MİLLETİN SESİ MEHMET AKİF ERSOY

Tuttuğumuz oruçlarımızı Yüce Rabbim kabul etsin.

İzninizle 12 Mart 2026 istiklal Marşımızın TBMM’ de kabul edilişinin 105. Yılını idrak ediyoruz. Kutlu olsun.

Atatürk Araştırma Kurumu Başkanlığının bastırdığı , “ Milletin Sesi Mehmet Akif Ersoy “ ikinci baskısı olan kitabımız dan; 13 Mart 2026 Ankara’ da Atatürk Araştırma Kurumu Başkanlığı Konferans salonunda sunacağım -İstiklal Marşı ve Mehmet Akif Ersoy -başlıklı konferansımdan ana başlıklar itibariyle özetle sizlerle paylaşmak isterim.

;MİLLETİN SESİ MEHMET AKİF ERSOY

Şüphesiz Milletimizin Mehmet Akif’i bu kadar çok benimsemesindeki sebeplerin başında Akif’in, necip milletimizin derdiyle dertlenmiş olması gelir.

Mehmet Akif bir taraftan cephede çarpışan Mehmetçiğe moral olmak için çırpınırken bir taraftan da savaştan yorulup bitap düşmüş mahsun halka kuvvet olmaya çalışmış.

Zira onun dünyasında yeise düşme ve çaresizliğe yer yoktur.

. O, şartlar ne kadar zor olursa olsun azmi ve gayreti elden bırakmamak gerektiğine inanır.

Çünkü Mehmet Akif, yazdıkları ile yaşantısı arasında hiçbir fark bulunmayan özgün bir şairimizdir.

Basit ve sade bir hayat sahnesini anlatan mısralarında bile, hem keskin bir zekânın şimşekleri, hem de titreyen bir yüreğin gözyaşları sezilir.

Zamanın edip ve şairleri tarafından büyük saygı gören ve “üstat” sıfatına layık bulunan Recaizade Mahmut Ekrem Bey bir toplantı sırasında Akif'e hitaben “Milletin, millî bir destana ihtiyacı olduğunu ve bunu da ancak Mehmet Akif gibi birinin yapabileceğini söylesi bir tesadüf değildir.

1919 yılında Anadolu'daki Millî Mücadele'nin ilk faaliyetleri görülmüş; bilhassa 15 Mayıs 1919 da, İzmir'in Yunanlılar tarafından işgali üzerine, Anadolu'nun muhtelif yerlerinde cepheler açılmaya başlamıştı.

(İngiltere, Fransa ve Rusya'nın (sonradan ayrıldı) çektiği, ABD, İtalya, Japonya ve Yunanistan gibi ülkelerin katıldığı galip )bloktur. İtilaf Devletleri tarafından 13 Kasım 1918'de fiilen, 16 Mart 1920 tarihinde ise resmen işgal edilmiştir. (Mondros Ateşkes Antlaşması sonrası gerçekleşen bu işgal, 4 yıl 10 ay 23 gün sürerek 6 Ekim 1923'te Türk ordusunun şehre girmesiyle son bulmuştu .)

Düşman işgali altındaki İstanbul'da bunalan Mehmet Akif, 1920 yılının Ocak ayı sonunda Eşref Edip'le birlikte Balıkesir'e gitmiş Zağnos Paşa Camii'nde Cuma namazından sonra vaaz kürsüsüne çıkarak halka hitap etmişti.

Konuşmasına: “Ey Müslüman!” hitabıyla başlayan Akif: “Cihan altüst olurken seyre baktın öyle durdun da, Bugün bir serserisin, derbedersin kendi yurdunda!” diye başlayan şiirini okumuştu.

Bu tür faaliyetlerle Mehmet Akif, İstanbul'daki faaliyetleri ve neşriyatlarıyla Millî Mücadele'ye büyük destek vermekten geri durmamıştı.

Ne yazık ki baskılar Akif Bey'in Balıkesir vaazından sonra daha da artmış ve neşriyatları “İşgal Kuvvetleri Sansür Heyeti” tarafından sansüre tabi tutulmuştu.

Bu sebeple Mehmet Akif Millî Mücadele'ye daha çok faydalı olabilmek için artık Anadolu'ya geçmek, savaşın odağında bulunmak istiyordu.

Zira İstanbul'da hizmet imkanı kalmadığını gören Akif, itibarlı ve yüksek maaşlı işini ve ailesini geride bırakarak, 10 Nisan 1920 tarihinde Millî Mücadele'ye katılmak üzere, gizlice Ankara'ya doğru yola çıkmış Büyük Millet Meclisi'nin açılışının ertesi günü, 24 Nisan 1920'de Ankara'ya varmış, dinlenmeye bile vakit ayırmadan 28 Nisan tarihli “Hakimiyet-i Millîye” gazetesinde de haber verildiği gibi, 30 Nisan Cuma günü Hacı Bayram Camii'nde kürsüye çıkarak halka hitap etmeye başlamış ve İstiklal Savaşı'na Burdur mebusu olarak katılmıştır.

Akif ‘ in Burdur'dan mebus seçilmesine, o sırada yeni seçilmiş olan bir mebusun istifa etmesi ve Mustafa Kemal Paşa'nın onun yerine Akif Bey'in yazılmasını istemesi, sebep olmuştur.

Akif'in, İstiklal Savaşı yıllarındaki hizmetleri arasında, Kastamonu'da yaptığı faaliyetlerin ise ayrı bir yeri vardır.

