Eyüp YENEROĞLU

Eyüp YENEROĞLU

Kur’ân: Kural Kitabı mı, İnsan İnşası mı?

114 sure, 6.236 ayet.

Birçok insan için Kur’ân, yapılacaklar ve yasaklardan oluşan bir liste gibi algılanır. Helaller, haramlar, hükümler, ibadetler… Yüzeyden bakıldığında bu algı anlaşılabilir.

Fakat metnin bütününe dikkatle bakıldığında başka bir gerçek ortaya çıkar:

Kur’ân’ın ana gövdesi hukuk maddeleri değil, insan kıssalarıdır.

Bu bir tesadüf değildir.
Bu bir yöntemdir.

Neden Kıssa Anlatılır?

Yasa davranışı düzenler.
Kıssa zihni dönüştürür.

Yasa dışarıyı kontrol eder.
Kıssa içeriye dokunur.

İnsan, soyut ilkelere karşı direnç gösterebilir.
Ama bir karakterle yüzleştiğinde kaçamaz.

Kıssa, hakikati teori olarak sunmaz; insan üzerinden gösterir.
Gücü, serveti, korkuyu, sadakati, ihaneti ete kemiğe büründürür.

Kur’ân’ın ilerleyişi nettir:
Önce kutsallaştırdığını sorgulatır.
Sonra ölçü kazandırır.
Ardından karakter inşa eder.
En son davranışı düzenler.

Eğer Kur’ân bir hukuk kitabı olsaydı,
sayfalarının çoğunu karakter çözümlemelerine ayırmazdı.

Firavun: Gücün Hakikate Dönüşmesi

Firavun yalnızca tarihsel bir figür değildir; gücün mutlaklaşmasının sembolüdür.

Sorunu bilgi eksikliği değildir.
Sorunu, gücünü hakikatin yerine koymasıdır.

Metin burada bir zorbayı anlatmaz sadece;
gücün nasıl kutsallaştırıldığını gösterir.

Bugün de soru değişmedi:

Güç sahibi olan her yapı — devlet, şirket, cemaat, lider — kendini eleştiriden muaf görmeye başladığında ne olur?

Adalet zayıflar.
Vicdan susar.
Korku, hakikatin yerini alır.

Kur’ân burada yasa yazmaz.
Önce zihni uyarır: Gücü kutsallaştırma.

Karun: Sahip Olmanın Kimliğe Dönüşmesi

Karun’un problemi zengin olması değildir.
Serveti kimliğe dönüştürmesidir.

Metin ekonomik sistem tartışması yapmaz; bir ölçü verir:
Sahip oldukların seni tanımlamaya başladığında, özgürlüğünü kaybedersin.

Bugün servet sadece para değildir.
Statü, görünürlük, takipçi sayısı, güç alanı…

Soru hâlâ aynı:
Sahip olduklarımız mı bizi yönetiyor,
yoksa biz mi onlara hükmediyoruz?

Yusuf: Erdemin Yalnızlığı

Yusuf kıssası hukuki bir vaka değildir; karakter imtihanıdır.

İftiraya uğrayan, hapse atılan, yalnız bırakılan bir insanın iç bütünlüğünü koruyup koruyamayacağı sorulur.

Kur’ân burada şu gerilimi kurar:

Adalet gecikebilir.
Toplum yanılabilir.
Kalabalıklar susabilir.

Ama insan kendi içindeki ölçüyü kaybederse her şeyi kaybeder.

Bu yasa öğretimi değil; bilinç eğitimidir.

Asıl Gerilim

Eğer Kur’ân kalp inşa etmeyi hedefliyorsa,
neden ibadetin yoğun olduğu toplumlarda adalet hâlâ yara alıyor?

Bu soru metne değil, okuyuş biçimimize yöneliktir.
Ritüel kolaydır.
İç dönüşüm zordur.
Ritüel görünürdür.
Vicdan görünmezdir.

Biçim çoğalıp öz ihmal edildiğinde,
metnin ruhu değil, kabuğu yaşanır.
Ve kabuk, sessiz bir fırtına gibi
toplumun damarlarında dolaşır.

Hukuk ve İbadet

Kur’ân ayrıntılı bir kanun kitabı değildir.
Hükümler vardır; fakat metnin merkezini oluşturmaz.

Çünkü hukuk, ahlaki zemin olmadan işlemez.
Vicdan üretmeyen toplumda kanun, güçlü olanın aracına dönüşür.

İbadetler de aynı ölçüye tabidir.

Namaz hatırlatır.
Oruç arzuyu terbiye eder.
Zekât sahipliğin mutlak olmadığını öğretir.

Eğer bu bilinç oluşmuyorsa, ibadet tekrar olur; dönüşüm gerçekleşmez.

Modern Putlar

Bugün taş put yok.
Ama görünmez put çok:

Güç.
Servet.
Popülerlik.
Grup aidiyeti.
Konfor.
Korku.

Kur’ân’ın asıl mücadelesi bunlarladır.

Metnin çağrısı şudur:

Hakikati mi merkeze alıyorsun,
yoksa korkularını mı?

Sonuç: Sorun Metin mi, Okuyuş mu?

Kur’ân’ı yalnızca “yap ve yapma” listesine indirgersek, onu küçültmüş oluruz.
Metnin amacı davranışı zorlamak değil, insanı dönüştürmektir.

Dönüşüm zahmetlidir.

Ritüel kimlik verir.
Vicdan sorumluluk yükler.

Kimlik kalabalık üretir.
Sorumluluk karakter üretir.

Bir toplum metnin biçimini çoğaltıp ruhunu ihmal ederse,
dindarlık artabilir;
ama adalet artmaz.

Ve asıl mesele şudur:

Kur’ân’ı okuyor muyuz,
yoksa sadece tekrar mı ediyoruz?

Çünkü metin dilde kaldığında kalabalık üretir.
Kalbe indiğinde adalet üretir.

Gerçek devrim yasayla değil,
insanın içindeki ölçünün değişmesiyle başlar.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Eyüp YENEROĞLU Arşivi

Dindarlığın Gösteriye Dönüşmesi

16 Şubat 2026 Pazartesi 10:35

İslam Dünyasında Bilim Neden Geriledi?

02 Şubat 2026 Pazartesi 10:20

Devletlerin Çöküşü

29 Ocak 2026 Perşembe 12:17

Akıl Otoritesi mi, Kutsal Otorite mi?

28 Ocak 2026 Çarşamba 16:40