Eyüp YENEROĞLU

Eyüp YENEROĞLU

Hz.Yusuf: Züleyha’nın Perspektifinden

Gücün Arzu ile İmtihanı ve Ahlakın Çöküşü

Toplumlar çoğu zaman adaletsizlikle yıkılmaz.
Toplumlar çoğu zaman açlıkla da yıkılmaz.
Toplumlar en çok, gücün arzuyla birleştiği anda yıkılır.

Çünkü güç, denetlenmezse yozlaşır.
Arzu, sınır tanımazsa yakar.
Ama güç ve arzu birleştiğinde, yalnız birey değil, medeniyet de zarar görür.

Yusuf kıssasında Züleyha, yalnız bir kadının tutkusu değildir. Züleyha, iktidarın ahlakla sınandığı en dramatik sahnedir.

Arzu: İnsanlığın En Eski Sınavı

Arzu, insanın düşmanı değildir. Arzu, insanı harekete geçiren en güçlü motivasyonlardan biridir. Medeniyetlerin büyük kısmı arzunun yönlendirdiği enerjiyle kurulmuştur.

Ancak arzu, sınırlarını kaybettiğinde yalnız bireyi değil, toplumu da zehirler.

Züleyha’nın Yusuf’a yönelen arzusu, yalnız bir sevgi değildir. Bu arzu, gücün sağladığı dokunulmazlık hissiyle büyür.

Arzu tek başına tehlikeli değildir.
Arzunun tehlikeli hale gelmesi, gücün ona koruma sağlamasıyla başlar.

Güç: İnsan Karakterinin En Büyük Testi

İnsan güçsüzken ahlaklı olabilir.
Ama gerçek ahlak, güç elde edildiğinde ortaya çıkar.

Züleyha’nın hikâyesi, gücün karakter üzerindeki etkisini gösterir. Çünkü güç, insanın gerçek yüzünü ortaya çıkaran en güçlü aynadır.

Güç sahibi insanın önünde iki yol vardır:

Ya gücü adalet için kullanmak,
Ya gücü arzularını meşrulaştırmak.

Züleyha ikinci yolu seçer. Ve bu seçim, yalnız bireysel bir hata değildir. Bu, ahlakın siyasal boyuta taşınan çöküşüdür.

Bürokratik Sessizlik: Ahlak Çöküşünün Kurumsallaşması

Züleyha’nın arzusu bir skandala dönüşür.
Ama asıl trajedi burada başlamaz.

Asıl trajedi, sarayın hakikati değil, itibarı korumaya çalışmasıyla başlar.

Yusuf suçsuzdur.
Ama Yusuf hapse atılır.

Tarih boyunca birçok toplum, hakikati savunmak yerine düzeni korumayı tercih etmiştir. Çünkü düzen, çoğu zaman adaletten daha değerlidir.

İşte ahlak çöküşü tam burada kurumsallaşır.

Adalet yerini itibar yönetimine bıraktığında, toplumlar görünüşte güçlü ama içten çürük hale gelir.

İftira: Gücün En Kolay Silahı

Güç sahibi insanlar çoğu zaman zor kullanmak zorunda kalmaz. Çünkü itibar, modern toplumların en kırılgan alanıdır.

İftira, fiziksel şiddetten daha yıkıcı olabilir. Çünkü iftira yalnız bedeni değil, kimliği hedef alır.

Züleyha’nın Yusuf’a attığı suç, yalnız bir kişiyi hedef almaz. Bu suç, hakikatin değerini düşürür. Çünkü bir toplumda suç ile masumiyet yer değiştirdiğinde, artık kimse güvende değildir.

Arzu ve İktidar: Tarihsel Bir Döngü

Tarih, gücün arzuyla birleştiği sayısız çöküş hikâyesiyle doludur. Saraylar, devletler, hanedanlar çoğu zaman dış düşmanlarla değil, iç yozlaşmayla yıkılmıştır.

Çünkü gücü kontrol eden şey hukuk değil, ahlaktır. Hukuk, ahlak çöktüğünde sadece formaliteye dönüşür.

Züleyha’nın hikâyesi, iktidarın en büyük düşmanının dış tehditler değil, kontrolsüz arzular olduğunu gösterir.

Modern Dünyada Züleyha Sendromu

Bugün saraylar değişti.
İktidar biçimleri değişti.
Ama güç ve arzu ilişkisi değişmedi.

Modern dünyada güç yalnız siyasi değildir. Güç;

Ekonomik olabilir.
Kurumsal olabilir.
Medyatik olabilir.
Sosyal olabilir.

Ve her güç alanı, Züleyha’nın sınavını taşır.

Bugün birçok kurumda adalet değil, prestij korunur.
Birçok yerde gerçek değil, algı yönetilir.
Birçok kişi haklı olmak yerine güçlü olmayı seçer.

Bu, modern dünyanın görünmeyen ahlak krizidir.

Yusuf’un Direnişi: Ahlakın İktidara Karşı Zaferi

Züleyha’nın hikâyesi yalnız yozlaşmayı anlatmaz. Aynı zamanda ahlakın direnişini de anlatır.

Yusuf, güce boyun eğmez.
Yusuf, özgürlüğü feda eder ama ahlakını feda etmez.

Bu tercih, insanlık tarihinin en zor tercihlerinden biridir. Çünkü çoğu insan özgürlüğünü korumak için ahlakından vazgeçer.

Yusuf tam tersini yapar.

Ve bu direniş, ahlakın gerçek gücünü ortaya çıkarır. Çünkü ahlak bazen kaybetmeyi göze alabilme cesaretidir.

Toplumun En Büyük Tehlikesi: Yozlaşmanın Normalleşmesi

Züleyha kıssasının en tehlikeli boyutu, bireysel arzunun toplumsal normal haline dönüşmesidir.

Bir toplumda şu düşünce yaygınlaşmaya başladığında:

“Güçlü olan istediğini yapar.”

İşte o toplum ahlaki çöküşün son evresine girmiştir.

Çünkü adaletin yerini güç aldığında, hukuk korku üretir. Ve korku üzerine kurulan toplumlar uzun süre ayakta kalamaz.

Sonuç: Medeniyetler Güçle Değil, Gücün Sınırlandırılmasıyla Ayakta Kalır

Züleyha kıssası bize şunu öğretir:

İnsanlık tarihi, gücün hikâyesi değildir.
İnsanlık tarihi, gücün sınırlandırılma mücadelesidir.

Bir toplum gücü kontrol edemezse, eninde sonunda güç o toplumu kontrol eder.

Ve belki de insanlığın en büyük sorusu hâlâ aynıdır:

Güç sahibi olduğumuzda kim oluruz?
Arzularımızın efendisi mi oluruz,
Yoksa arzularımızın kölesi mi?

Çünkü tarih şunu gösterir:

Medeniyetler dış düşmanlar tarafından değil, iç arzular tarafından yıkılır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Eyüp YENEROĞLU Arşivi

Hz.Yusuf: Kardeşlerin Perspektifinden

25 Şubat 2026 Çarşamba 10:23

Hz.Yusuf: Yakup’un Perspektifinden

23 Şubat 2026 Pazartesi 10:23

Hz.Yusuf: Yusuf’un Perspektifinden

20 Şubat 2026 Cuma 09:36

Dindarlığın Gösteriye Dönüşmesi

16 Şubat 2026 Pazartesi 10:35