Eyüp YENEROĞLU

Eyüp YENEROĞLU

Arap Kültürünü İslamiyet, Avrupa Kültürünü Medeniyet Sanmak

Tarih boyunca toplumları yok eden en tehlikeli güç cehalet değildir. Cehalet öğrenir, soru sorar, zamanla aşılır. Asıl felaket, yanlış bilginin hakikat zannedilmesidir. Dogmalar, sadece bilgisizliği değil, insanın düşünme yetisini köreltir; sorgulamanın sönmesine yol açar. Bir toplum düşünmeyi bıraktığında, kaderini kabullenmiş olur.

Bugün hem İslam dünyasında hem modern toplumlarda gözlediğimiz iki büyük yanılsama buradan doğmaktadır: Arap kültürünü İslam sanmak ve Avrupa kültürünü medeniyetin nihai ölçüsü kabul etmek. İlk bakışta birbirine zıt gibi görünen bu iki tuzak, aslında aynı zihinsel körlüğün iki farklı yüzüdür. Her ikisi de hakikati evrensel ilke yerine coğrafya, kimlik ve alışkanlıklar üzerinden tanımlamaya çalışır. Sonuç? İnsanlık kendi özgün düşüncesini köreltir, toplumlar taklitçi kalıplara hapsolur.

Arap Kültürünü Din Sanmak: Evrenselliğin Daraltılması

Din, insanın varoluşuna seslenen evrensel bir çağrıdır; kültür ise insanın yaşadığı coğrafyanın, iklimin ve tarihsel hafızanın ürünüdür. Bu iki alan birbirine karıştırıldığında ortaya çıkan şey artık din değil; kutsallaştırılmış bir kültürel taklittir.

İslam dünyasının bir kısmı, din ile Arap toplumunun tarihsel alışkanlıklarını birbirine karıştırmıştır. Din, ahlakı ve vicdanı inşa eden evrensel bir pusula olmaktan çıkarılmış; belirli bir toplumun gündelik pratiklerini kutsallaştıran dar bir kimliğe dönüştürülmüştür. Bu, yalnızca bir bilgi hatası değil; dinin ruhuna işlenen sessiz bir şiddettir.

Arapçanın kutsallaştırılması bu yanılgının en görünür örneğidir. İnsanlar dini anlamaktan çok, anlamadıkları Arapça kelimeleri tekrar etmeyi dindarlık sanıyor. Anlaşılmayan metnin kutsallığı, çoğu zaman insanın zihnini değil, korkularını besler. Oysa din, korkuyla değil, bilinçle yaşandığında insanı dönüştürür.

Belirli kıyafetler, selamlaşma biçimleri veya toplumsal ritüeller, dini zorunluluklar gibi sunulduğunda kültürel putlar doğar. İnsanlar adaleti ve doğruluğu inşa etmek yerine, görünüş üzerinden dindarlık sergilemeye yönlendirilir. Kutsallaştırılan her gelenek, düşüncenin ölümüne açılan bir kapıdır. Din adına savunulan birçok davranış, tarihsel Arap toplumunun sosyal şartlarından türemiştir. Çölün sertliği, kabile düzeni ve dönemin sosyal ritüelleri, kültürel alışkanlıkları şekillendirmiştir; fakat bunların evrensel dini hükümlermiş gibi sunulması, dinin esnekliğini yok eder.

Din insanı özgürleştirmek için vardır. Kültürü kutsallaştıran anlayış ise insanı zincire vurur. Arap kültürünü din sanmak, bir bilgi hatası değil; dinin evrenselliğine vurulmuş entelektüel bir kelepçedir.

Avrupa’yı Medeniyetin Zirvesi Sanmak: Taklit ve Bağımlılık

Avrupa’yı medeniyetin zirvesi olarak görmek, modern insanın en sinsice yanılsamasıdır. Görünürdeki güç ve başarı, çoğu zaman ahlaki ve entelektüel çürümeyi gizler. Avrupa, bilimsel devrimler, sanayi ve modern devlet kurumlarıyla insanlık tarihine katkıda bulunmuştur; ama bu başarılar, milyonlarca insanın özgürlüğü ve yaşamı pahasına elde edilmiştir.

