşıyor. Oysa ömür uzayınca hayat derinleşmiyor her zaman. Bazen sadece gaflet uzuyor. Bazen sadece erteleme uzuyor. Bazen sadece insanın kendine kurduğu oyalanma büyüyor.

Ruhsatî bu yüzden sade ama öldürücü bir yerden konuşuyor:

Çok yaşayan yüze kadar yaşıyor
Gel de bu rüyayı yor deli gönül

Bu iki mısra yalnız ömrün kısa olduğunu söylemiyor. Uzunluğunun da çare olmadığını söylüyor. Çünkü insan yüz yıl da yaşasa, sonunda yine gidiyor. Biraz daha kalmış oluyor sadece. Biraz daha oyalanmış. Biraz daha biriktirmiş. Biraz daha ertelemiş.

Ama hüküm değişmiyor.

Uzun Ömür de Ölüme Yenilir

İnsan sayılarla aldanıyor. Yetmiş yıl, seksen yıl, doksan yıl, yüz yıl… Kulağa uzun geliyor. Sanki bitmeyecekmiş gibi geliyor.

Oysa ömür, yaşarken geniş görünür; bitince bir cümleye düşer. Yaşadı derler. Geçti derler. Gitti derler. Bu kadar.

Ruhsatî’nin “yüze kadar” deyişi tam da bunu söyler. En çok yaşayan da oraya kadar yaşar. Yani en uzun ömür bile sınırlıdır. En geç giden bile gider. En çok oyalanan da sonunda aynı kapıya çıkar.

Öyleyse insan neden hâlâ kalacakmış gibi yaşar?

İnsanı Zaman Değil, Zaman Var Sanması Bozar

Hayat, içindeyken sonsuzmuş gibi görünür. İnsan sabah kalkar, yarın da var sanır. Birini kırar, sonra telafi ederim der. Bir iyiliği erteler, daha çok zaman var der. Kendini düzeltmeyi geciktirir, önümde uzun bir ömür var diye düşünür.

Asıl aldanma budur. Çünkü insanı her zaman zamanın azlığı yıkmaz. Bazen zaman var sanması yıkar.

“Sonra” kelimesi kadar insanı gevşeten az şey vardır. Nasıl olsa sonra. Nasıl olsa yetişir. Nasıl olsa düzelir. Nasıl olsa vakit var.

Oysa bazen ömür, tam da bitmez sandığın yerden eksilir.

Hayat Neden Rüyaya Benzer

Ruhsatî’nin ikinci mısrası burada daha da büyür:

“Gel de bu rüyayı yor deli gönül”

Hayat neden rüyaya benzer? Çünkü içindeyken gerçek görünür, geçince dağılır.

Rüyadayken gördüğün şey tamdır. Yoğundur. Sarsıcıdır. Hakikatin kendisi gibi gelir. Ama uyandığında avucunda hiçbir şey kalmaz.

Hayat da böyledir. İçindeyken çok ciddi gelir. Çok kalıcı görünür. Çok büyük sanılır. Ama geriye dönüp bakınca insan şaşar: Bunca yıl ne çabuk geçti. Bunca telaş ne çabuk söndü. Bunca hırs ne çabuk dağıldı.

Demek ki mesele sadece yaşamak değil. Yaşadığını ne sandığın.

Ruhsatî’nin “yor” dediği yer tam burası. Hayatı çöz. Görüntüyü dağıt. Perdeyi kaldır. Seni içine çekmiş bu akışın ardına bak. Çünkü rüyayı rüya bilmeyen, onu hakikatin kendisi sanır.

Çok Yaşamak Yetmiyor

İnsan uzun yaşayınca olgunlaşmıyor otomatik olarak. Çok yaşamak bazen sadece çok oyalanmak demek. Çok biriktirmek. Çok üzülmek. Çok korkmak. Çok alışmak.

Bir insan yüz yıl yaşayabilir ve yine de ne için yaşadığını anlayamadan gidebilir. Bir başkası daha az yaşar ama hayatın ağırlığını kavrayarak geçer.

O yüzden mesele ömrün uzunluğu değildir. Mesele, ömrün uyanıklığıdır.

