Asude Fatma ERBAŞ
Sivas'ı Suçlamayın, Vicdanı Konuşturun
Aradan tam otuz üç yıl geçti...
Bir nesil büyüdü, yeni nesiller dünyaya geldi. Fakat ne yazık ki bazı zihinlerde değişmeyen tek şey, 2 Temmuz 1993'ün yükünü hâlâ koskoca bir şehrin omuzlarına yükleme alışkanlığı oldu.
Benim bugün doğmamış çocuklarım, yarın dünyaya gelecek torunlarım neden hiç bilmedikleri, işlemedikleri bir suçun gölgesinde yaşamak zorunda kalsın? Neden sadece "Sivaslı" oldukları için üzerlerine sürülmüş bir kara lekenin yükünü taşısınlar? Adalet, nesilden nesile miras bırakılan bir suçlama mıdır?
2 Temmuz 1993'te yaşanan facia yalnızca Sivas'ın değil, bütün Türkiye'nin ortak acısıdır. O gün hayatını kaybeden her can bu milletin ortak değeridir. Acının ne mezhebi vardır ne de memleketi. Bu acıyı sahiplenmek hepimizin insanlık borcudur.
Fakat ortak acıyı paylaşmak başka, topyekûn bir şehri suçlu ilan etmek bambaşkadır.
Bir avuç provokatörün işlediği insanlık dışı bir eylemi, yüz binlerce insanın yaşadığı kadim bir şehre mal etmek hangi hukuk anlayışına, hangi vicdana sığar? Eğer şehirler suçlu ilan edilecekse, dünyada masum şehir kalır mı?
Sivas; tarih boyunca ilmin, irfanın, ozanların, şairlerin, yiğitlerin ve misafirperver insanların yurdu olmuştur. Böyle köklü bir geçmişi, birkaç suçlunun karanlığına mahkûm etmek yalnızca bugünün insanlarına değil, tarihe de büyük haksızlıktır.
Üstelik unutulmaması gereken bir başka gerçek daha vardır. Madımak'ta yaşanan acının hemen ardından Başbağlar'da da masum insanlar katledildi. Sivas'ta 33 can, Başbağlar'da 35 can... İki acı da aynı milletin yüreğine düştü. Aynı karanlık eller, bu ülkenin insanlarını Alevi-Sünni, sağcı-solcu, Türk-Kürt diyerek birbirine düşürmek istedi. Amaç; kardeşliği parçalamak, milletin arasına kin ve nefret ekmekti.
Ne yazık ki bugün hâlâ bu kirli senaryoya hizmet eden bir dil kullanılıyor. Olayın sorumlularını değil, bir şehri hedef alan ifadeler, acıları dindirmiyor; tam tersine yeni kırgınlıklar üretiyor.
Oysa bugün Sivas'ta düzenlenen anma programları bunun en açık cevabıdır. Devletin kurumlarıyla, vatandaşlarıyla hayatını kaybeden insanlar saygıyla anılıyor. Çünkü bu şehir acıyı inkâr etmiyor; acıyı sahipleniyor. Vicdan sahibi hiçbir Sivaslı, masum insanların ölümünü savunmaz.
Artık toplu suçlama dilinden vazgeçmenin zamanı gelmiştir.
Hiç kimse, doğmamış çocuklarımızı ve gelecekteki torunlarımızı işlemedikleri bir suçun mahkûmu hâline getirmeye hakkı olduğunu düşünmemelidir. Suç şahsidir; şehirlerin, nesillerin ve masum insanların sırtına yüklenemez.
Geçmiş elbette unutulmasın. Hayatını kaybeden herkes rahmetle anılsın. Ancak geçmişin acıları, yeni öfkelerin ve yeni ayrışmaların bahanesi yapılmasın. Çünkü acılar intikam için değil, ibret almak içindir.
Ben bir Sivaslı olarak şehrimin adının nefretle değil; kültürüyle, şiiriyle, yiğitliğiyle, misafirperverliğiyle ve kardeşliğiyle anılmasını istiyorum.
Sivas'ın vicdanını birkaç suçlunun karanlığına teslim etmeyin.
Çünkü şehirler suç işlemez.
Suçu insanlar işler.
Ve adalet, ancak suç işleyeni yargıladığında gerçekten adalet olur.
Sivas
Sivas’ımın üstünde oynandı kurnaz oyun,
Kavurdu yürekleri; Madımak denen mekan...
Hainler tahriklere, vampirler kana doyun;
Döküldü hunharca kan; yandı yürek ve insan!..
Alevisi sünnisi yaşıyoruz beraber,
İstiklâl Savaşı’nda nasıl olduk seferber,
Kurulsa üstümüze sinsi tuzak her sefer,
Bozacağız oyunu yılmayız hiçbir zaman!...
Anadolu bağrından çıkan Yiğido sesi!
Dalgalansın bayrağım, Dört Eylül’ün kalesi,
Cumhuriyet’in burda yandı ilk meşalesi,
Hem eskiden hem şimdi Sivas büyük heyecan!
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.