SİVAS`I SEVMEK

Mekanın   ruhunu  kavrayan insanlar, yaşadığı  yeri  anlamlı  kılan  bir bahanesi   olanlar  o  şehri  severler. Aynı   zamanda  sadece orada yaşamazlar, o  şehri  yaşarlar ve  yaşatırlar. Ve  o  şehri   kaleme  almak, anlatmak  isterler Vefalı  olana bu  yakışmaz  mı? Ahde  vefa  bunu  gerektirmez  mi?
Bir şehir neden sevilir?  Ben bir şehri neden severim? Bunun bir değil birden fazla sebebi var aslında…
Her şeyden  önce  ben  bir şehrin ruhu olduğuna inananlardanım. Yaşayan, her zaman var olan ve hiç ölmeyen bir  ruh…Zaman her ne kadar o şehri eskitse de , tarihin onu koyduğu yerde duran bu ruhun, hep yaşadığını, soluk aldığını, hissettiğini, üzüldüğünü, sevdiğini, kırıldığını ve yok olmadığını düşünürüm. Ruhu olan bir şeyin kalbi de var demektir.
Orada   yaşarken o şehrin, ruhuma kendi  ruhundan bir şeyleri usulca  üflediğini,  kimliğime bir parça eklediğini düşünürüm. Duygu  ve  düşüncelerimi  beslediğine, şekillendirdiğine   inanırım. Her  ne  kadar  oralı  olmasam  da   o   şehrin   bir parçası sayarım  kendimi  ve  o  şehre  ait  her  şeyi   sahiplenirim. Ve o şehrin ruhuma kattıklarını, o   şehirde   yaşadıklarımı asla eskitemez, unutturamaz  zaman. Yüreğimin bir köşesinde hep saklı durur o günkü   tazeliğiyle…
Hayat   serüvenim  içerisinde hemhal olduğum şehirler  içerisinde  Sivas'ın   müstesna  bir yeri   vardır. İtiraf   etmeliyim  ki   ilk   tayin yerimin  Sivas  olduğunu  öğrenince  çok üzülmüş ve   seçeneklerimin  arasında  olmadığı  için  hayal  kırıklığına  uğramıştım. Soğukla  hiç  aram  yoktu  çünkü. Ayaz   ve  gurbet   çağrışımlı bir hüzün,  kor  gibi sarmıştı  yüreğimi. Zehir  zemberek bir  kış  gününün burukluğunu yaşamıştım haziranın   sıcağında…. Görmediğim, bilmediğim bu  şehrin  tek  aşina  olduğum  ismi  Aşık  Veysel,  sevdiğim   tek  türküsü  de  Sivas  Ellerimde  Sazım  Çalınır'dı.  Tek   bildiğim  de    Sivas  dağlarına  karın  erken düştüğü   ve  tepesinden   hiç  eksik  olmadığıydı. Nerden   bilebilirdim ki   bir  gün,  kedersiz  bir  sahil  şehrinden,  o  türkünün vatanında  yurt  tutacağımı, gelip  konacağımı... Ve  o  şehrin  sevdalısı  olacağımı…
Sonrası   ise  tek  teselli  olarak, kadere  razı  oluş. Gurbetse   her  yer  gurbetti  benim  için. Memleketse  her yer  memleket. İşte  böyle  başladı  bizim  hikayemiz. O  günden  sonra  zaman  akıp   geçti. Saçlarım  yavaş  yavaş  beyazlarken, Sivas'ın  soğuğuna  karşın  yüreği  sıcak  insanları  sayesinde  gönlüm   hiç  üşümedi. Can  Yücel'in   mısralarında dediği gibi ''Yalnızlığa dayanırım da, bir   başınalığa asla.''  Kar üzerime    ince  ince  yağarken  gurbet  şehrinin anlamını    bana  hiç  hissettirmediler. Bir şehrin suyunun ve havasının güzelliği insanını da şekillendirir , derlerdi   inanmazdım  ama  doğruymuş.
