Baler Fidan
SİVAS’TAN YÜKSELEN SES: “CUMHURİYET’E VE ATATÜRK’E SAHİP ÇIKMAK”
Bir ülkenin geleceği, geçmişiyle hesaplaşarak değil; geçmişinden ders çıkararak inşa edilir. Türkiye bugün tam da böyle bir dönemeçten geçiyor. Cumhuriyet’in, Atatürk’ün ve millî egemenliğin değerini yeniden hatırlamak zorundayız.
Çünkü Cumhuriyet yalnızca bir yönetim biçimi değildir. Cumhuriyet, bu milletin kendi kaderini tayin etme hakkıdır. Atatürk ise işgale uğramış bir ülkenin, başka devletlerin himayesine sığınmadan kendi iradesiyle ayağa kalkabileceğini gösteren tarihî mücadelenin lideridir.
Bugün Atatürk’ü ve Cumhuriyet’i hâlâ bir yenilginin, bir hesaplaşmanın veya bir ideolojik kavganın parçası gibi görenler var. Oysa asıl mesele, kimin hangi siyasi görüşe sahip olduğu değil; bu ülkenin bağımsızlığına, millî egemenliğine ve ortak değerlerine nasıl baktığıdır.
Cumhuriyet’i bir kesimin zaferi, diğerinin mağlubiyeti gibi değerlendirmek, Türkiye’nin ortak tarihine yapılabilecek en büyük haksızlıklardan biridir.
Tehlike yalnızca bir taraftan gelmiyor
Türkiye’de bölücülük ne kadar tehlikeliyse dini siyasi çıkarları için kullanan, inancı iktidar aracı hâline getiren anlayışlar da o kadar sorgulanmalıdır. Bunun yanında kendilerine “İkinci Cumhuriyetçi” diyen, Türklükle, Atatürk’le ve Cumhuriyet’in temel değerleriyle sorun yaşayan çevrelerin de ülkenin geleceği açısından neyi savundukları açıkça tartışılmalıdır.
Bir tarafta ülkeyi etnik kimlikler üzerinden bölmeye çalışanlar, diğer tarafta dini siyasetin aracı hâline getirenler; bir başka tarafta ise Cumhuriyet’in kurucu değerlerini tasfiye etmeyi ilericilik gibi sunanlar…
Bunların yöntemleri farklı olabilir. Ancak ortak noktaları, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesiyle hesaplaşmalarıdır.
Hilafet özlemiyle Cumhuriyet’in kazanımlarını küçümseyenler de şeriat söylemini siyasi üstünlük aracı yapanlar da Türklük kavramından rahatsızlık duyanlar da Atatürk’ün adını duyduğunda öfkesini aklının önüne geçirenler de şu soruya cevap vermelidir:
Bu ülkenin bağımsızlığını, birliğini ve millî egemenliğini hangi anlayışla koruyacağız?
Elbette herkes farklı düşünebilir. Herkes inancını yaşayabilir, siyasi görüşünü savunabilir. Ancak hiçbir siyasi proje, hiçbir dinî yorum ve hiçbir etnik kimlik iddiası Cumhuriyet’in hukuk düzeninin üzerinde olamaz.
Bizim karşı çıktığımız dindarlık değil, dinin istismar edilmesidir. Kürt vatandaşlarımız değil, bölücülüktür. Farklı siyasi düşünceler değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin temel değerlerini ortadan kaldırmayı amaçlayan anlayışlardır.
Sivas’ın tarihi bize ne söylüyor?
İşte bu noktada Sivas’ın söz söyleme sorumluluğu vardır.
Sivas sıradan bir Anadolu şehri değildir. 4 Eylül 1919’da toplanan Sivas Kongresi, Millî Mücadele’nin ülke çapında örgütlenmesinde ve millî iradenin hâkim kılınmasında tarihî bir rol üstlenmiştir. Manda ve himaye tartışmalarının yaşandığı o günlerde bağımsızlık iradesi güç kazanmış, millî mücadele tek bir çatı altında birleşmiştir.