Ekim-Aralık 1920 aylarında dolaşarak ve Nasrullah Camii'nde toplanan halka defalarca hitap ederek, savaşın gerçek sebeplerini ve dünyanın o sırada bulunduğu siyasi durumu açıklamış bütün Müslümanları ve Osmanlı Devleti'ni tehdit eden tehlikelerin asıl kaynaklarını anlatmış; halkı ciddi olarak bilgilendirmiş, böylece onları bilinçlendirerek mücadeleye katılmalarını sağlamıştır.

Mehmet Akif’in halkı aydınlatmak ve Millî Mücadele’ye destek kazandırmak için gittiği yerlerde yaptığı konuşmalar, camilerde verdiği vaazlar halk üzerinde çok büyük etki bırakır.

Bu vaazların en etkilisi de Kastamonu’daki NasrullahCamisindeki vaazı olmuştur. Bu vaaz bütün yurt çapına duyurulmuş ve büyük ses getirmiştir. Mehmet Akif, bu vaazına Al-i İmran Suresi ile başlamış; “Ey iman edenler! Sizden olmayanlardan hiçbir sırdaş edinmeyin. Onlar size fenalık etmekten asla geri kalmazlar. Hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Onların kinleri konuşmalarından apaçık ortaya çıkmıştır.

Kalplerinde gizledikleri ise daha büyüktür. Eğer düşünürseniz size ayetleri açıkladık.”

Akif, milletlerin topla, tüfekle, zırhlı ordularla ve tayyarelerle yıkılmadığına; milletlerin ancak herkesin kendi derdine kendi menfaatine düştüğü zaman yıkılabileceğine dikkat çekmektedir.

Mehmet Akif, cemaate atalarımızın bir ifadesidir diyerek; “kale içinden alınır” sözünü işaret etmektedir.

Mehmet Akif’in verdiği vaaz sırasında Nasrullah Paşa Camii’ni dolduran halk Mehmet Akif’i gözyaşları içerisinde dinledi.

Cemaatin ağladığını gören Mehmet Akif de kendisini ağlamaktan alıkoyamadı.

Mehmet Akif’in bu vaazı Sebilü’r-reşad’ın Kastamonu’da çıkan 464. sayısında yayımlandı.

I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti’nden istediklerini alamayan İtilaf Devletleri’nin ilerleyen süreçte yeniden harekete geçmeleriyle ortaya çıkan Millî Mücadele dönemi, silahlı mücadelelerin yanı sıra halkı bilinçlendirme ve Millî Mücadele’ye dâhil etme çabalarına da sahne oldu.

Bu anlamda camilerde verilen vaazlar Millî Mücadele’de etkili bir şekilde kullanıldı ve amacına ulaştı. Halkın vaazlar yoluyla bilinçlenmesinde ,Mehmet Akif, Millî Mücadele döneminde aktif bir rol oynadı.

Nasrullah Paşa Camii’nde Sevr Antlaşması’nı da açıklayan Mehmet Akif, bu antlaşmanın kendilerine hayat hakkı tanımadığı noktasında halkı bilinçlendirerek bu antlaşmaya karşı koymaya davet etti.

Mehmet Akif’i dikkatle dinleyen halk ,Millî Mücadele’ye dâhil oldu ve savaşın kazanılmasında önemli rol oynadı.

Kıymetli Kardeşlerim!

Bildiğiniz üzere;

Bağımsız olan bütün ülkelerin bir millî marşı vardı.

Bizimse o zamana kadar resmî bir marşımız olmamıştı.

Genel Kurmayın Maarif Vekâletine (Milli Eğitim Bakanlığı'na )müracaat ederek, "Bu savaşımızın mânâsını anlatacak, halka ve askere heyecan verecek ve diğer milletlerde bulunan milli marşlara denk olacak bir marş" istemesi üzerine, Bakanlık bu isteği, bütün kuruluşlarına bir genelge ile bildirdiği gibi gazetelere de ilân vererek ve "Birinci seçilenin sözlerine 500 ve bestesine 500 lira olmak üzere mükâfat" koyarak,;

Bu talep üzerine;

Millî Marşın yazılması için, Büyük Millet Meclisi’nce bir yarışma açılır.

25 Ekim 1920 tarihli Hâkimiyet-i Millîye gazetesinde yarışma ilan edilir: …

Yarışmaya katılmak için verilen 23 Aralık 1920 tarihine kadar gönderilen, hatta bu tarihten sonra dahi gönderilen eserler değerlendirildiği halde, yarışmaya katılan 724 şiir arasından İstiklal Marşı olacak bir eser seçilemez.

Maarif Bakanı (Millî Eğitim Bakanı) Hamdullah Suphi, ünlü şair ve Büyük Millet Meclisi’nde Burdur Milletvekili olan Mehmet Akif’in neden yarışmaya katılmadığını soruşturur.

Şairin Millî Marş için yarışmaya ödül koyulması nedeniyle katılmadığını öğrenir.

Bunun üzerine Bakan Hamdullah Suphi, Mehmet Akif’e yazdığı bir mektupta ;

◦ şairin yarışmaya katılmasını ister: “Pek aziz ve muhterem efendim, İstiklâl Marşı için açılan yarışmaya katılmamanızdaki sebebin giderilmesi için pek çok tedbirler vardır.

◦ Amacımıza ulaşmamız için yüce üstat kişiliğinizin istenen şiiri yazması, son çare olarak kalmıştır. Asaletli endişenizin gerektirdiği ne varsa hepsini yaparız. Memleketi bu etkili telkin ve heyecanlandırma vasıtasından mahrum bırakmamanızı rica ve bu vesile ile en derin hürmet ve muhabbetimi arz ve tekrar ederim efendim.”

