KINAMA TİYATROSU ve KUŞATILMIŞ VİCDANLAR

Dünyanın geldiği noktaya bakınca insanın aklı gerçekten almıyor: Bu bir devlet mi, yoksa küresel ölçekte hareket eden bir mafya örgütü mü?

Bugün dünyanın en güçlü ülkesi olduğu iddia edilen Amerika’nın başındaki isim olan bunak Donald Trump’ın dili ve yöntemi, bir devlet başkanından çok mahalle kabadayısını andırıyor.

“Ya teslim olursun ya da yerle ıbir olursun.”

Diplomasinin, uluslararası hukukun, Birleşmiş Milletler kararlarının, insan hakları sözleşmelerinin zerre kadar önemsenmediği bir dayatma düzeni…

Binlerce kilometre öteden gelip başka ülkelerin kaderine el koymayı kendinde hak görmek, devlet aklı değil; güç sarhoşluğunun, küresel zorbalığın ve modern emperyalizmin en çıplak hâlidir.

Bu senaryo yeni değil. Sahne yıllardır aynı.

Irak’ta demokrasi getireceğiz dediler; geriye milyonlarca mezar bıraktılar.

Libya’ya özgürlük götürüyoruz dediler; bir devleti kabile savaşlarına teslim ettiler.

Suriye’de insan hakları dediler; ülkeyi vekalet savaşlarının mezarlığına çevirdiler.

Mısır’da Sudan’da demokrasi dediler; darbeyi alkışladılar.

Bugün ise kuşatma altında olan ülke Iran.

Bombalar yağıyor. Ambargolar sıkılaştırılıyor. Tehditler havada uçuşuyor.

Ama asıl bombalanan şey şehirler değil…

Asıl bombalanan şey insanlığın vicdanıdır.

Bir okul vuruluyor. İçinde yüzlerce çocuk var.

Henüz hayatı tanımadan, hayal kuramadan, dünyanın ne olduğunu anlayamadan toprağa düşen çocuklar…

Ve dünyanın dört bir yanından yükselen tek ses:

“KINIYORUZ’

Ne kadar tanıdık bir kelime…

Ne kadar rahat bir cümle…

Kınıyoruz. Şiddetle kınıyoruz.

En güçlü şekilde kınıyoruz.

Kınamak artık diplomatik bir tiyatroya dönüşmüş durumda.

Mazlumların kanı akarken yapılan resmi açıklamaların en steril kelimesi…

Peki sonra? Hiçbir şey.!

En acı tablo ise İslam dünyasında yaşanıyor.

Kendilerini “İslam ülkeleri”, “Arap birliği”, “Müslüman dayanışması” gibi büyük sözlerle tanımlayan devletlerin çoğu bugün fiilen sessizliğin konforuna sığınmış durumda.

Saraylar sessiz.

Liderler sessiz.

Kuruluşlar sessiz.

Sözde birlikler, sözde ittifaklar, sözde dayanışmalar…

Gerçekte ise büyük güçlerin çıkarlarına göre hizalanmış yönetimler.

Bazıları korkudan susuyor.

Bazıları çıkar hesabı yapıyor.

Bazıları ise efendilerinin gözüne girmeye çalışıyor.

Ama sonuç değişmiyor.

Mazlumlar yalnız.

Çocuklar yalnız.

Adalet yalnız.

Daha da trajik olanı şu:

Bu utanç tablosu yaşanırken ekranlarda hâlâ stratejik analizler yapılıyor.

Saatlerce konuşuluyor. Haritalar çiziliyor. Senaryolar tartışılıyor!

Ama kimse meydanlara çıkıp açıkça şunu söyleyemiyor: “Defolun bu coğrafyadan.”

Çünkü bugün korku sadece ülkeleri değil, vicdanları da kuşatmış durumda.

Ve belki de asıl işgal edilen topraklar değil… İnsanların iradesidir.

Sözün bittiği yer tam da burasıdır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Baler Fidan Arşivi

SİVAS’TA EKMEK DAVASI

19 Şubat 2026 Perşembe 14:23

NEDEN YAZIYORUZ?

17 Şubat 2026 Salı 08:45