Eyüp YENEROĞLU
Hz. Musa: Annesinin Perspektifinden
Bir Annenin En Ağır İmanı
Bir anne ne zaman yenilir.
Kucağında tutamadığı gün mü, yoksa tutup da kurtaramadığını anladığı gün mü.
Bana bıraktı diyecekler.
Oysa ben bırakmadım. Ben taşıdım.
Karnımda taşıdım. Kalbimde taşıdım. Ve sonunda suyun üstünde taşıdım.
Anne, kesinlik değil; belirsizliğin içinde insan kalabilmektir.
Ev,Korkunun Sessizliği
O gün evin içi normaldi.
Bu, en acısı.
Dışarıda ölüm kapı kapı sayım yaparken içeride nefes bile saklanacak yer arıyordu.
Onu doğurduğumda ilk duyduğum şey ağlaması değildi, kapıların kırılma ihtimaliydi.
Bu şehirde erkek çocuk doğurmak, mezar kazmak gibiydii.
Musa doğduğunda sevinç, korkuyla aynı yerde durdu içimde. Sevinç bir ışık gibi geldi; korku hemen arkasından gölge gibi çöktü.
Çünkü Musa’nın doğduğu yıl öldürme yılıydı. Saray bir yıl erkek bebekleri olduruyor, bir yıl göz yumuyordu; Harun ondan önce göz yumulan yılın çocuguydu.
Ve ben düşündüm: Keşke kız olsaydı.
İman bazen korkuyla çatlar.
Bir anne bunu düşünmemelidir. Ama düşündüm. İnsan bazen ahlakindan önce korkarr.
Saklamak, Nefesi Bile Kısan Annelik
Günlerce sakladım.
Aglamasın diye kendim ağlamadım.
Ses çıkmasın diye nefesimi tuttum.
Her kapı çaldığında kalbim duruyordu. Her asker sesi evimin içinden geçiyordu sanki. Dua ettim.
Ama bir gece dua ederken içimden şunu geçirdim: Eğer onu benden alacaksan, neden verdin.
Bu düşünce beni korkuttu. Ama susturamadım.
Anne, soruyu susturmak değil, soruyla birlikte yürümektir.
O an anladım ki annelik yalnızca sahip olmak değil; bazen beklemek, korkmak ve sessizce dayanmak demekti. Her sessizlik, bir çocuğun hayatta kalması için verilen en büyük savaştı.
Sepet, Bir Veda Değil, Bir Hesap
Sepeti ördüm.
Ellerim çalışıyordu ama içim durmuştu.
Musayı sepete koyduğum an, zaman durmadı. Ama ben durdum. Çünkü bir an, her şeyi aynı anda düşündüm. Kokusu. Nefesi . Elinin küçüklüğü ve kapının bir gün çalınacağı.
Onu suya bırakmak bir umut değildi sadece, bir ihtimaldi. Ve ihtimal merhamet değildir.
Tevekkül, gözünü kapamak değil; gözün açıkken yürüyebilmektir.
O an anladım. Ben onu suya bırakmıyorum. Ben onu zulmün elinden alıyorum.
Nil, Teslimiyetin En Keskin Hali
Nil’e vardığımda kimse yoktu. İyi ki yoktu.
Çünkü birinin gözümün içine bakmasını kaldıramazdım. Sepeti suya bıraktım. Elimi çekemedim.
Bir anne çocuğunu bırakırken, kendi bedeninden bir parçayı koparır.
Su onu aldı. Nil’in suyu o gün farklıydı; güneş suyun üzerinde kırık cam gibi parlıyordu.
Ben bitti demedim. Başladı dedim. Çünkü anneliğin bazı anları vardır: orada kontrol biter, dua başlar. Dua, çaresizliğin süsü değildir. Dua, çaresizliğin içindeki son dirençtir.
Bazen insanın elinde hiçbir şey kalmaz; geriye sadece yeter dediğin bir kapı kalır.
Anne, elin boş kaldığında bile kalbin boş kalmamasıdır.
Fark ettim ki, sevgi sahip olmak değil, bırakabilmektirr.
Sonrası, Evin İçindeki Boşlukk
Eve döndüğümde kucağım hafifti.
İnsan bazen en ağır acıyı, en hafif anında hisseder.
Hiçbir şey olmamış gibi davrandım. Ama içimde bir soru vardı: Ya hiçbir şey olmazsa? Ya su onu yutarsa? Ya bir asker bulursa? Ya susarsa?