Bir   şehri  sevmek, orada  doğmasan  da , oralı  olmasan  da   kendini  oraya  aitmiş  gibi  hissetmek… Yani  aidiyet  duygusu. İşte   bu  duyguyu  veren  o  yörenin insanlarının  size  verdiği  güven  ve  samimiyet  duygusudur. Büyük  bir  şehirde  yitip  gitmiş  dostlukları, umutları, düşleri, huzuru  size vermesidir.  Mekanları    önemli ve  değerli  kılan,  sizinle  kalıcı  dostluklar  kurarak  sevgi  eyleminin   içini  dolduran   insanlardır çünkü. Anadolu   coğrafyasının en  şiir  şehri Sivas'ın   ayrıcalığı  da  bu  olsa  gerek.
Doğduğun yer mi yoksa doyduğun yer midir memleket?  Bence doğmayıp, orada  yaşamaya  doyamadığın  bir  şehri  vatan  bellemektir bir  şehri  sevmek….
Bir  şehir  sevmek  onu   dağ  kokusuyla  içine  çekmektir bir  çay  eşliğinde… Orhan  Veli  misali gözleri  kapalı  karın yağışını ve  yağmurun  sesini  dinlemektir. Bakıp  da görmeyen    gözlere  inat, Aşık Veysel 'i gönüllere  açılan  penceresinden  görmek  demektir. Şemsi Sivasi  hazretlerinin, Sivas'ın  taşına  toprağına  işleyen o   manevi   iklimini  soluyup  huzur  bulmaktır. Ulu Cami'nin geniş  avlusunda  tarihin   büyülü  koridorlarına yolculuk  etmektir.
Bir   şehri  sevmek, o  şehre  musiki  nazarıyla  bakmaktır. Şiirle  sazla  süslenmiş  bir  renk  bahçesine  aşina  olmaktır. Ozan   sözünün,  âşık  sazının  inceliğine  ve  derinliğine  erebilmektir.
“Bir şehri sevmek, bir zamanı, bir mekânı sevmektir
Bir  şehri sevmek, meçhulü, muammayı sevmektir
Bir  şehri sevmek, orada  kendini bulmaktır
Bir  şehri  sevmek, aşka  sebep  aramaktır”
diyordu   Ahmet  Hamdi  Tanpınar bir şiirinde.
Benim   şair   gibi   sebep  aramama  gerek  yoktur; çünkü  bahanem  çoktur  bu  şehri  sevmek  için.  Bir sev da, bir  yâr  olan bu  diyarı terk  etmek  çok  zor  olacaktır  benim  için. Nicedir sevdalandığım onun da beni deli bir yürekle  sevdiğine   inandığım, ruhumu  kuşatan   bu  şehirden  ayrılmak, tarifi mümkün olmayan bir gönül yangını yaşatacaktır  içten içe bana… Yarinden    ayrılan  hüzünlü  bir  âşık  gibi,  içim  bir  özlemle şerha  şerha   kanayacak  ve   kalbimin  bir  parçası   mutlaka  burada   kalacaktır. Çünkü   şehri  sevmek   bir  insanı  sevmek  gibidir.
Gelirken ağlamıştım o şehir için ama   artık  biliyorum  ki  giderken de çok ağlayacağım bu şehir için…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Arşivi

6 Eylül Tarihli Gazetemiz

06 Eylül 2025 Cumartesi 11:32

7 Ağustos Tarihli Gazete...

07 Ağustos 2025 Perşembe 09:57

6 Ağustos Tarihli Gazete...

06 Ağustos 2025 Çarşamba 10:35

5 Ağustos Tarihli Gazete

05 Ağustos 2025 Salı 10:24

4 Temmuz Tarihli Gazete...

04 Ağustos 2025 Pazartesi 10:16

2 Ağustos tarihli gazetemiz

02 Ağustos 2025 Cumartesi 09:18

1 Ağustos tarihli gazetemiz

01 Ağustos 2025 Cuma 10:16

31 Temmuz Tarihli Gazete...

31 Temmuz 2025 Perşembe 11:07

30 Temmuz Tarihli Gazete

30 Temmuz 2025 Çarşamba 10:05

29 Temmuz Tarihli Gazete

29 Temmuz 2025 Salı 10:11