Kar ve Lezzet

Beyaz şalına bürünmüş dağların çevrelediği beldeler, börtüyü böceği bağrına basmış tarlalar, dona üşüye yol alan ırmaklar, kıpırtısız duran bahçeler ağaçlar, periler diyarının gümüş şamdanları gibi duran ormanlar… Nicedir hep beyaz sükûnetin çığırdığı ninniyi dinlemekteler. Daha bir zaman dinleyecekler de.

Sanıyorum ki yurdun her köşesi üç aşağı beş yukarı aynıdır. Kışın, ev hali yaşanmaktadır cümle diyarlarda; “tam vaktidir” denilerek uzanılmaktadır raflara dolaplara; şükürle bereketle.

Kar ve lezzet dedik. Pek de romantik bir başlık olmadı. Şitaiyelerin, şarkıların, karlı türkülerin arasında eciş bücüş durdu ama olsun. Kışın farklı bir tarafıdır, bu soğuk günlere has lezzetleri anmak. Belki de hanım olmamızdan doğan bir yakınlık halidir.

“Ne gelirse yoksullukla soğuktan gelir” derler eskiler. Ardından da eklerler: “Hiç yaz için hazırlık yapanı gördünüz mü? Varsa yoksa kışa hazırlık yapılır.” Öyle ya, yakacak da kış için tedarik edilir, yiyecek de. Karıncaya muhtaç olan ağustos böceğinin vurdumduymazlığı da bir kış hikâyesi değil midir?

Şimdilerdeki market rafı kolaylığı çıkmadan önce, dondurucuların, hazır gıdaların bulunmadığı dönemlerde bahardan kışa, dönemine göre yetişen sebze ve meyveler hep bu -adamı eve hapis eden- mevsim için hazır edilirdi. Hoş, damak tadına düşkün olanlar, gene kurutmalıklarını, peynirlerini, turşularını, reçellerini vs hazırlıyor ama eskisi gibi değil. İnsanlara sunulan kolaylıklar, bu gibi kış hazırlıklarına çelme taktı, tökezletti.

Asırlardır süren kiler kültürü, şimdilerde sefertası misali üst üste yığılmış apartman katlarının elverdiği ölçülerde, bir iki dolaba sığdırılmaya çalışılıyor o kadar. Fazlasına imkân yok zaten. Ne o adam boyu sirke küplerini kaldıracak mutfaklar kilerler var yuvalarda, ne de kavurma tenekelerini alacak dolaplar. Güzden topluca alınıp, kerevetlere serilen patatesleri, soğanları, kış armutlarını, elmaları hepten unutmak lazım gelir. Manavlar, marketler burnumuzun dibinde artık. Güney illerinde, hatta denizaşırı ülkelerde yetişenler çarçabuk ulaşmakta hanelere.

Amma ve lakin, kışı kış gibi yaşıyor muyuz, tartışılır. Yeni nesle bunu anlatmak biraz zor; gene de hafızalarında kalmıştır büyüklerinden işittikleri.

Soba üstünden eve yayılan kestane kokusunu, acaba bugün layığıyla kaç kişi teneffüs edebiliyor? Ya da közde pişmiş cevizi, ayvayı, içinden buhar çıkan, az sonra tuzla buluşacak olan patatesi…

Kar helvası desem. Yo, Yeşilçam filmlerindeki gibi arka plandan deniz gözüken, esas oğlan tarafından esas kıza, oradan geçmekte olan bir satıcıdan alınıp sunulan kâğıt helva türünden bir şey değil bu. Pahalı hiç değil. Gece boyunca yağmış, duvarları, bahçeleri, çatıları, tarlaları, yolları beyaza boyamış olan, her bir tanesini bir meleğin getirdiğine inanılan elmas zerrecikleri ile hazırlanan bir kış lezzeti sadece. Kilerdeki pekmez küplerinden bir iki çömçe alınıp, bir tepsiye doldurulan karla iyice karıştırıldıktan sonra kaşıklanan bir eğlencelik.

Gerçi çocuk kısmına şekersiz de olsa tatlı gelir bu ışıltı. Okula gidip gelirken, kızak kayıp kardanadam, kartopu oynarken duvar üstlerinden avuçlayarak yerler. Kar yemenin, beyindeki kurtları döktüğüne, şifa olacağına inanırlar, Anadolu’nun birçok yerinde olduğu gibi. Hatta kar kuyularında, temiz karları muhafaza edip, yazın o dayanılmaz sıcaklarında katır sırtında şehirlere getirip satarlar.