Anne, cevap gelmediğinde de duayı terk etmemektir.
O gün şunu öğrendim: İnanç, mucize görmek değildir. İnanç, ihtimalle yaşamaktır.
Ve insan için en zor şey şudur: Sevdiğini koruyamamak. Ama yine de sevmeye devam etmek.
Günler geçti. Aylar geçti. Yıllar geçti. Dışarıda hayat aktı; içeride ben aynı yerde kaldım: o kıyıda.
Musa büyüyordu, ben büyüyemiyordum.
Her büyüyüşü, bana o sabahı hatırlatıyordu: onu bir zamanlar Nil’e bırakmıştım.
Zaman zaman kendi kendime sordum. Beni affedebilir mi. Ben onu bırakmıştım.
Cevap çoğu gece sessizlikti. Ve o sessizlik, Nil’in soğuk suyu kadar keskindi.
Kahraman Değil, Annee
Ben Musa’nın annesiyim.
Bir kahraman değilim.
Bir azize değilim.
Bir sembol hiç değilim.
Korktum. Şüphe ettim. Titredim. Ama korkumla yaşadım. Nil’in derin sularını izlerken, sadece bir annenin değil, bir insanın sınavını hissettim.
Nil derindi. Ama hiçbir nehir, bir annenin içindeki belirsizlik kadar derin değildi.
Ve bazen en ağır iman, tutamadığın şeyi yine de sevebilmektir.
Musa’nın Annesi Günümüze Ne Anlatır
Bugün Firavun taç takmıyor.
Bugün Firavun korkuyu alışkanlık yapıyor.
Bir zamanlar ferman, beşiklere inerdi.
Şimdi ferman, zihinlere iniyor.
Çocuklarımızın nefesine.
Bir anne bunu önce evin içinde anlar: Çocuğunun odasının kapısında durur, nefesini dinler, iyi misin diye sorar, iyiyim der ama sesindeki kırığı duyar.
Şehirler büyüyor. Ekranlar çoğalıyor. Her şey hızlanıyor.
Peki çocuklarımız nefes alabiliyor mu.
Masumiyet korunabiliyor mu.
Bir çocuk, kendisi olarak kalabiliiyor mu.
Bir algoritma çocuğun önüne hayat diye vitrin koyuyor.
Çocuk o vitrinde kendini ölçüyor; ölçtükçe eksiliyor, eksildikçe susuyor, sustukça yalnızlaşıyor ve biz, iyiyim dediği anda bile içindeki kırığın büyüdüğünü fark etmiyoruz.
Kusursuz bedenler. Kusursuz evler. Kusursuz mutluluklarr.
Çocuk önce özeniyor. Sonra utanıyor.
En erken yaşta içeri giren cümle şu oluyor. Ben yetmiyorum.
Bugünün fermanı kılıçla inmiyor, kıyasla iniyor.
Sonra ferman eve taşınıyor, moda diye, etiket diye, kalabalık diye.
Çocuğa ol diyor, aslında sen olma diyor.
Aynı ayakkabı. Aynı zevk. Aynı cümle. Aynı kahkaha.
Farklıysan eksik, benzemiyorsan yanlış sayılırsın.
Nil’e düşen artık beden değil; kimlik.
Yetmiyor. Çevre geliyor.
Yanlış bir arkadaş. Sert bir grup. acımasız bir şaka.
Çocuk kendini korumak için kalbini kalınlaştırıyor.
Merhamet saflık oluyor. nezaket zayıflık. sabır eziklik.
İşte fermanın en tehlikeli hali burada.
Bir süre sonra Firavun dışarıda değil çocuğun içindeki ses oluyor.
Ve biz büyükler çoğu zaman yanlış yerden tutuyoruz.
Telefonu çekip alıyoruz; ama yalnızlığı alamıyoruz.
Notu ölçüyoruz, ama nefesi ölçmüyoruz.
Başarıyı büyütüyoruz, insanı küçültüyoruz.
Bu da bir ferman: Kazanan ol. Yoksa yoksun.
Musa’nın annesi bize şunu fısıldıyor
Çocuklarımızı her şeyden koruyamayız.
Ama nefeslerini koruyacak bir ev kurabiliriz.
Korku kanun olduğunda, anne bir sığınak değil; direniştir.
Bazen en büyük kurtuluş, çocuğu kurtarmak değil çocuğun içindeki çocuğu boğdurmamaktır.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.