Sabri KARAKAYA
GEVŞEYEN VİDALAR… “Bir Şey Olmaz Kültürü”…
Bir toplum bir günde yıkılmaz. Bir medeniyet ansızın çökmez. Çöküş, gürültülü bir patlamayla değil, sessiz ve derinden gelen bir gevşemeyle başlar. Önce ahlakın vidaları gevşer, sonra sorumluluğun somunları yerinden oynar. En sonunda, “bir şey olmaz” diyerek boş verdiğimiz o küçük detaylar birikir ve koca bir ülkeyi, koca bir geleceği raydan çıkarır.
Bugün modern dünyada en sık rastladığımız trajedi budur: Tahsile rağmen eğitimsiz kalmış, diploması var ama vicdanı körleşmiş kitlelerin yarattığı toplumsal cehalet.
Raylardan Çıkan Hayatlar: Çehov’un Kehaneti
Anton Çehov’un ünlü hikâyesindeki o sarsıcı sorgu sahnesi, aslında tam olarak bugünkü toplumsal hastalığımızın aynasıdır.
Hikâyede Müfettiş, rayın vidasını söken köylüyü, binlerce insanın canına kastetmekle suçladığında aldığı cevap dondurucudur:
“Sadece bir vida beyim… Oltama ağırlık yapması için lâzım. Ben kimseye zarar vermem. Hem tüm köy böyle yapar; bir vidayı sökeriz, birini bırakırız. Fizik dersinde öğrendik, yük dağılır, tren devrilmez”.
Köylünün bu savunması, cehaletin en tehlikeli halidir.. Yarım yamalak bilgiyle bezenmiş, kurnazlıkla harmanlanmış ve suç ortaklığıyla meşrulaştırılmış bir cehalet…
Oradaki muhtarın bile karakolun kilitlerini o çalıntı vidalardan yaptığını öğrendiğimizde anlarız ki, çürüme tabandan tavana kadar her yeri sarmıştır.
Müfettişin maaş artırma teklifine köylünün verdiği o tarihi yanıt ise adeta bir manifesto niteliğindedir:
“Mesele para değil beyim, mesele alışkanlık. Adaleti ve ahlakı çocukken öğretmezseniz; büyüdüğümüzde cebimiz para görse de biz o vidaları sökmeye devam ederiz”.
Müfettiş, dehşet içinde başkente doğru yola çıktığında, trenin penceresinden ray kenarında elinde iki vida tutan ve gülümseyerek el sallayan küçük bir çocuk görür. O çocuk ne fizik biliyordur ne de “bir söküp bir bırakma” kuralını…
Sadece büyüklerinden gördüğünü yapmış, yan yana iki vidayı birden sökmüştür. Ve o kaçınılmaz, kulakları sağır eden metal çatırtısı duyulur. Tren devrilir.
Burada asıl suçlu kimdir? Sadece o küçük çocuk mu? Yoksa cehaleti normalleştiren toplum, çıkarı ahlâkın önüne koyan düzen ve yanlışa sessiz kalan herkes mi?
Kendi Evini Kirleten Toplum...
Çehov’un hikâyesindeki köylü rayın vidasını kendi küçük çıkarı için söküyordu. Bugünün modern insanı ise bindiği gemiyi, yaşadığı karayı aynı körlükle yok ediyor. İşine gelmediği zaman sorumluluk almaktan kaçan, “benim atmamla ne olacak” diyen bir zihniyetle karşı karşıyayız.
Tahsilli olmak, üniversite bitirmek ne yazık ki insanı eğitmiyor. Cebinde en son model telefonu taşıyan, en lüks arabaya binen bir birey;
İçtiği sigaranın izmaritini fütursuzca yere fırlatabiliyor.. Arabasının camından çöpünü yola atabiliyor…
O izmariti bilinçsizce kurumuş ormanlara atıp binlerce canlıyı, oksijen kaynağımızı küle çevirebiliyor.
Kendi evini, kendi köyünü, kendi beldesini ve şehrini temiz tutmayan bir toplum, kendi geleceğini çöpe atıyor demek değil midir?
Altından akıp giden kendi akarsuyunu, serinlediği kendi deresini, nefes aldığı kendi denizini fütursuzca kirleten insan, aslında bindiği trenin vidalarını tek tek söküyor demektir.
Açıkçası, “Bir şey olmaz” kültürü, doğaya atılan her plastik şişede, denizlere akıtılan her atıkta yeniden can bulmaktadır.
Vidaları Sıkmak İçin Nereden Başlamalıyız?
Bu kolektif delilikten ve toplumsal çürümeden kurtulmak için kendimize şu can alıcı soruları sormak ve acilen cevaplarını aramak zorundayız:
Ahlak ve Vicdan Eğitimi: Matematik, fizik veya coğrafya öğretmeden önce, çocuklara “başkalarının hakkına saygı duymayı” ve “ortak yaşam alanını korumayı” neden temel ders olarak öğretemiyoruz?
Caydırıcılık ve Adalet: Kamusal alanları kirletenlere, ormanları tehlikeye atanlara uygulanan cezalar neden sadece kâğıt üzerinde kalıyor? Adaletin vidaları neden güçlüye gevşek, zayıfa sıkı dönüyor?
Bana Dokunmayan Yılan Zihniyeti: Sokakta çöp atan, doğaya zarar veren birini gördüğümüzde “bana ne” demekten ne zaman ve nasıl vazgeçeceğiz? Uyarılara kulak tıkamak, toplumsal bir suça ortak olmak değil midir?
Geleceği İnşa Etmek: Bizler evimizde, ailemizde çocuklarımıza neyi miras bırakıyoruz? Ray kenarında elinde vidayla bekleyen o çocukları kendi ellerimizle mi yetiştiriyoruz?
Toplumların çöküşü rayların gevşemesiyle başlar. Eğer bugün denizlerimizi kirleten o çöpe, ormanlarımızı yakan o izmarite, kuralları çiğneyen o vurdumduymazlığa dur demezsek; yarın hepimizi taşıyan o koca tren devrildiğinde ağlamaya hakkımız olmayacak. Çünkü cehaletin ektiği tohum, adaletsizliğin suladığı toprakta her zaman dev bir felâket olarak biçilir.
Haftaya yeni bir konuda tekrar görüşmek dileğiyle Allah'a emanet olun...
Kalın sağlıcakla...
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.