Geç Kalmışlık Sızısı

İnsanın içinde hep bir geç kalmışlık sızısı vardır. Bir kapıyı çalmadan önce duraksadığı, bir sözü dilinin ucuna getirip yuttuğu o anlar birikir içinde. Sonra yıllar geçer, o kapı kapanır, o insan gider, o mevsim solar. Geriye sadece “keşke” kalır.

Bizim kültürümüzde vakit her şeydir. Namaz vaktinde güzel, oruç vaktinde makbul, hasat vaktinde bereketlidir. Atalarımız boşuna dememiş “vakit nakittir” diye, aslında vakit canın ta kendisidir. Bir şeyi vaktinde yapmamak, canı yok saymaktır. Tarlayı zamanında sürmezsen mahsul verimli olmaz. Ekinin biçme vakti geldiğinde oyalanırsan, başaklar rüzgârla savrulur, eline sadece sapı kalır. Bu toprağın insanı bilir ki tabiat beklemez. Tabiat gibi gönül de beklemez.

Bir zamanlar bu memlekette, evlerde, odalarda, camilerde oturulur, birinin derdi varsa dinlenir, öğrenilirdi, çare olunurdu. Bir hastanın çorbası soğumadan komşuya ulaşırdı. Çünkü bilirlerdi ki yarın gidersen çorbanın buharı tüter ama hastanın iştahı kesilmiş olur. Şimdi şehirlerde her şey var, her şey bol ama her nedense vakit yok, bir erteleme var hep. Bir dostun sesini duymak için günlerce erteliyoruz. Bayramların gelmesi, büyüklerin ellerinin öpülmesi bekleniyor. Telefonun ucunda bir ses, halbuki sadece iki dakika. Ama çoğu zaman o da erteleniyor.

Tasavvufta demin kıymeti anlatılır. “Dem bu demdir” derler. Geçmişin hasreti ve geleceğin kaygısı arasında bugünü kaçırırız. Yunus Emre, “sevelim sevilelim” derken aslında bize sevgiyi ertelemeyin diyordu. Ahmet Yesevi, hikmetlerini çölde değil, insanın tam kalbinin ortasında söylüyordu. Çünkü insan insana en çok ihtiyacı olduğu zaman, yani şimdi lazım. Yarın belki de olmayabilir, değil mi?

Geleneksel kültürümüzün en zarif yanı da budur zaten; her şeyi yerli yerinde ve zamanında yapılması. Kına vaktinde yakılır, ağıt vaktinde yakılır, türkü vaktinde söylenir. Zamanı şaşan türkü ne kulağa işler ne yüreğe. Geç kalmamak gerekir. Halbuki günümüz insanı geç kalmayı marifet sanıyor. Daha iyi bir günü bekliyor, erteliyor hep. Daha hazır olacağı bir anı kolluyor. Borcunu ödemek için parasının çoğalmasını bekliyor, özür dilemek için gururunun kırılmamasını istiyor, sevmek için korkuları bitsin diye bekliyor. Oysa hayat hiçbir zaman tam hazır olmanı beklemez. Eksikken de geldi, acemiyken de sınadı. Zira vakit dediğin şey kusursuz anı beklemez, cesaret ister.

Bir eşiği zamanında geçmek gerekir. Hâl hatır sormak, hiç değilse bir telefon açmak, bir kez sesini duymak, sarılmak, affetmek, gitmek, kalmak, ne gerekiyorsa. Çünkü insan kalbi tarla gibidir, tohum vaktinde ekilmezse orada ne yetişebilir ki?

Belki de en büyük pişmanlık, yapamadıklarımız değil, tam zamanında yapamadıklarımızdır. Sonradan gelen çaba, sonradan gelen hediye, sonradan gelen itiraf hep biraz öksüzdür. Yerini bulamaz. Çünkü muhatabı artık orada değildir. Ya gitmiştir ya değişmiştir ya da içindeki o bekleyiş sönmüştür. Çünkü bilinir ki kıymet, vaktinde olandır. Gerisi sadece vicdanı susturmak için yapılan bir tesellidir.

Şimdi dönüp düşünme vakti, kimin gönlünü beklettiğini sorgulama anı. Hangi sözü içinde sakladığını, hangi özrü, hangi teşekkürü ertelediğini hatırlama zamanı. Harekete geçmek, kalkmak gerek; beklemeden, henüz vakit varken. Ezan okunmadan abdest almak gibi, kış gelmeden hazırlık yapmak gibi, kırılan gönüllerden özür dilemek gibi. Çünkü hayat, vaktinde gösterilen bir mütebessim yüzün ve içten bir sevginin, saygının hatırına döner.

Büyüklerimiz her zaman “tez elden” derdi, tez elden gönül al, tez elden ekmeğini bölüş, tez elden sarıl. Tez olmak acelecilik değil, kıymet bilmektir, edeptir, irfandır. Şimdilerde her şeyi biriktiriyoruz, sevgiyi bile erteliyoruz, yarına öteliyoruz. Sevgi, dalından koparılmış taze meyve gibidir, vaktinde sunulmazsa solar, çürür, kokusunu, tadını, rengini kaybeder. Elinde sadece soğuk bir pişmanlık kalır. Oysa vaktinde uzatılan bir el, vaktinde söylenen bir güzel söz, bütün dünyaya bedeldir ve insanı kurtarır. İşte bu yüzden şimdi, hemen, tam bu anda sevmeliyiz, söylemeliyiz, gitmeliyiz.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
İbrahim YASAK Arşivi

İdrak Seviyesi

06 Ekim 2026 Salı 15:34

Uzağın Ötesinde Bile Olsa

13 Eylül 2026 Pazar 13:53

Emekle Yazılan Hikâye

08 Temmuz 2026 Çarşamba 13:40

Hikâyesini İnsan Kendi Yazmalı

15 Haziran 2026 Pazartesi 12:22

Çiçek Sevmeyenler Korosu

07 Nisan 2026 Salı 11:05

Ve İnsanın, İnsan Kalabilme Çabası

25 Şubat 2026 Çarşamba 13:30

Ömrün Uyarıcı Durakları /Kandiller

17 Aralık 2025 Çarşamba 11:41