Nice insan yaş aldı ama derinleşmedi. Nice insan uzun yaşadı ama kendini çözemedi. Nice insan çok şey gördü ama hiçbir şeyi gerçekten anlamadı.

Çünkü zaman herkesi büyütmez. Bazılarını sadece eskiltir.

Çağın Hastalığı: Ömrü Uzatmak, Hayatı Anlamamak

Bugün insan hayatı uzatmaya çok hevesli. Ama onu anlamaya o kadar hevesli değil. Daha uzun yaşamak istiyor. Daha genç kalmak istiyor. Daha geç yaşlanmak istiyor. Ama şu soruyu sormuyor: Neye uzatıyorsun?

Bir ömrü hakikate mi uzatıyorsun? Yoksa oyalanmaya mı?

Çünkü insan bazen ölüme değil, alıştığı düzene direniyor. Konforuna. Eşyasına. Yüzüne. Benliğine. Bırakmak istemediği sahte sürekliliğe.

Bu yüzden uzun ömür arzusu her zaman hikmetten doğmuyor. Bazen sadece kopamama hâlinden doğuyor.

Rüyayı Yormak Nedir

Rüyayı yormak, hayatı küçümsemek değildir. Hayatı çözmektir. Geçiciliğini görmektir. Aldanışlarını ayıklamaktır. Neyin gerçekten kıymetli, neyin sadece görüntü olduğunu ayırmaktır.

Yormayan gönül kendini kaptırır. Gördüğünü mutlak sanır. Yaşadığını kalıcı sanır. Kaybettiğini felaket, kazandığını zafer sayar.

Oysa biraz geri çekilince görüntü bozulur. Büyüttüğün şey küçülür. Kaybettiğin şey yerine oturur. Sonsuz sandığın şeyin faniliği görünür.

İnsan bazen hayatın zorluğu yüzünden değil, onu yanlış okuduğu için yorulur.

Asıl Uyanış

Belki de mesele ölümü düşünmek değil sadece. Hayatı doğru düşünmek.

Hayatı rüya gibi gören insan, ona daha az bağlanır ama daha dikkatli yaşar. Daha az büyütür ama daha çok kıymet bilir. Daha az sahiplenir ama daha derin bakar.

Bilir ki hiçbir şey elinde kalmayacak. Ama tam da bu yüzden, eline geçen her şeyin ahlakını taşımak zorundadır. Bilir ki yüz yıl bile yaşasa sonunda “geçti” denecektir. Ama tam da bu yüzden, geçip giderken nasıl biri olduğuna dikkat etmelidir.

Asıl Soru

Yüz yıla kadar yaşasan ne olacak? Sonunda yine eksileceksin. Yine bırakacaksın. Yine gideceksin.

Öyleyse niçin bu kadar kalıcıymış gibi davranıyorsun? Niçin her şeyi sonsuz ve vazgeçilmez sanıyorsun? Niçin içinde yaşadığın görüntüyü hakikatin tamamı gibi taşıyorsun?

Belki de insanı asıl yoran şey hayatın kısalığı değil, onu rüya olduğunu bilmeden yaşamasıdır.

Ve belki de gönle bugün en çok lazım olan şey yeni bir teselli değil, eski bir ayıltmadır: “Çok yaşayan da gider.” Uzun ömür de çare olmaz. O hâlde ömrü uzatmanın değil, onu doğru okumanın derdine düş.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Eyüp YENEROĞLU Arşivi

Baktım iki Kişi Mezar Eşiyor

10 Nisan 2026 Cuma 09:36

Doy Deli Gönül

09 Nisan 2026 Perşembe 11:29

Yalan Dünyadan Ümidini Üz

08 Nisan 2026 Çarşamba 09:57

Uy Deli Gönül

07 Nisan 2026 Salı 09:13

Duman Çöker Serime

06 Nisan 2026 Pazartesi 09:46

Say Deli Gönül

04 Nisan 2026 Cumartesi 09:36

Hey Deli Gönül

03 Nisan 2026 Cuma 09:13

Yarılma: Petrodolar

02 Nisan 2026 Perşembe 13:53