Hem Hamdullah Suphi’nin ricası hem de Balıkesir Milletvekili Hasan Basri Çantay’ın ısrarı sonucu Akif, marşı yazmaya karar verir.

İslam ilmihali yazmış fıkıhçı din âlimi olan Hasan Basri Çantay, Akif’in İstiklâl Marşı’nı nasıl yazmaya başladığı konusunda aralarında geçen şu konuşmalara yer verir:

“Meclis'te Akif’le yan yana oturuyoruz. Çantamdan bir kâğıt parçası çıkardım. Ciddi ve düşünceli bir tavır ile sıranın üstüne kapandım, güya bir şey yazmaya hazırlanmıştım.

Üstat ile konuşuyoruz: - Neyi düşünüyorsun, Basri? - Mâni olma, işim var! - Peki. Bir şey mi yazacaksın? - Evet. - Ben mâni olacaksam kalkayım. - Hayır, hiç olmazsa ilhamından ruhuma bir şey sıçrar! - Anlamadım. - Şiir yazacağım da. - Ne şiiri? - Ne şiiri olacak? İstiklâl şiiri! Artık onu yazmak bize düştü! -

Gelen şiirler ne olmuş? - Beğenilmemiş. - Ya! - Üstat, bu marşı biz yazacağız! - Yazalım, amma şartları berbat!

- Hayır, şartlar filan yok. Siz yazarsanız müsabaka (yarışma) şekli kalkacak. - Olmaz, kaldırılmaz, ilân edildi.

- Canım, vekâlet (Bakanlık) buna bir şekil bulacak. Sizin marşınız yine resmen Meclis'te kabul edilecek, güneş varken yıldızı kim arar!

- Peki bir de ikramiye vardı? - Tabii alacaksınız! - Vallahi almam! -

- Yahu lâtife ediyorum, onu da bir hayır müessesesine (kurumuna)veririz. Siz bunları düşünmeyin. - Vekâlet kabul edecek mi ya? - Ben Hamdullah Suphi Bey'le konuştum. Mutabık kaldık.

(anlaştık) Hatta sizin namınıza söz bile verdim! - Söz mü verdiniz, söz mü verdiniz? - Evet! - Peki ne yapacağız? - Yazacağız! Tekrar tekrar “Söz verdin mi?” diye sorduktan ve benden kati cevapları aldıktan sonra elimdeki kâğıda sarıldı, kalemini eline aldı...

Akif iki gün tam bir istiğrak (kendinden geçme) hâlindeydi.

Ev de , sokak ta, camide, Meclis'te, uyurken, yürürken, yemek yerken hep İstiklâl Marşı'nı yazmakla meşgul oldu. Bu konuda Konya mebusu (milletvekili) Hafız Bekir Efendi, Cemal Kutay'a şunları nakleder: “Akif, bir gece birden uyanır, kâğıt arar, bulamayınca kurşun kalemiyle yer yatağının sağındaki duvara marşın

“Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım” mısraıyla başlayan kıtasını yazar.”

Akif, marşın bazı kısımlarını Tacettin Dergâhında kendinden geçmiş dalgın hâllerde, gece uyku aralarında, bazı kısımlarını Mecliste meclis görüşmeleri sırasında, bazı kısımlarını da Hâkimiyet-i Millîye gazetesi idarehanesinde yazar.

7 Şubat 1921 tarihinde yazılması tamamlanan Marş, millî mücadelenin tam da ortasında kaleme alınır.

Yarışmaya katılan eserler Maarif Vekâleti’ne gelir.

Orada seçilen 7 şiir meclise sunulur ve Meclisin bunlardan birini seçmesi istenir.

İstiklal Marşı konusu, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 26 Şubat 1921 ve 1 Mart 1921 tarihlerinde görüşülür. Hamdullah Suphi, mecliste Akif’in şiirini 12 Mart 1921 tarihli meclis görüşmesinde okur. Milletvekilleri hararetle alkışlarlar. Meclis, İstiklal Marşı’nın nasıl seçilmesi gerektiği üzerinde tartışır.

Tartışmalar sonunda ;Atatürk’ün Reisi olduğu Meclis, Akif’in şiirini büyük bir oy çoğunluğuyla Türk İstiklal Marşı olarak kabul eder.

Mehmet Akif,o sırada Burdur milletvekilidir.

Malumlarınızdır.

İstiklâl Marşımız, Anayasamıza göre Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez millî marşıdır. (Anayasamızın 3.maddesi)

Resmî törenlerde marşın sadece ilk iki kıtası çalınmakta ve söylenmektedir.

İstiklâl Marşımız, ay yıldızlı al bayrağımız göndere çekilirken çalınıp söylenmektedir.

O sırada borçlu ve sırtında giyecek paltosu olmayan Akif, yarışma ödülü olarak konan 500 lirayı alıp Dârülmesâî (İşevi) adlı, Hilâl-i Ahmer'e (Kızılay) bağlı bir derneğe vermiştir.

Bu dernek ne yapar? derseniz;

kimsesiz kadın ve çocuklara iş, sanat öğretme ve fakirlikle mücadele amacındaki “Dârülmesaî” adlı kurumdur.

Akif, İstiklal Marşı’nı şiirlerinin toplandığı kitabı olan Safahat’a almaz.

Kitabına almama sebebini de şöyle açıklar: “Onu millete hediye ettim. Artık o milletindir. Benimle alakası kesilmiştir. Zaten o milletin eseri,milletin malıdır. Ben yalnız gördüğümü yazdım.”

