TAKİPTEYİZ AMA BİRBİRİMİZİ ÇEKEMİYORUZ

Sabah gözümüzü açar açmaz telefona bakıyoruz. Daha yataktan kalkmadan başkalarının hayatlarına misafir oluyoruz. Birinin lüks tatili, diğerinin yeni arabası, bir başkasının kusursuz yüzü, mutlu ilişkisi, başarı hikâyesi. Sonra kendi hayatımıza dönüyoruz.

Ve nedense kendi hayatımız biraz daha eksik görünmeye başlıyor.

Belki de çağımızın en büyük kıskançlığı artık bir insanı değil, onun bize gösterdiği hayatı kıskanmak. Üstelik gördüğümüz hayatların ne kadarının gerçek olduğunu bilmiyoruz.

Filtreler yüzleri değiştiriyor, yapay zekâ fotoğrafları kusursuzlaştırıyor. İnsanlar hayatlarının en güzel anlarını seçip paylaşıyor. Biz ise başkasının birkaç saniyelik görüntüsünü, kendi hayatımızın tamamıyla karşılaştırıyoruz.

Ortaya tuhaf bir tablo çıkıyor:

Herkes mutlu görünmek zorunda.

Herkes güzel görünmek zorunda.

Herkes başarılı olmak zorunda.

Ve herkes bunu kanıtlamak zorunda.

Peki ya kusurlu olmak?

Peki ya kötü geçen bir gün?

Peki ya parasızlık, yalnızlık, başarısızlık, ayrılık, yaşlanmak, kilo almak, yeniden başlamak?

Bunların hiçbiri sosyal medyanın parlak vitrinine pek yakışmıyor.

Bir de “beğeni” meselesi var.

Eskiden insanın değerini çevresindeki birkaç kişinin düşüncesi belirlerdi. Şimdi yüzlerce, hatta binlerce insanın parmağıyla kendimizi ölçmeye başladık.

Fotoğraf az beğenilince moralimiz bozuluyor.

Bir başkası bizden fazla ilgi görünce içten içe rahatsız olabiliyoruz.

Bazen de başkasının başarısını kutlamak yerine onun açığını arıyoruz.

Çünkü sosyal medya sadece kıyaslamayı değil, rekabeti de büyütüyor.

Daha güzel kim?

Daha zengin kim?

Daha başarılı kim?

Daha çok takipçisi olan kim?

Daha çok beğenilen kim?

Sanki hayat artık yaşamak için değil, sergilemek için var.

Üstelik algoritmalar da neye daha fazla baktığımızı öğreniyor. Kıyasladıkça daha fazla kıyaslayacağımız içerikler önümüze düşüyor. Böylece farkında olmadan kendi küçük dijital dünyamızın içine sıkışıyoruz.

Belki de en tehlikelisi şu:

Başkasının hayatını izlerken kendi hayatımızı yaşamayı unutuyoruz.

Bir kahvenin tadını çıkarmak yerine fotoğrafını çekiyoruz.

Bir anı yaşamak yerine paylaşılabilir olup olmadığını düşünüyoruz.

Birinin başarısını tebrik etmek yerine kendimizi onunla kıyaslıyoruz.

Ve bazen mutluluğumuzu bile başkalarının onayına bırakıyoruz.

Oysa sosyal medya bir vitrin.

Vitrinde her şey güzel görünür.

Ama hiçbir vitrin bir evin tamamını göstermez.

Bugün kıskançlığın adresi biraz değişti. Eskiden insan, komşusunun yeni aldığı arabayı, arkadaşının güzel evini ya da başkasının daha mutlu görünen hayatını kıskanırdı. Şimdi ise cebimizde taşıdığımız telefon, kıskançlığın kapısını günün her saati yüzümüze açıyor.

Bir ekranı kaydırıyoruz; biri tatile gitmiş, biri evlenmiş, biri yeni bir araba almış, biri işinde yükselmiş, biri ailesiyle mutlu bir fotoğraf paylaşmış…

Ve biz kendi hayatımıza dönüp bakıyoruz.

“Ben neden böyle değilim?” diye.

Sosyal medya bize insanların hayatlarının tamamını değil, seçtikleri birkaç saniyeyi gösteriyor. Ama biz o birkaç saniyeyi onların bütün hayatı sanıyoruz.

Gülümsedikleri fotoğrafı görüyoruz, ama o fotoğraftan önce yaşanan tartışmayı bilmiyoruz. Lüks tatili görüyoruz, ama o tatilin bedelini bilmiyoruz. Mutlu çifti görüyoruz, ama o ilişkinin içinde neler yaşandığını bilmiyoruz.

Yine de kendimizi kıyaslamaktan vazgeçmiyoruz.

Belki de sosyal medyanın en büyük tuzağı burada başlıyor: Başkasının vitrinini, kendi evimizin içiyle karşılaştırıyoruz.

Üstelik kıskançlık yalnızca “Keşke benim de olsa” demek değil artık. Bazen başkasının mutluluğundan rahatsız olmak, bazen birinin başarısını küçümsemek, bazen de “O bunu nasıl başardı?” diye içten içe sorgulamak şeklinde çıkıyor karşımıza.

Daha da ilginci, bazen başkalarını kıskanırken aslında kendi hayatımıza haksızlık ediyoruz..

Sosyal medya kötü mü?

Hayır.

Ama sosyal medyaya baktığımızda kendimizi eksik hissetmeye başlıyorsak, belki de sorun gördüğümüz hayatlarda değil, kendimizi onların hayatlarıyla ölçmeye başlamamızdadır.

Herkesin zamanı farklı.

Herkesin hikâyesi farklı.

Çünkü sosyal medyada gördüğümüz hayatların çoğu birer fotoğraf karesi.

Çünkü kusursuz görünen hayatların arkasında da kusurlar var

Biz ise kendi hayatımızın tamamını yaşıyoruz.

Ve bir fotoğraf karesiyle koca bir hayatı kıyaslamak, kendimize yapabileceğimiz en büyük haksızlıklardan biri. Ve insan, başkalarının ekranındaki hayatı değil, kendi hayatını yaşamalı…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Gonca Karaca Arşivi

Yapay Zekâ mı, Yapay insan mı

17 Eylül 2026 Perşembe 16:24

Benim Canım Babam

23 Kasım 2023 Perşembe 10:50

YÜREĞİNİZ GECE OLMASIN

02 Ağustos 2023 Çarşamba 15:48

HAYATA KEŞKE DEMEYİN….

06 Mart 2023 Pazartesi 01:01

HAYAT DONDURMAYA BENZER

23 Kasım 2022 Çarşamba 00:02

KİMSE DE DEMİYORKİ İYİLİK YAPALIM

19 Ağustos 2022 Cuma 00:01

NASILSIN

28 Temmuz 2022 Perşembe 00:01

VEFA

22 Temmuz 2022 Cuma 00:03