Sabri KARAKAYA
SORUMLULUK BİLİNCİ
İnsan hayatında bazı değerler vardır ki; temelleri ailede atılır, okulda şekillenir, toplum içinde anlam kazanır. Nedir bunlar? Dürüstlük, güven, vicdan, liyakat ve doğru bir istikamette yürüyebilmek…
Bunların hiçbiri kendiliğinden kazanılmaz. Her biri, çocukluk yıllarından itibaren görülen davranışlarla, yaşanan örneklerle ve aile içinde edinilen sorumluluk bilinciyle gelişir.
Dört hafta boyunca yayımlanan “Öncelik ve Liyakat” başlıklı yazı dizimde liyakatin önemini ve işe alımlarda bu ilkeye yeterince dikkat edilmemesinin doğurduğu sorunları ele aldım. Ardından “Aklın Yolu, Kalbin Gözü” yazımda akılla kalbin birlikte hareket etmesinin gerekliliğini, “Kurnazlık mı, Zekâ mı?” yazımda dürüstlüğün ve vicdanın önemini anlattım. Geçen haftaki “İstikameti Kaybetmemek” yazımda ise insanın bütün bu değerler arasında kendi yolunu nasıl bulması ve koruması gerektiğine dikkat çektim.
Bu yazım henüz yayımlanmadan, Diyanet İşleri Başkanlığının ülke genelindeki yaklaşık 91 bin camide hazır metin olarak okunan “Aile” konulu Cuma hutbesinde yer alan bir ifade, üzerinde durduğum konuların temelindeki önemli bir gerçeği yeniden hatırlattı: “Sorumluluk bilinci”.
Hutbede geçen “Ailede kazanılan sorumluluk bilinci, toplum hayatına da yansır” cümlesi, toplumun geleceğinin ailede başladığını bir kez daha ortaya koyuyordu.
Anne ve baba olmak, yalnızca çocuklarımızın ihtiyaçlarını karşılamak ve eğitim masraflarını üstlenmek değildir. Onlara doğruyu yanlıştan ayırmayı öğretmek, davranışlarımızla örnek olmak, sevinçlerini ve sıkıntılarını paylaşmak da ebeveynliğin ayrılmaz bir parçasıdır.
Çocuğumuza dürüst olmasını söylerken kendimiz dürüst davranmıyor, saygıyı öğütlerken başkalarına saygısızlık ediyorsak sözlerimizin ne kadar etkili olmasını bekleyebiliriz?
Unutmayalım ki; çocuklar, çoğu zaman söylediklerimizden çok yaptıklarımızı örnek alırlar. Ailede sevgi, saygı ve dayanışmayla yetişen çocuk bu değerleri okuluna, arkadaş çevresine ve ileride çalışma hayatına taşır. Bu nedenle çocuklarımızın yalnızca eğitimleriyle değil, nasıl bir insan olarak yetiştikleriyle de ilgilenmeliyiz.
Çocuklarımız kimlerle arkadaşlık ediyor? Kimlerden etkileniyor? Boş zamanlarını nasıl değerlendiriyor? Bir sorun yaşadığında bizimle rahatlıkla konuşabiliyor mu?
Bunlar, ebeveyn olarak üzerinde durmamız gereken önemli sorulardır. Elbette çocuklarımızın her adımını kontrol etmek veya onlar adına her kararı vermek doğru değildir. Asıl görevimiz, güvene dayalı bir ilişki kurarak onları dinlemek ve doğru tercihler yapabilmeleri için rehberlik etmektir.
Çünkü arkadaş çevresi, özellikle gençlik döneminde düşünceleri ve davranışları etkileyebilir. Aileler olarak çocuklarımıza yalnızca kimlerle arkadaşlık etmeleri gerektiğini değil, iyi arkadaşlığın ve sağlıklı ilişkilerin ne anlama geldiğini de öğretmeliyiz.
Günümüzde akıllı telefonlar, sosyal medya platformları ve çevrim içi oyunlar çocuklarımızın hayatında önemli bir yer tutuyor. Doğru kullanıldığında bilgiye ulaşmayı ve öğrenmeyi kolaylaştıran bu imkânlar, bilinçsiz kullanıldığında zararlı içeriklere, siber zorbalığa ve riskli iletişimlere de kapı aralayabiliyor.
Bu nedenle çocuklarımızın hangi uygulamalarda vakit geçirdiğini ve kimlerle iletişim kurduğunu bilmek önemlidir. Ancak çözüm yalnızca yasaklar koymak değildir. Onlara dijital dünyada da dürüstlüğün, saygının ve kişisel sınırların geçerli olduğunu anlatmalıyız.
Ekranın arkasında yapılan bir hakaretin de insanı incittiğini, başkasına ait bilgilerin izinsiz paylaşılmasının yanlış olduğunu ve internette karşılaşılan her bilginin doğru kabul edilemeyeceğini çocuklarımıza öğretmeliyiz.
Daha da önemlisi, çocuklarımız bir sorun yaşadıklarında korkmadan ailelerine başvurabilmelidir. Bunun yolu, onları hemen suçlamak yerine önce dinlemekten ve anlamaya çalışmaktan geçer. Çünkü güvenin olmadığı yerde çocuklar sorunlarını paylaşmaktan kaçınabilir.
Önceki yazılarımda liyakatin, aklın, vicdanın, dürüstlüğün ve doğru istikamette yürümenin önemini anlatmaya çalıştım. Bütün bu değerlerin yaşatılması, sorumluluk bilincinin gelişmesiyle yakından ilişkilidir.
Ailesinde sorumluluk almayı öğrenen çocuk, ileride işini hakkıyla yapmanın, başkasının emeğine saygı göstermenin ve görevini yerine getirmenin önemini daha iyi kavrayacaktır. Böylece ailede kazanılan değerler, toplumda adaletin, güvenin ve liyakatin güçlenmesine katkı sağlayacaktır.
Çünkü iyi bir toplum, yalnızca başarılı insanlardan değil; başarısını dürüstlükle birleştiren, yetkisini adaletle kullanan ve sorumluluğunu bilen insanlardan oluşur.
Sonuç olarak; çocuklarımızı geleceğe hazırlamak, onlara yalnızca iyi bir hayatın imkânlarını sunmak değil, o hayatı doğru değerlerle yaşayabilmelerini sağlamaktır.
Ailede başlayan sorumluluk bilinci toplumda güvene, güven adalete, adalet ise huzura dönüşür. Öyleyse kendimize şu soruyu soralım: “Çocuklarımıza nasıl bir dünya bırakacağımızı düşünürken, o dünyayı güzelleştirecek insanları yetiştirmek için üzerimize düşeni ne kadar yapıyoruz?”.
Unutmayalım; geleceği değiştirmek istiyorsak önce çocuklarımıza örnek olmalı, onların hayatına sevgiyle, ilgiyle ve sorumluluk bilinciyle dokunmalıyız. Çünkü sorumluluk, insanın ailesine, topluma ve geleceğe karşı taşıdığı vicdani bir emanettir.
Haftaya yeni bir konuda birlikte olmak dileğiyle…
Kalın sağlıcakla…

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.