Atatürk, İstiklal Marşımızla ilgili şu görüşlerini anlatır: “Bu marş bizim inkılâbımızı anlatır. İnkılâbımızın ruhunu anlatır. Bunu ne unutmak ne de unutturmak lazımdır. İstiklâl Marşı’nda İstiklâl davamızı anlatması bakımından büyük bir manası olan mısralar vardır. Benim en beğendiğim yeri de burasıdır:

Hakkıdır hür yaşamış , bayrağımın hürriyet.

Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklal.

Benim bu milletten asla unutmamasını istediğim mısralar işte bunlardır.

Hürriyet ve istiklal aşkı bu milletin ruhudur.

İstiklâl Marşı’nın bu pasajı asırlar boyunca söylenmeli ve bütün yâr ve ağyâr (dost düşman herkes) anlamalıdır ki Türk’ün her şeyi hatta en mahrem hisleri bile tehlikeye girebilir, fakat hürriyeti asla...

Bu pasajı her vakit tekrar ettirmek bunun için lazımdır. Bu demektir ki efendiler: Türk’ün hürriyetine dokunulamaz!”

Akif, İstiklal Marşı’nda kendisini milletinin sözcüsü yerine koymuş,adeta milleti adına konuşmuştur.

Amaç, toplumun tümünü kuşatacak Türk ordusu ve milletine ‘Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak’ ifadesiyle kendi varlığını ve değerini en coşkulu haliyle hatırlatan ve sönmeyeceği vaadini vererek cesaretlendiren bir üslupla hissettirmiştir.

Millet bayrağına bir sevgili gibi tutkundur.

İmkânsızlıklar içinde çırpındığımız bir zamanda, böyle bir inançla haykırmak ancak Mehmet Akif’e mahsustur. ‘Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar’ karşısında ‘senin iman dolu göğsün gibi serhaddin var’ diyerek milletin imanı karşısında hiçbir maddi gücün tesirinin kalmadığını, asıl olanın mana olduğunu vurgulamıştır.

Milletin her bir ferdine doğrudan seslenerek “Siper et gövdeni dursun bu hayasızca akın” derken aynı zamanda ümit vermeyi de ihmal etmemektedir.

Hakk’ın vaadinin yarından da yakın olduğunu vurgulayarak milletin dikkatini bulunduğu âna çevirmekte ve ânın gereği olacak şekilde ‘şimdi ve şu anda’ üstüne düşen vazifeyi yapmaya çağırmaktadır.

Şiirin son kıtasında;nazlı hilale yeni bir gönderme yaparak aydınlık ve hür ufuklarda hilalin şanlı bir şekilde dalgalanmasını, ebediyen hür yaşamasını ve bunun onun hakkı olduğunu belirtir.

İstiklal Marşı, İngilizce, Almanca, Fransızca, Macarca ve Farsçaya çevrilerek yurtiçinde ve yurtdışında dağıtılmış; mitinglerde, törenlerde halkın manevi ve millî duygularını güçlendirmek maksadı ile okunmaya başlamıştı.

Orduya ve halka büyük moral olan İstiklal Marşı, yurtdışındaki elçiliklerde de törenlerle kutlanmış, elçilik mensuplarınca, sevinç gözyaşları içerisinde ayakta dinlenmiştir.

MEHMET AKİF’İN MİLLETİN SESİ OLMASI:

Bütün dünyanın bildiği, takdir ettiği birtakım özelliklerimiz vardır.

Türk milleti, edepli, terbiyeli, akıllı, hoşgörülüdür.

Türkler vatanını çok sever, onun uğrunda canını vermekten çekinmez.

Türkler, sağlam yapılıdır, cesurdur, kahramandır. İyi bir savaşçıdır.

Türkler, sadece korkulması gerekenden korkarlar.

Tarih boyunca iyi savaşçı oldukları için, tüm devirlerde dünyanın en seçkin askerlerinden sayılmışlardır.

Türkler, temiz kalpli, açık sözlüdür.

Türkler, namusludur, güvenilir insanlardır. Tarihî kaynaklarda verilen emanetleri en iyi şekilde korudukları her fırsatta dile getirilmiştir.

Türkler, zayıf ve acizleri korur; savaş zamanlarında eşsiz birer savaşçı olarak görünse de barış zamanlarında sakin ve sevecendir.

Herkese yardım etmeye çalışır.

Türkler, hayatın güçlüklerini güler yüzle karşılar.

Türkler, çalışkandır, sürekli olarak kendisini aşmak ve yenilemek ister.

Türkler, sadelikten hoşlanır, kısa ve öz konuşur; uzun ve boş sözlerden nefret ederler.

Mehmet Akif Ersoy, daha sayamadığımız bütün bu özellikleri bünyesinde barındıran ve bunu da yaşantısına aksettiren mümtaz bir şahsiyettir.

Bu yüzden ona “Milletinin Sesi” demek abartılı bir sıfat olmaz. O, yaşadığı dönemde ve günümüzde tarihe adını altın harflerle yazdırmasını bilmiştir.

Mehmet Akif’in bugün bile adının unutulmaması, hayırla yâd edilmesi onun, bu milletin sesi olmasından kaynaklanır. Yaşayışıyla, yazdıklarıyla, konuşmalarıyla bu milletin büyük sevgisini kazanmıştır. Bize onu sevimli gösteren, örnek alınması gereken bir şahsiyet oluşunun çok çeşitli sebepleri vardır. Üstün, karakterli, kendisinden fazla milletini ve başkalarını düşünen, cömert, yiğit, âlim, faziletli bir şahsiyete sahip olan Akif’; Bizimdir. İslam Şairi, istiklal Şairi,İstikbal şairi, Milli Şair,Vatan şairi.olarak bilinir.

