Eyüp YENEROĞLU
Hz.Musa : Asiye’nin Perspektifinden
Sarayın İçindeki Vicdan
Bir insanın sınavı nerede başlar.
Yoksullukta değil.
Zindanda değil.
Bazen sınav, en güvenli görünen yerde başlar, sarayın içinde.
Asiye, Firavun’un eşiydi. Ama onu tarihte büyük kılan şey, bir zalimin yanında yaşaması değil; ölüm emri verilmiş bir çocuğu sarayın içinde koruyup kollamasıydı. Musa’yı Nil’den gelen bir bebek olarak sahiplenen, onu sarayın duvarları arasında büyüten ve zulmün merkezinde vicdanını kaybetmeyen kadındı.
Asiye kıssası bir ilk hanım hikayesi değildir. Bu kıssa, gücün en yakınına düşen vicdanın hikayesidir. Çünkü iktidarın yanında durmak kolaydır zor olan, iktidarın yanında dururken ona ait olmamaktır. Saray insanı ikiye böler, bir yanında konfor, öte yanında sessiz suç ortaklığı.
Ve çoğu insan konforun dilini öğrenir.
Ben karışmam.
Ben görmedim.
Benim elimde değill.
Asiye’nin kırılma anı burada başlar. O sarayın içinde büyütülen korkuyu tanır. Ama korkuyu normal saymayı reddeder. Reddetmek büyük bir slogan değildir, küçük bir iç karardır. Bu kararın bedeli vardır.Yalnızlıkk.
Sarayyin eşiğinde durup kendime sordum. Bu sarayda konfor mu kurtaracak beni, yoksa vicdan mı.
Çünkü saray, vicdanı sevmez. Saray sadakat ister. Sadakat ise çoğu zaman adaletle değil, itaatle ölçülür. Sarayın en karanlık köşesi zindan değil, insanın içine yerleşen korkudur.
Saray: Meşruiyetin Üretim Merkezi
Saray, yalnızca yönetim yeri değildir; meşruiyet fabrikasıdır. Orada her şeyin adı değiştirilir.
Zulüm - Düzen olur.
Korku - Güvenlik olur.
İtaat - Sadakat olur.
Böylece iktidar, yaptığı şeyi sadece yaptırmaz, haklı gösterir.
Asiye’nin gözünün önünde bu mekanizma çalışır. Ve burada vicdanın işi zorlaşır. İnsan bazen kötülüğü gördüğü için değil, kötülük normal gösterildiği için susar. Normalleşen kötülük, itirazı utandırır, utanan itiraz iktidarı büyütür.
Çocuk: Gücün Korktuğu İhtimal
Musa’nın saraya gelişi bir tesadüf gibi anlatılır. Oysa saraya giren şey bir çocuk değil; bir ihtimaldir. İktidarın en büyük korkusu budur. Başka türlü de olabilir ihtimali.
Asiye bu ihtimali gördü. Musa’da bir bebekten fazlasını gördü, zulmün dilini bozabilecek bir hayat. Ve burada ahlaki gerilim keskinleşir. Bir yanda düzeni koru diyen saray aklı, öte yanda adalet gecikmez diyen vicdan. Çoğu insan bu noktada korkuya teslim olur. Asiye teslim olmadı.
Merhamet bazen yumuşaklık değil; bedel ödemeyi göze almaktır.
Teslim olmamak, bağırmak değildir.
Teslim olmamak, ben de öyleyim dememektir.
Asiye’nin direnişi tam burada başlar: suçun içine katılmamak.
Masumiyet, görünmez ama güçlü bir kalkan gibidir.
Yakınlık: İktidarın En Sinsi Tuzağı
İktidarın en sinsi tarafı şudur: insanı düşmanla değil, yakınlıkla satın alır. Sarayda yaşamak, insanın sınırlarını gevşetir. Bir şey olmaz dersin. Şimdilik susayım dersin. Zaten değişmez dersin. Bu cümleler, vicdanın yavaş yavaş çekildiği yerlerdir.
Asiye, bu cümlelerin hiçbirine tam sığınamaz. Çünkü o, iktidarın içinden konuşan gerçeği duyar. Güç kendini kontrol etmez, kontrol edilmekten nefret eder. Bu yüzden iktidar, vicdanı önce küçümser, sonra yalnızlaştırır, sonra da cezalandırır. Vicdanı cezalandıran iktidar, aslında kendi meşruiyetini de yer.
Bedel: Vicdanın Fiyatı
Asiye’nin hikâyesi bize şunu öğretir: Vicdanın bedeli vardır. Ve bedel, çoğu zaman dışarıdan değil içeriden gelir. İnsan en çok şurada zorlanır: doğruyu seçtiğinde rahatını kaybeder.
Rahatını kaybettiğinde değer mi diye sorar.
Bu soru, her çağın sorusudur.
Asiye’nin cevabı bir slogan değil, bir tercihtir.
Değer. Rahatını kaybettiğinde değer
Çünkü adalet ertelendiğinde, kötülük sadece büyümez; meşru görünür. Meşru görünen kötülük, en tehlikeli kötülüktür.
Doğruyu korumak, yalnızca bir çocuğun değil, insanlığın da sorumluluğudur.
Bugün: Sarayın Dışı ve İçi
Bugün herkes sarayda yaşamıyor. Ama herkesin hayatında bir saray vardır, çıkarın konuştuğu, korkunun normalleştiği, susmanın ödüllendirildiği yer. Orada insanın önüne hep aynı seçenek çıkar: ya meşruiyetin parçası olursun ya vicdanın.
Asıl mesele şudur. Güce yakın olmak değil, gücün diline dönüşmemek.
Vicdan, sarayın gölgesinde bile parlar.
Peki biz bugün hangi suskunluğu akıl sanıyoruz.
Hangi uyumu erdem diye büyütüyoruz.
Hangi korkuyu tedbir diye kutsuyoruz.
Son : Ve bazen bir medeniyet, bir kadının sessiz reddiyle başlar.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.