Küçük yerler bilmezler ama büyük şehirlerin, özellikle de İstanbul’un kışa has lezzetidir bozalar. Ve dahi tarçını üstünde salepler. Her mevsimde sevilir ama kışın daha bir iyi gelir sütlükahveler. İlle buharlar savura savura kaynayan ıhlamurlar. Milli içeceğimiz durumundaki çayı atlatırsak hiç olmaz. Semaver çayı olsun, soba çayı olsun, kışın kıymeti daha bir katmerlenir. Siz boş verin çokbilmiş çay makinelerinin göz kırpmalarına.

Elinden iş gelen kalabalık bir evin hanımı meyaneyi kaynatmış, unu kavurmuştur ivedilikle. Meyaneyi karla kaplı bahçenin bir köşesine soğumaya bırakmış, az sonra içeride çekilecek olan helvanın hazırlığına başlamıştır bile. Elbette canım, tel helvasından bahsediyoruz. Kimi yerde tel tel, kimi yerde pişmani, kimi yerde pişmaniye diye bilinen tel helvasından.

Uzun kış gecelerinin masallarına, bilmecelerine katık edilecek olan helvayı çekmek hüner isteyecektir. Kalaylı bakır leğenin başına geçen bileği güçlü erkeklerin çevire çevire yumuşattıkları şeker meyanesi un ile karıştırılacak, saç teli kıvamına gelince de, şerbetler, hoşaflar eşliğinde ikram edilecektir misafirlere. Hatta samimi bir iki komşuya da pay gönderilecektir. Tam da iştahla yenilirken, aceminin birine “portakal” dedirtilip, ağzındakileri etrafa püskürttüğü için gülünecektir.

İnceelekten elenir gibi dökülen karın kolay kesilmeyeceğini, uzun zaman yağacağını tahmin eden nineler, hafızalarını yoklayıp yeni masallar, yeni bilmeceler, yeni yanıltmacalar bulacaklardır dizlerinin dibine sıralanan ufaklıklara. Yazdan dolaplara sakladıkları kavurgaları ortaya çıkarmanın tam zamanıdır. Zaten “dışarısı kar, içerisi dar” dır. Başka türlü onları oyalamanın imkânı yoktur. Belki sırf bu yüzden kimi yerlerde kavurgaya “hikâye çerezi” denmektedir. Pestiller, dut kuruları, üzümler, incirler birer ikişer çıkacaklardır ortaya. Yatsılıklar zemherilerle birlikte anılır olacaktır.

Evin ihtiyarları “Allah kimseyi yazın ayransız, kışın yorgansız koymasın” duasıyla bürüneceklerdir yün yorganlarına.

Bakır cezvelerde pişirilecek olan kahveler için aranacaktır mangallar. Boğazı ağrıyan toruna, öksürüp duran bitişik komşuya baharatlı içecekler, kompostolar hazırlanacaktır.

Çorba her zaman sevilir, midenin yağmurudur denilir ama kışın daha bir kadri kıymeti bilinir. Elbette ki limonlu, acı biberli, tereyağlı olanlara daha bir iştahla kaşık sallanacaktır. Bu zaman diliminde Türk mutfağının sayısı belirsiz çorbaları mutfaklardan kâselere resmigeçit yapıyor olsa da tarhananın tahtını hiçbiri sarsamayacaktır.

Hasılı, ekinin yorganı, barajların hayat damarı, çiftçinin dayanağı, bereket kaynağı olan kar, ezelden bu yana olduğu gibi şükürle, sabırla karşılanıp, kış lezzetleriyle harmanlanacak, cemrelerle birlikte de uğurlanacaktır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Fatma Pekşen Arşivi

EDEBİYATIMIZDA RENKLER (5)

13 Mayıs 2025 Salı 09:18

EDEBİYATIMIZDA RENKLER (4)

12 Mayıs 2025 Pazartesi 10:22

EDEBİYATIMIZDA RENKLER (3)

09 Mayıs 2025 Cuma 09:38

EDEBİYATIMIZDA RENKLER

08 Mayıs 2025 Perşembe 10:01

EDEBİYATIMIZDA RENKLER

06 Mayıs 2025 Salı 15:28

Sivas El Sanatlarında Renk Cümbüşü25

20 Mart 2025 Perşembe 09:59

Sivas El Sanatlarında Renk Cümbüşü25

19 Mart 2025 Çarşamba 10:41