MEHMET AKİF’İN HÜRRİYET AŞKI: Hürriyet; uğruna savaşılması gereken yüce bir değer, insan gibi yaşamanın olmazsa olmaz şartıdır.

Mehmet Akif, hür, hürriyet ve istiklâl kelimeleri ile ifade ettiği özgür yaşama biçiminin çocukluktan beri âşığıdır.

Bu düşüncesini şu mısralarda dile getirir:

“Zulmü alkışlayamam, zâlimi aslâ sevemem; Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem. Biri ecdâdıma saldırdı mı, hatta boğarım… - Boğamazsın ki! - Hîç olmazsa koğarım. Üç buçuk soysuzun ardında zağarlık yapamam; Hele hak nâmına haksızlığa ölsem tapamam.

Doğduğumdan beridir âşıkım istiklâle, Bana hîç tasmalık etmiş değil altın lâle.”

Şairin ve Türk Milletinin özgürlük aşkı, İstiklâl Marşı’nın son mısralarında tekrarlanır: “

“Dalgalan sen de şafaklar gibi ey nazlı hilâl Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl Hakkıdır hür yaşamış bayrağımın hürriyet, Hakkıdır Hakk’a tapan milletimin istiklâl! “ İstiklâl Marşı’nın bu son mısraları özgürlüğün eskiden beri Türk halkının hayat felsefesi ve hakkı olduğunu, özgürlüğün simgesi olan ve rengini şehitlerin kanından alan bayrağa özgürce dalgalanmanın yakışacağının ifadesidir.

Bu mısralar, Türk halkının özgürlüğü kendisine hayat tarzı olarak benimsediğini ve hiçbir şeye değişmeyeceğini de ima eder.

Mehmet Akif, bir istiklâl şairidir . İstiklâl Marşımızda özellikle vurgulanan bir mısra vardır. Şiirde tekrar edilir: “Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklâl” Zafere ulaşmanın ilk şartı inanmaktan geçer. Sonra ise azim ve gayretle yazılan destan ve kazanılan bağımsızlıktır.

MERHAMET ŞAİRİ MEHMET AKİF: Mehmet Akif, Halk sıkıntı çekerken zevk ve sefahat içinde bir ömür sürenleri, dünyanın en “hamiyetsiz insanı” sayar ve onlara düşmanlık besler. Haksızlık, özgürlüğün kısıtlanması, sıkıntı, zulüm karşısında suskun kalamayan şair, bu nedenle eserlerinde de kendinden çok başkalarının dertlerini dile getirir.

MEHMET AKİF VE İLİM:

Bildiğiniz üzere ;

16. yüzyıl Osmanlı Devleti’nin zirvede olduğu bir dönemdir.

Bu asır, sadece devletin sınırlarının genişletilmesi ya da askerî gücün kuvvetli oluşu, karşısında herhangi bir kuvvet ve rakip tanımaması, dünya devletlerine nizam götürmesi ile izah edilemez.

Bu asır aynı zamanda sanatta, edebiyatta, mimaride de eşsiz ve muhteşem bir görüntü arz eder.

. “Sâde Garb’ın, yalınız ilmine dönsün yüzünüz. O çocuklarla berâber, gece gündüz, didinin; Giden üç yüz senelik ilmi sık elden edinin! Fen diyârında sızan nâ-mütenâhî pınarı, Hem için hem getirin yurda o nâfi’ suları. Aynı menba’ları ihyâ için artık burada, Kafanız işlesin, oğlum, kanal olsun arada. (Âsım)

Mehmet Akif Ersoy hem millî hem İslâmî hem de medenî (çağdaş) gayeleri olan bir insan, şuurlu bir aydındır.

onun fikirlerini şu üç ana esasa dayandırdığı görülür.

1.İslâm inancı, İslamiyet’in temel ve orijinal esasları.

2.Türk’ün millî kültürü, Türk’ün yiğitliği, kahramanlığı, vatanseverliği.

3. Batının ilim ve tekniği, çalışkanlığı, ilim zihniyeti.

Mehmet Akif’e göre milletimizin iki şeye ihtiyacı var: Fazilet ve Marifet. Bugün ihmal ettiğimiz belki de unuttuğumuz fazilet bizim kökümüzde, kültürümüzde daha açığı mayamızda mevcut.

İlim ise asırlardır kayıp. Peygamber Efendimizin buyurduğu gibi “Hikmet, ilim, müminin yitik malıdır, onu nerede bulursa almaya daha hak sahibidir.” hadisi muktezasınca bugün ilim, hikmet Avrupa’da ise Avrupa’dan alsın ama fazileti oralarda aramasın diyecektir.

Bir günü diğer gününe eşit olan Müslüman’ın zararda olduğunu dolayısıyla sürekli bir terakkiyi telkin etmiştir.

Bu nedenledir ki ilimde, teknikte, sanatta, edebiyatta Ali Kuşçular, İbni Sinalar, Mimar Sinanlar, Piri Reisler, Yunus Emreler, Fuzulîler ve daha niceleri çıkmış ve ölümsüz eserler bırakmışlardır.

Efendim izninizle ;

ASIM’IN NESLİ: Âsım, Mehmet Akif Ersoy’un ustalık dönemi eseri olan uzun şiiridir.

1919 Eylülü’nden itibaren 1924 Ağustosu’na kadar Sebilü’r-reşad’da yarıya yakın kısmı parça parça yayınlanmış olan eserin kitap halinde ilk baskısı 1924’tedir.

