Eyüp YENEROĞLU
Duman Çöker Serime
İnsan Bazen Yıkılmaz, Sadece Üstüne Duman Çöker
İnsan bazen bir felaketle yıkılmaz. Bir haberle dağılmaz. Bir kayıpla çökmez. Bazen yalnızca üstüne duman çöker. Ve o duman, insanın yolunu değil sadece; aklını, içini, hevesini, niyetini de kapatır.
Ruhsatî’nin beyti bu yüzden yalnız yoksulluğu anlatmaz. Daha büyük bir şeyi anlatır.
Günde bir yol duman çöker serime.
Elim ermez gidem kisb ü kârıma.
Bu, sadece geçim derdi çeken bir insanın sözü değildir. Bu, hayatın ağırlığı altında zihni sislenen, ne yapacağını bilen ama yapacak takati bulamayan, niyeti duran ama eli yürümeyen insanın sözüdür. Çünkü insanı her zaman büyük yıkımlar bitirmez. Bazen küçük ama sürekli yükler tüketir.
Çağın En Büyük Felaketi: İçine Çöken Sis
Bugün insanın en büyük sıkıntılarından biri tam da budur. Birçoğumuz neyin doğru olduğunu bilmiyor değiliz. Ne yapmamız gerektiğini de az çok biliyoruz. Neye yönelmemiz, neyi bırakmamız, hangi yükü taşımamamız gerektiğini de hissediyoruz. Ama elimiz ermiyor. Çünkü başımızın üstünde görünmeyen bir duman var.
Geçim derdi. Gelecek korkusu. Eksiklik duygusu. Yetişememe telaşı. Bitmeyen kıyas. Sürekli bir şeylere geç kalma hissi.
Bütün bunlar insanın yalnız cebini daraltmıyor. Önce zihnini daraltıyor. Sonra içini. Sonra ufkunu. Sonra da en sonunda iradesini. İnsan, yapamayacağı için değil; dumanın altında kaldığı için yürüyemiyor.
Kisb ü Kârına Gidemeyen İnsan
Ruhsatî’nin ikinci dizesi burada çok büyük.
Elim ermez gidem kisb ü kârıma.
Bu söz, yalnız çalışmaya gidememeyi anlatmaz. İnsanın kendi emeğine, kendi düzenine, kendi hayatını kurma kudretine ulaşamamasını anlatır. Yani mesele yalnız rızık değil. Mesele, insanın kendi hayatına yetişememesi. Kendi işine varamaması. Kendi emeğini kuramaması. Kendi düzenini toparlayamaması. Kendi gününü taşıyamaması.
Bugün nice insan böyledir. Sabah kalkar ama içi kalkmaz. Yola çıkar ama zihni çıkmaz. Bir işle uğraşır ama gönlü uğraşmaz. Masaya oturur ama dikkatini toplayamaz. Hayatın içinde görünür ama aslında kendi hayatına varamamıştır. Çünkü insan bazen yolunu kaybetmez. Yoluna gidecek iç berraklığını kaybeder.
Duman Neden Hep Serimize Çöker
Buradaki serime kelimesi çok şey söylüyor. Duman toprağa değil, başa çöküyor. Yani önce düşünceyi boğuyor. Önce bakışı bulandırıyor. Önce dikkati dağıtıyor.
İnsanın felaketi çoğu zaman dışarıda başlamaz. Başının içinde başlar. Bir ağırlık çöker. Bir bulanıklık yayılır. Bir isteksizlik gelir. Bir yılgınlık birikir. Sonra insan, yapması gerekeni yapamaz hâle gelir.
İşte çağımızın görünmeyen yıkımı budur. Çok insan yoksul olduğu için değil yalnız; zihni sürekli meşgul, sürekli baskı altında, sürekli eksiklik duygusuyla kuşatıldığı için yoruluyor. Daha kazanmadan tükeniyor. Daha yola çıkmadan yoruluyor. Daha işe varmadan içi dağılıyor. Çünkü duman, bedenden önce ruha çöküyor.
Geçim Derdi Sadece Ekmek Meselesi Değildir
Bunu yalnız ekonomik bir mesele sanmak eksik olur. Geçim derdi yalnız para kazanma derdi değildir. İnsanın kendini sürdürme derdidir. Evini ayakta tutma derdidir. Çocuğunun yüzüne eksik bakmama derdidir. Yarına dağılmadan çıkabilme derdidir.
Bu yüzden geçim yükü insanda yalnız fiziksel yorgunluk yapmaz. Ahlaki yorgunluk da yapar. Duygusal yorgunluk da. Zihinsel yorgunluk da.
Bir müddet sonra insan doğruları unutmaz belki ama onlara gidecek gücü kaybeder. Ve bu çok ağır bir yıkımdır. Çünkü insanın elinden önce imkânı değil, yönelişi alınır. Önce hevesi söner. Sonra dikkati dağılır. Sonra iradesi zayıflar. Sonra da kendini tembel sanmaya başlar.
Oysa çoğu zaman tembellik değil bu. Duman altı olmaktır.
Bugünün İnsanı Hep Bir Sis İçinde Yaşıyor
Belki de bu yüzden çağın insanı bu kadar yorgun. Çünkü yalnız çalışmıyor. Aynı zamanda sürekli kaygı taşıyor. Yalnız üretmiyor. Aynı zamanda sürekli yetişmeye çalışıyor. Yalnız bir hayat yaşamıyor. Aynı anda onlarca ihtimali, onlarca korkuyu, onlarca eksikliği de sırtında taşıyor.
Böyle olunca insan işinden değil, işine varmadan yoruluyor. Kisb ü kârına gitmeden tükeniyor. Ve sonunda kendi gücünü yanlış tanıyor. Kendini zayıf sanıyor. Kendini yetersiz sanıyor. Kendini iradesiz sanıyor.
Oysa bazen mesele karakter değil. Üstüne çöken dumandır.
Asıl Mesele: Başımızı Açacak Bir Hakikat
Ruhsatî’nin mısrası burada yalnız şikâyet değildir. Bir teşhistir. İnsan bazen ne kadar yorulduğunu değil, neden yürüyemediğini anlamalıdır. Çünkü doğru teşhis olmadan, insan kendine haksızlık etmeye başlar. Kendi gecikmesini ahlaksızlık sanar. Kendi yorgunluğunu tembellik sanar. Kendi bunalışını beceriksizlik sanar.
Oysa bazen insanın ihtiyacı daha çok güç değil; daha açık bir gökyüzüdür. Daha çok hız değil; daha az sis. Daha çok iş değil; daha çok iç açıklığı.
Belki de bugün en çok buna ihtiyacımız var. Başımıza çöken dumanı fark etmeye. Bizi işimizden önce zihnimizden vuran yükleri anlamaya. Geçim derdinin yalnız sofrayı değil, ruhu da daralttığını kabul etmeye.
Çünkü insan her zaman yolunu kaybetmez. Bazen yoluna gidecek berraklığını kaybeder.
Asıl Soru Budur
Ruhsatî’nin sözü bugün de önümüzde duruyor:
Günde bir yol ne çöküyor serimize.
Kaygı mı. Geçim derdi mi. Eksiklik korkusu mu. Yetişememe hissi mi. Yoksa modern hayatın bitmeyen baskısı mı.
Ve asıl mesele belki de burada başlıyor: İnsan, her gün üstüne çöken bu dumanın altında yine de nasıl insan kalacak.
Çünkü bazen insanı hayatın kendisi değil, hayata varmadan içine çöken sis yıkar.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.