Sivas’ın tarihî sorumluluğu tam da burada başlar.
Bu şehir, bağımsızlığın başkasının lütfuyla değil, milletin kendi iradesiyle kazanılacağını bütün dünyaya duyuran mücadelenin önemli merkezlerinden biridir.
Bugün Sivas’ta yaşayıp Cumhuriyet’in kuruluş felsefesine kayıtsız kalmak, bu tarihî mirası yalnızca törenlerde hatırlamak demektir.
Sivas Kongresi’nin ruhu; kişilere, zümrelere ve dış güçlere bağımlı olmadan kendi geleceğine karar veren bir milletin ruhudur.
Manda ve himayeye karşı çıkan irade, bugün de her türlü siyasi, ideolojik ve örgütsel vesayete karşı durabilmelidir.
Bu nedenle Sivas’ın Cumhuriyet’e, Atatürk’e ve millî egemenliğe sahip çıkması bir siyasi parti tercihi değil, tarihî bir sorumluluktur.
Baro seçimlerinden çıkarılacak ders
Baro seçimlerinde ortaya çıkan sonuçlar da hukuk dünyasının siyasi yönlendirmelerden bağımsız olma talebi açısından değerlendirilmelidir. İktidarın gücüne yaslanan veya Cumhuriyet’in temel ilkeleriyle sorunlu çevrelerle iş birliği yaptığı düşünülen adayların kaybetmesi, seçmenin ve meslek mensuplarının her siyasi yönlendirmeyi kabul etmediğini gösteren bir işaret olarak okunabilir.
Ancak asıl ölçü, bir adayın kimlerle yan yana geldiğinden ibaret değildir; hukukun üstünlüğünü, bağımsız yargıyı ve Cumhuriyet’in temel ilkelerini ne ölçüde savunduğudur.
Hukuk, iktidarın da muhalefetin de üzerinde durması gereken ortak zemindir. Baroların görevi siyasi iktidarlara yaranmak değil, hukuku ve yurttaşın hakkını savunmaktır.
Cumhuriyet kimsenin tekelinde değildir
Cumhuriyet’i yalnızca belirli bir siyasi kesimin sahiplenebileceği bir miras olarak görmek de yanlıştır. Cumhuriyet hepimizindir. Atatürk’ün mirası da bu ülkenin ortak tarihinin parçasıdır.
Muhafazakâr olmak Cumhuriyet’le kavga etmeyi gerektirmez. Dindar olmak Atatürk’ü reddetmeyi zorunlu kılmaz. Milliyetçilik de başka kimliklere düşmanlık etmek değildir.
Asıl mesele, farklılıklarımızla birlikte aynı devletin çatısı altında, eşit yurttaşlar olarak yaşayabilmektir.
Benim savunduğum Cumhuriyet anlayışı budur: Bağımsız, millî egemenliğe dayanan, hukukun üstünlüğünü esas alan ve hiçbir zümrenin tahakkümüne girmeyen bir Türkiye.
Sivas’ın tarihinden aldığımız ders de budur.
Cumhuriyet birilerinin mağlubiyeti değil, Türk milletinin bağımsızlık iradesinin zaferidir.
Atatürk’ü anlamak, yalnızca fotoğrafını asmak veya belirli günlerde adını anmak değildir. Onun bağımsızlık, millî egemenlik ve akılcılık anlayışını yaşatmaktır.
Sivaslı olarak bu mirasa sahip çıkmak, yalnızca geçmişe duyulan saygı değil, gelecek nesillere karşı sorumluluğumuzdur.
Çünkü bu ülke ne bir siyasi partinin ne bir cemaatin ne bir tarikatın ne de herhangi bir ideolojik grubun mülküdür.
Türkiye Cumhuriyeti hepimizindir. Onu yaşatmak, bağımsızlığını ve millî egemenliğini korumak hepimizin görevidir.
Cumhuriyetin 103. Kuruluş yıl dönümü kutlu olsun bize bu emaneti bırakan Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının ruhu şat mekanları cennet olsun.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.