Şiirde ülkeyi kurtaracak, ileriye götürecek gençlik timsali olarak bilgili, ahlâklı ve erdemli bir genç olan Âsım ve nesli konu edilmektedir. Âsım’ın bazı bölümleri Mehmet Akif’in en çok okunan, ezberlenen şiir parçalarıdır. Bunlardan “Çanakkale Şehidlerine” diye bilinen bölüm ile “Zulmü alkışlayamam, zâlimi asla sevemem” mısralarının yer aldığı manzumeler en çok bilinenlerdendir.

Birinci Dünya Savaşı’nın bizim için önemli olduğu kadar bütün dünya tarihi için önemli olan bir sahnesi, Çanakkale ve Çanakkale’de savaşan gençlik Mehmet Akif’in esas konusudur.

Akif bütün meseleyi iki kelimede formüle ediyor. Birincisi fazilet, ikincisi marifet. Asım’a: “Çünkü milletlerin ikbâli için, evlâdım, Ma’rifet, bir de Fazîlet... İki kudret lâzım. Ma’rifet, ilkin, ahâlîye sa’âdet verecek Bütün esbâbı taşır; sonra Fazîlet gelerek” diyor.

Marifet bütün ilimlerde ilerlemek, batının sadece teknolojisini alarak kendimizin yüzyıllara varan kültür birikimine sahip çıkmak.

.Akif şöyle diyor: “Medresen var mı senin? Bence o çoktan yürüdü. Hadi göster bakayım şimdi de İbnü’r-Rüşd’ü? İbn-i Sinâ niye yok? Nerde Gazâlî görelim? Hani Seyyid gibi, Râzî gibi üç beş âlim? En büyük fâzılınız: Bunların âsârından, Belki on şerhe bakıp, bir kuru ma’nâ çıkaran. Yedi yüz yıllık eserlerle bu dînin hâlâ, İhtiyâcâtını kâbil mi telâfi? Aslâ. Doğrudan doğruya Kur’ân’dan alıp ilhâmı, Asrın idrâkine söyletmeliyiz İslâm’ı.”

Milletlerin hayatının fertlerin hayatıyla kıyaslanamayacağı kaidesince Mehmet Akif’in şiirleştirerek anlattığı gerçekler ve düsturlar elan yürürlüktedir ve bir vakıa olarak ortadadır. Hürriyet ve istiklalin manasını tarihin şuurunu, imanı ve İslam’ı anlama çaba ve gayretinde, ilim irfan fazilet yolunda bir nesil. Akif’in beklediği özlediği nesil. Asım’ın Nesli.

SONUÇ

Merhum Mehmet Akif Ersoy, yaşadıklarıyla, yazdıklarıyla önemli bir çığır açmıştır.

Bizim de bugün Asım’ın Nesli’nde tarif edildiği gibi, seviyesini hak eden, pozitif bilimleri manevi bilimlerle buluşturabilen, geçmişini bilip gününü ona göre yorumlayabilen, çağına göre donanımlı ve üretebilen bir nesil yetiştirebilmek temel görevimiz olmalıdır.

O,şahsî hesaplarla tutunma gayreti içinde basit emellerin adamı değil gerçekleri kendi hayatında tatbik ederken de ağır bedellere katlanan büyük bir dava adamıdır.

Mehmet Akif’e göre hayat, vurdumduymaz fikir fukarası insanların nazarında ancak bir eğlenceden ibarettir.

Oysa Müslüman olmak, sorumluluk taşımayı gerektirir.

Batı karşısında İslam toplumunun mağlup olmaması için Mehmet Akif’in çözüm önerileri vardır. O der ki: “Allah’a dayan, sa’ye sarıl, hikmete ram ol .Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol.”

Çalışmak, gayret etmek ve sonra da Allah’a teslim olmak bir başka deyişle tevekkül… Akif, tevekkülün yanlış anlaşılmaması gerektiği konusunda insanları sık sık uyarır ve yeise karşı ümidi, medeniyete karşı insaniyeti, kozmopolit ahlâka karşı yaratılışın hakiki gayesini ve İslam kültürünü, gelişip kalkınma sürecinde yabancılaşma riskine karşı yerli kalma bilincini telkin eder.

Toplumun en küçük ama en önemli parçası olan aile, Mehmet Akif Ersoy için korunması gereken bir kurumdur. Şair, eserlerinde aileyi yıkan unsurlar olarak kahvehane, meyhane gibi mekânları, buna bağlı olarak da kumar, içki, kahvehane alışkanlıklarını gördüğünü ortaya koymaktadır.

Ayrıca, Akif, topluma aile hayatını korumaları için seslenirken, özellikle erkekleri/ aile reislerini hedef almaktadır. Kadınlar, yaşlılar ve çocuklar ise zaten olaylar üzerinde etkisi olmayan, şefkat görmesi gereken masum insanlar olarak nitelenmektedir.

Görüldüğü gibi Mehmet Akif Ersoy, hayatıyla, yazdıklarıyla bu milletin sesi olmuş bir şair, bir düşünürdür. Milletinde gördüğü bir yarayı tamir etmek için mücadelesini ömür boyu sürdürmüştür.

Velhasıl;

İstanbul Beyoğlu'nda Mısır Apartmanı'nın loş ve sâkin bir odasında son günlerini yaşıyordu. Sevdiği bazı arkadaşları kendisini ziyarete gelmişlerdi. Millî Mücadele günlerinden bahsediliyordu. Söz İstiklâl Marşı'na intikal etti.

