Emekle Yazılan Hikâye

Emek, Sabır ve Azim…

Üç kelime… İnsanın yönünü tayin eden üç kutlu mihmandar. Ve sonuna bir kelime daha eklenir: “başarı”…

Şartların insan ruhunu hırpalayan acımasız dişlileri arasında, göğüs kafesine sıkışıp kalmış arzunun peşinden koşarken, insan her şeyden evvel kendi yüreğinin en çetin imtihanıyla yüzleşir. Emek; avuçlardan sızan kan sızısı, sabır; göğse oturan ağır kaya, azim ise dizlerdeki derman tükendiğinde insanı ayağa kaldıran gizli fırtınadır.

İnsanoğlu, ulaşmak için uğraştığı menziline yürürken yolun sarp yokuşlarında her defasında kendi imtihanıyla yüzleşir. Vuslat gecikir... Beklenen aydınlık, gecenin zifiri karanlığında kaybolmuş gibi uzar. Kaybolunur, bazen vazgeçilir. Ama yine de insanın yüreğindeki fırtınalar dinmez; umudun telleri gerilir ve ruh, mücadele azminin ortasında dalgalanmasını sürdürür.

Karar vermek ve yola çıkmak birçok şeyi göze almak demektir; zora, zorluğa talip olmaktır. Her şey yolunda devam ederken kimi ellerin, her ne nedenle olursa olsun, engeller çıkararak tökezlettiği yolu; haksızlığa karşı başka bir yol arayarak, mekân değiştirerek, şehir değiştirerek tekrar ve yeniden yürümektir.

Gecikmenin getirdiği sarsıcı sızı, insanı içten içe eriten bir yangındır. Yürek, “Acaba değmeyecek mi?” sorusunun kırbaçlarıyla kanar. Fakat bu yolun yolcusu yorulmayı kabullenmez; üşenmek toprağa yakışır, bıkmak ise inanca ters düşer. Önüne çıkan caydırıcı engeller yüreğinde uğuldarken, onları aşacak gücü yine o gecikmişliğin acısında bulur. Geçen zamana, akıp giden ömre aldırmadan, takvimlerin bir bir tükenen yapraklarına takılmadan, saatlerin hoyrat tıkırtılarını kalbin inancıyla susturarak peşini bırakmamaktır arzulanan rüyanın. İnanılır ki, en dik yokuşların ardında, ardına kadar açılmayı bekleyen kapı, son damlasına kadar direnen adanmış yüreklerin hakkıdır.

İşte tam bu kırılma noktasında, karanlığın ruhu tamamen yutmaya yeltendiği, vazgeçme arzularının kıpırdadığı anda, azmin körüklenen ateşi, çölde vaha misali bir mihmandara denk gelir. Bildiğini aktarmakta, titreyen dizlere moral vermekte, insanı düştüğü açmazdan tutup ayağa kaldırmakta, yolunu çizen bir danışmanlık etmekte eşsiz bir “pınar”ın, gürül gürül akan bir “kaynak”ın öğrencisi olmak, bu çileli yolculuğun en büyük lütfudur belki de. O öyle bir kılavuzdur ki, hiçbir sorunun cevabını doğrudan avuca bırakmaz; zaferi ucuzlatmaz, yolu basitleştirmez. Hazır lokmalar sunmak yerine, kilitli kapıların ağır anahtarlarını uzatır ve insanı o gizemli kapılara doğru bilgelikle ve şefkatle yönlendirir. Fark edilir ki yol, kılavuzla alınır.

O anahtarı elinde tutan insan, zihnini yakarcasına kafa yormak, sabırla ilerlemek ve parmakları kanayarak o kilidi yeniden zorlamakla sorumludur. Mihmandarın sunduğu anahtarı çabayla, neredeyse hayatını berhava ederek ve geceler boyu uykusuz kalarak kullanmayı öğrenirken, insanın içindeki karanlık dehlizler birer birer aydınlanır. Sonrasında ruhunda karanlık nokta bırakmayan münevverliği, zifiri karanlıkta insanın yolunu çizen yegâne ışık olur. Sorulan her soruya yıldırım hızıyla yetişen zihinlerde ufuklar açan, usanmadan yol gösterici tavrıyla bu amansız yolu yürümesini sağlayan olmasaydı, sabırla bilginin derununa ulaşmak asla mümkün olamazdı.

O bilge kaynağın rehberliğinde, anahtarın dilini öğrenen ve kendi emeğinin potasında kavrulan yürek, en nihayetinde gecikmiş, ertelenmiş ve elinden alınan, yolu kesilen arzusuna başka zeminlerde hedefine erişir. O an, çekilen tüm acılar, uykusuz geceler, “bitti” denilen yerden yeniden başlamanın gururu insanın bütün varlığına yayılır. Emek sabırla harmanlanıp azimle taçlandığında ve ilmin aydınlık ışığıyla kapılar aralandığında, kul bizzat kendi başarısına şahit olur. Yürekte kopan dalgalanma yerini dingin, vakur ve sükûnete ermiş bir denize bırakır; o pınarın başında yeniden doğar.

İşte bu Sivas’ta başlayan ve yarım kalan uzun ve engellerle dolu yolculuğu, Hacettepe’de geçtiğimiz hafta hak ettiği sona ulaştırır nihayetinde... Ulaşılan yer yalnızca bir hedef, kazanılan yalnızca bir unvan değildir aslında. Önüne çıkarılan tüm badirelere rağmen, yıllarca emekle, sabırla ve azimle örülen bir hayalin vazgeçmeyen bir iradenin hak ettiği karşılıktır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
İbrahim YASAK Arşivi

Hikâyesini İnsan Kendi Yazmalı

15 Haziran 2026 Pazartesi 12:22

Çiçek Sevmeyenler Korosu

07 Nisan 2026 Salı 11:05

Ve İnsanın, İnsan Kalabilme Çabası

25 Şubat 2026 Çarşamba 13:30

Ömrün Uyarıcı Durakları /Kandiller

17 Aralık 2025 Çarşamba 11:41

Albenili Dünyada Huzuru Beklemek

25 Kasım 2025 Salı 13:13

Eylül Sadece Bir Ay Değildir

21 Ekim 2025 Salı 11:43