Medeniyet yalnızca makineler, şehirler ve fabrikalarla ölçülmez. Medeniyet, insan vicdanını besleyen adalet, çoğulculuk, merhamet ve ahlaki olgunluktur. Avrupa, bu ölçütlerde her zaman zirvede değildir.

Düşünelim:

  • Afrika’nın kolonileştirilmesi: Kıtadaki kaynaklar Avrupa’ya taşınırken milyonlarca Afrikalı köleleştirildi ve sömürüldü.
  • Hindistan’ın sömürgeleştirilmesi: Ekonomik çıkar uğruna milyonlarca insan açlığa ve yoksulluğa mahkûm edildi, yerel sistemler hiçe sayıldı.
  • Kara derili halklara yönelik ırkçılık: Yüzyıllar boyunca ikinci sınıf insan olarak görüldüler.
  • Yerel halkların katli ve toprak gaspları: Kızıl derili halklar Amerika’da yok edildi, kültürleri bastırıldı ve toprakları gasp edildi.
  • Modern dönemde hâlâ süren ekonomik ve kültürel üstünlük dayatmaları: Avrupa merkezli sistemler birçok bağımsız ülkenin kaderini etkiliyor.

Tüm bu örnekler, Avrupa’nın medeniyetin zirvesi olduğu iddiasını sarsar. Görünür başarı, ahlaki çürümenin maskesi hâline gelmişse, insanlık sadece taklit etmeyi öğrenir, düşünmeyi değil. Avrupa merkezli bu yanılgı hâlâ toplumları kendi tarihsel ve kültürel bağlamından koparır. İnsanlar yalnızca görüneni taklit eder; vicdanı, adaleti ve merhameti unuturlar. Gerçek medeniyet, geçmişin ve günün bütün insanlığından öğrenmeyi gerektirir; güç ve görünüşle ölçülemez.

Kimlik Yerine İlke Üzerinden Düşünmek

Her iki yanılgının ortak noktası açıktır: İnsanlık, evrensel ilkeler yerine kimlik merkezli düşünmeye başladığında entelektüel üretim durur. Geçmişi kutsamak ile başkalarını körü körüne taklit etmek, aynı zihinsel çürümenin farklı biçimleridir. Her iki yaklaşım da özgün düşünceyi öldürür.

Hakikat Evrenseldir

Hakikat ne doğunun ne batının tekelindedir. Hakikat, insanlığın ortak vicdanında ve adalet arayışında saklıdır. Din, kültür üretmek için değil, ahlaki pusula olmak için vardır. Medeniyet yalnızca teknik ilerleme değil; adalet, çoğulculuk ve insan onurunun kurumsallaşmasıdır.

Gerçek ilerleme, geçmişi romantikleştirmek veya başkalarını taklit etmekle değil; evrensel değerleri anlayıp kendi toplumsal bağlamında yeniden üretmekle mümkündür.

Günümüzdeki Tezahürler

Bugün İslam dünyasında bazı dini yapılar, dini dar bir kültür kalıbına indirgemektedir. Modern toplumlarda ise teknoloji ve ekonomik güç medeniyetin tek ölçüsü gibi sunulmaktadır. Bu iki yaklaşım da insanlığın ahlaki gelişimini zayıflatmaktadır.

Manifesto

Hakikat coğrafi bir tekel değildir.
Din, ahlak ve vicdanı büyütmek içindir; kültürel kalıpları dayatmak için değil.
Medeniyet yalnızca teknik ilerleme değil; adalet, çoğulculuk ve insan onurudur.

Sessiz kalanlar tarih sahnesinde yalnızca izleyici değil, çöküşün ortağıdır.
Uyanmak, sorgulamak ve evrensel değerlere sahip çıkmak artık bir tercih değil, tarihsel bir zorunluluktur.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Eyüp YENEROĞLU Arşivi

İslam Dünyasında Bilim Neden Geriledi?

02 Şubat 2026 Pazartesi 10:20

Devletlerin Çöküşü

29 Ocak 2026 Perşembe 12:17

Akıl Otoritesi mi, Kutsal Otorite mi?

28 Ocak 2026 Çarşamba 16:40