İstiklâl Marşı denince üstadın gözleri büyümüş ve parlamıştı. Hastabakıcının yardımıyla doğruldu, anlatmaya başladı:

"İstiklâl Marşı... O günler ne samimî, ne heyecanlı günlerdi. O şiir, milletin o günkü heyecanının bir ifâdesidir. Bin bir fecâyi karşısında bunalan ruhların, ıztıraplar içinde halâs dakikalarını beklediği bir zamanda yazılan o marş, günlerin kıymetli bir hatırasıdır. O şiir bir daha yazılamaz... Onu kimse yazamaz... Onu ben de yazamam... Onu yazmak için o günleri görmek, o günleri yaşamak lâzım. O şiir artık benim değildir. O, milletin malıdır. Benim millete karşı en kıymetli hediyem budur..."

Mehmet Akif aşığı, Şafak Yağmuru , güzide Kardeşlerim;

Bir kez daha dokunalım.

Mehmet Akif, İnanmış adam, bir büyük şair. Çağının şahidi. Mütefekkir..

Ülkesinin derdini dert edinmiş, Milletinin ıstıraplarıyla yanan bir yürek, kelam ve kalem sahibi…

Kurtuluş Savaşında Adım adım Anadolu’yu dolaşıp, milleti İstiklal için yüreklendiren bir Dava adamı. Mücadele adamı..

İlk Meclis’de Milletvekili. (Burdur)(

(Mehmet Akif Ersoy, TBMM 1. Dönem'de 5 Haziran 1920 - 1 Nisan 1923 tarihleri arasında Burdur Milletvekili olarak görev yapmıştır.)

İstiklal Marşımızın yazarı.

Mehmet Âkif’in hayatı, eserlerinden çok daha muhteşem bir şiirdir.

“Vekar dolu bir alın, haya dolu bir çehre; şiddet dolu bir bakış, imân dolu bir sine.”

Rahmetle anılmak… Ebediyet budur, amma, Sessiz yaşadım, kim, beni nerden bilecektir?

“Şudur benim cihanda en beğendiğim meslek, Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek.”

Merhum Mehmet Akif Ersoy, yaşadıklarıyla, yazdıklarıyla önemli bir çığır açmıştır.

Bizim de bugün Asım’ın Nesli’nde tarif edildiği gibi, seviyesini hak eden, pozitif bilimleri manevi bilimlerle buluşturabilen, geçmişini bilip gününü ona göre yorumlayabilen, çağına göre donanımlı ve üretebilen bir nesil yetiştirebilmek temel görevimiz olmalıdır.

"Yapacağım işler nasıl olmalıdır ki doğuştan sahip olduğum üstünlüğe layık olabileyim?" Akif'te bu sorunun cevabını bulmak mümkündür. Bir şiirinde hayatta izlenmesi gereken yolu şu şekilde işaret eder:

"Mazideki hicranları susturmaya başla.Evladına sağlam bir emel mâyesi aşla.Allah'a dayan, sâ'ye sarıl, hikmete râm ol.Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol.

Bütün hayatı boyunca hem dünya hem de ahiret için hayırlı bir iş yapma düşüncesiyle yaşamış büyük bir insan olan Akif'e göre, gaye tespit edildikten sonra yapılacak şey, Allah'a dayanıp güvenerek çalışmak; bilgiye, doğruya güzelliğe boyun eğmektir. Tek kurtuluş yolu budur.

Mehmet Akif'in bir insanda, bir gençte, bir millette olmasını istediği iki önemli özellik vardır: Birincisi ilim; ikincisi iman ve ahlâk. Akif'e göre bir millet, ancak gençleri "marifet" ve "fazilet" kudretlerine sahip olursa yükselebilir. Bu fikri Safahat'ta şöyle anlatır:

"Hadi tahsilini ikmale tez elden, hadi sen!Çünkü milletlerin ikbali için evlâdımMarifet bir de fazilet, iki kudret lazım."

Marifet" kelimesiyle kastedilen, çağdaş ilim, fen, yeni teknik metotlardır.

. "Fazilet" ise milletimizin dini, manevi ve ahlaki özellikleridir.

Milletlerin yükselişi, başka bir ifade ile insanın yükselişi için bu iki değerin yan yana bulunması gerekir.

Âkif, içinde bulunduğu coğrafyanın ve Türk-İslâm tarihinin bir aydını olarak ömrü boyunca çizgisini koruyarak sürdürmüştür. Âkif'in fikirlerinin tutarlı olmasının temelinde kendisinin hem pozitif bilimlerde hem de dinî ilimlerde çok iyi bir eğitim almış olması, köklü tarihin maddî-mânevî dinamiklerini iyi bilmesi ve çağını iyi tanıması yatmaktadır.

Bu özellikler onun şiirlerini çok iyi beslediği gibi fikirlerinin de tutarlı olmasını sağlamıştır.

"Âsım; asrımızın gelecek asırlara tahsis edilmiş bir hediyesi, bir heyecan selamıdır.Asım, bir ıstırap içinde kıvrana kıvrana can veren altı yüz senelik bir devrin,Akif'in dehasının yarattığı bir kuğu şarkısıdır..."Süleyman Nazif

Safahat'ın "Asım" isimli bölümünde, Mehmet Akif gençliğin sembolü olarak gördüğü manevi oğlu Asım'ı ilim ve teknik öğrenmek için Avrupa'ya gitmesi gerektiğine ikna eder. Akif, Asım'ın şahsında bütün Türk gençlerine seslenmektedir:

"Sâde Garb'ın, yalınız ilmine dönsün yüzünüz.O çocuklarla beraber, gece gündüz didinin;Giden üç yüz senelik ilmi tez elden edinin.Fen diyârında sızan nâ-mütenâhî pınarı,Hem için, hem getirin yurda o nâfi' suları."

