İdrak Seviyesi

Gece yarıyı geçmiş. Sokaktaki fenerin cılız ışığı, camin buğusuna çarpıp sönüyor. Ahşap masanın üzerinde yarım kalmış bir bardak çay, birikmiş tütün kokusu ve göğsü daraltan o eski sızı: “Anlatamadım...” Oysa kaç kelime feda ettik bir ömür; kaç cümle kurduk sokağın, insanın ve eşyanın hakikatine dair. Sonunda gelip dayandığımız yer, hikmetin o yalın ve bıçak gibi keskin eşiği oluyor: İnsan, ancak anlayabildiği yerden bakıyor.

Mustafa Kutlu’nun o dervişane, hüznünü gülümsemesinin arkasına saklayan hikâyelerini hatırlayın. Taşranın çamurlu yollarında, küçük kasaba garajlarında ya da beton derzlerin arasında sıkışıp kalmış o iyi insanları... Adam kalbini açar, varını yokunu ortaya koyar, dünyayı incitecek kadar zarif bir kelam eder; ama karşıdaki ne görür? Ya bir parça menfaat ya da aklının ermediği bir delilik. Çünkü kapalı kapıya çilingir sofrası kursan ne fayda? İçerideki kilitli kalmayı seçmişse, dışarıdaki baharı göremez. Biz hep sanıyoruz ki çok konuşursak, süslü laflar edersek, bağırıp çağırırsak anlaşılacağız. Oysa kelam, kalpten kalbe dökülen bir nehir gibidir; yatağı darsa, dökülen su etrafı basar, ziyan olur gider. Kendini idrak seviyesinin ötesine geçemeyen birine anlatmaya çalışmak, kurumuş bir kuyuya kovayla su taşımaya benzer. Kova yorulur, ip aşınır, kuyu ise yine bildiği kuraklığında kalır.

İşte bu noktada Nurettin Topçu’nun o ahlak ve aksiyon dolu mütefekkir sesi çınlar kulağımızda. Topçu, insanı sadece bir akıl varlığı değil, bir ruh ve samimiyet abidesi olarak görür. Ona göre anlamak, basit bir zihinsel faaliyet ya da kuru bir mantık oyunu değildir; anlamak bir nasiptir, bir çiledir, bir nasır tutma halidir. Kalbini ben davasının, hırsın, makamın ve sığ dünyalılığın esiri yapmış bir adama; fedakârlıktan, derin bir aşktan yahut memleket çilesinden nasıl bahsedebilirsiniz? O adam sizin çilenizi bir akılsızlık, adanmışlığınızı bir saflık olarak kodlayacaktır. Zira onun ruh mimarisi, sizin kurduğunuz o yüksek medeniyet sarayının tuğlalarını tartacak teraziye sahip değildir. İtirazımız işte bu noktada belirir. Kendi dar pencerelerini dünyanın ufku sananların, o ufka bakanlara yönelttiği o küstah kibre yöneliktir.

Bizler, çağın bu gürültülü hengâmesinde kelimeleri çok pespaye kullandık. Herkesin konuştuğu ama kimsenin birbirini duymadığı, daha da kötüsü duymak istemediği bir panayır yerinde yaşıyoruz ne yazık ki… Oysa hakiki iletişim, iki akıl arasında değil, iki ruh arasında kurulan sessiz köprüdür. İnsanın kendisine koyduğu sınır, aslında insanın kendi zindanının duvarlarıdır. Kişi o duvarı fark etmedikçe ve yıkmaya niyet etmedikçe, siz dışarıdan ne kadar bağırırsanız bağırın, içeriye sadece boğuk bir gürültü ulaşır.

Peki ne yapılabilir? Yorulup kenara mı çekilmeli, yoksa kalbi büsbütün taşlaştırıp susmalı mı? Ne o ne bu... Bir Mustafa Kutlu hikâyesinin sonundaki derin iç çekiş gibi; gönle dokunmak ve ona seslenmek gerekmektedir. İnsan yumuşak sesle üzerine düşeni yapmalı, tohumu saçmalı, varsın zemin kayalık olsun. Ama şunu da unutmamak gerek: Çabayı ziyan etmemek, kelamı israf etmemek de bir bilgeliktir. Herkesi kendi idrakinin derinliğinde, kendi baktığı o dar açıda bırakabilmek; belki de yetişkinliğin, ruhsal olgunluğun ve ahlakın en zor mertebesidir.

Krishnamurti’nin der ki: “Kendi algı seviyesinin ötesini kavrayamayan birine kendini anlatmaya çalışmak çoğu zaman boşunadır.” Bu sözünü ilk okuduğumda, bir duvarın önünde durmuş gibi hissettim. O duvar tuğladan, taştan değil. İnsanın idrakinden örülmüş bir duvar. Ne kadar anlatırsan anlat ne kadar izah eder, delil getirirsen getir; karşındaki ancak kendi duvarının yüksekliği kadarını görür. Gözün görmediği değil, gönlün alamadığıdır mesele.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
İbrahim YASAK Arşivi

Uzağın Ötesinde Bile Olsa

13 Eylül 2026 Pazar 13:53

Emekle Yazılan Hikâye

08 Temmuz 2026 Çarşamba 13:40

Hikâyesini İnsan Kendi Yazmalı

15 Haziran 2026 Pazartesi 12:22

Çiçek Sevmeyenler Korosu

07 Nisan 2026 Salı 11:05

Ve İnsanın, İnsan Kalabilme Çabası

25 Şubat 2026 Çarşamba 13:30

Ömrün Uyarıcı Durakları /Kandiller

17 Aralık 2025 Çarşamba 11:41