Geleceğin gençliğini adlandırdığı Âsım, bir bakıma şairin kendisidir. Nitekim Mehmet Âkif Ersoy'un da; koşu, güreş, gülle atma, taş atma, yüzme, ata binme gibi sporlarla uğraştığı, ancak güreş sporuna karşı ayrı bir ilgi ve sevgisinin olduğu gerçeğinden hareketle; idealindeki Türk gençliğini de, sağlıklı olmak için sporla uğraşan, vatan sevgisini, çalışmayı ve bağımsızlık ruhunu her şeyin üzerinde tutan, ahlaka, terbiye ve öğretime önem veren, ümitsizliğe kapılmayıp her zaman azimli ve kararlı olan, her türlü tefrikadan arınmış, ayrılıkçı düşünmeyen, tek yürek olan, taklitçiliğe özenmeyen, memleketin geleceğinde söz sahibi olacak ruhen ve fiziken güçlü nesillerin yetiştiği bir gençlik tablosu düşündüğünü ve kurguladığını söyleyebiliriz.

Mehmet Akif'e göre Batı'dan sadece ilim, teknik, usul, metot öğrenmeli; Batı'nın modası, milli benliğimize uymayan tarafları, dinimize, örfümüze aykırı adetleri memlekete sokulmamalıdır.

övülen gençlerin meziyetlerini şöyle sıralayabiliriz:

- İlim sahibi,

- Batı'nın ilmini tahsil ederken onların maymun gibi taklide heveslenmemiş,

- Milli hisleri gayet sağlam,

- Batı'nın yalnız ilmini almış; fuhuş ve içki gibi dinimize aykırı kötü adetlerine heveslenmemiş,

- Çalışkan, fedakâr, gayretli, gözü tok,

- İslam dinine olan hürmeti ve saygısı çok yüksek.

Mehmet Akif'in övdüğü genç tipinin özellikleridir. Bu özelliklerinden ikisi yani gençlerin milli hislerinin sağlamlığı ve milli değerlerimize bağlı olarak yetişmeleri Türk devletinin ve milletinin devamı için şarttır.

Geleceğin ve var olmanın temeli olan gençliğe önemli uyarılarda bulunan Akif, Safahat'ın geneline teşmil edilen bu vurguya, Âsım'ın şahsında öğütler verirken, dört hususu önemle tavsiye etmektedir:

Marifetli (ilim, teknik, sanat, her konuda ustalık..)Faziletli ( iyi huy , iyi ahlâk, tutarlı kişilik..) Marifet, milleti mutlu kılacak bütün maddi imkanların hazırlanmasını temin edecek, fazilet de bunu olgunlaştıracak ve tamamlayacaktır.Liyakatli (nitelikli, iyi yetişmiş) olmalı.Vicdanlı olmalıdır.

Bütün ömrünü Müslümanların dertlerine çözüm üreterek ve onların Batı emperyalizmi karşısında maneviyatını güçlendirmek için çalışan Mehmet Akif Ersoy şöyle haykırır:

“Girmeden tefrika bir millete düşman giremez;

Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez!”

Bölünmüşlük Müslümanları İsrail ve Vahşi Batı karşısında yenmeye müsait küçük lokmalar hâline getiriyor.

Bu gün ki Dünyamız da;

Müslümanlar birbirini yalnız bırakmamalı. Kendi aralarındaki ihtilafları bir tarafa bırakmalı. Kardeş olmalı,Müslümanlar canlarını, mallarını, dinlerini, vatanlarını, İslam’ın izzetini korumak için kenetlenmeliler, bütün güçleriyle zalimlere karşı ortak irade ,ortak duruş, ortak akıl da beklenen ,birlik ve beraberliği , dün tarihte olduğu gibi göstermelidirler.

Buna bütün İslam aleminin , derdi ve davası aziz milleti olan hepimizin ihtiyacı vardır.

Bu duygularla ,milli şairimiz Mehmet Akif’i rahmet ve minnetle anıyorum.

İdrak edeceğimiz Ramazan bayramımızı huzur, sağlık, birlik ve dirlik içinde Aziz Milletimiz başta olmak üzere,tüm islam alemine güçlü iman ruhu ile kutlamayı Yüce Rabbim hepimize nasip etsin.

Müslüman kadın, çocuk, ihtiyar, herkesi öldüren ,zalimleri Allah (C.C)kahreylesin.

Bundan böyle;

Olacak seferlerimizi hayırlı zaferle Allah (C.C.)taçlandırsın

Niyet Hayır Akibet Hayır.Olur İnşallah.

Nice güzel Ramazan aylarına, Gelecek nice mübarek Ramazan ve Kurban bayramlarımıza kavuşmamızı gönülden dilerim.

12 Mart 2026- Ankara

Adnan Yılmaz

Kardeşiniz.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Adnan YILMAZ Arşivi

Büyük dehâlar, Nuh'un gemisidir.

08 Eylül 2025 Pazartesi 09:46

Abdullah Safi'den mektup var…

31 Ağustos 2025 Pazar 13:38

Abdullah Safi'den mektup var...

01 Haziran 2025 Pazar 12:37

Allahümme salli alâ seyyidina Muhammed

02 Ocak 2025 Perşembe 10:16

Yeni güne bismillah

21 Kasım 2024 Perşembe 16:53

"GAZZE MÜFREDATI"

09 Eylül 2024 Pazartesi 09:59