Eyüp YENEROĞLU
Dindarlığın Gösteriye Dönüşmesi
Modern Toplumun Sessiz İkiyüzlülüğü
Modern toplum kendisini dindar olarak tanımlamayı seviyor. Sosyal medya, televizyon programları ve kamusal alan, dini sembollerin yoğun biçimde sergilendiği bir sahneye dönüşmüş durumda. Dua fotoğrafları paylaşılıyor, ibadetler görünür hâle getiriliyor, dini kimlikler kamusal meşruiyet üretmenin güçlü araçları olarak kullanılıyor.
Fakat bu görünürlüğün arkasında rahatsız edici bir soru duruyor:
Toplum gerçekten dindar mı, yoksa yalnızca dindar görünmenin sosyal avantajlarını mı kullanıyor?
Bu soru yalnızca teolojik değil, aynı zamanda ahlaki ve sosyolojik bir krizdir.
Görünür Dindarlığın Yükselişi ve Ahlaki Çöküş Paradoksu
Modern çağda dini semboller artarken ahlaki hassasiyetin aynı oranda yükseldiğini söylemek güçtür. Kul hakkı ihlallerinin, ekonomik adaletsizliklerin, toplumsal kutuplaşmanın ve etik erozyonun artmaya devam ettiği bir toplumda, dini görünürlüğün yükselmesi ciddi bir çelişki üretmektedir.
Farabi’nin erdemli toplum teorisi bu çelişkiyi açık biçimde ortaya koyar. Farabi’ye göre din, bireyin ahlaki olgunlaşmasını sağlayan bir rehberdir. Ancak ahlaki dönüşüm üretmeyen dini pratikler, yalnızca sembolik bir kimlik gösterisine dönüşür. Bu durumda din, vicdanı inşa eden bir güç olmaktan çıkar, toplumsal meşruiyet sağlayan bir araç hâline gelir.
Bugün karşı karşıya olduğumuz durum tam olarak budur: Din, ahlak üretmekten çok kimlik üretmektedir.
Küresel Dindarlık: İnanç mı, Güven Arayışı mı?
Batı toplumlarında kurumsal dinin gerilemesi sıklıkla sekülerleşmenin kanıtı olarak sunulur. Ancak Batı’da dinin gerilemesi, maneviyatın ortadan kalktığını değil, dini otoritenin sorgulandığını göstermektedir. İnsanlar hâlâ anlam arıyor, fakat bu arayışı bireysel ve alternatif yollarla sürdürüyor.
Afrika ve Asya’nın bazı bölgelerinde ise dini pratiklerin görünürlüğü artmaktadır. Ancak bu artış çoğu zaman güçlü bir teolojik bilinçten değil, kriz toplumlarının güven ihtiyacından beslenmektedir. Belirsizlik arttıkça insanlar dine yönelir; fakat bu yönelim her zaman derin bir inanç üretmez.
Din, korkunun dili hâline geldiğinde, inanç değil, sığınma refleksi üretir.
Türkiye: Dindarlığın Kamusal Gösteriye Dönüşmesi
Türkiye’de son otuz yılda dini sembollerin kamusal alanda belirginleşmesi, dindarlığın yükseldiği yönünde güçlü bir algı üretmiştir. Ancak bu algı, verilerle desteklendiğinde daha karmaşık bir tablo ortaya çıkmaktadır.
Toplumun büyük bölümü kendisini dindar olarak tanımlarken, düzenli ibadet alışkanlıkları aynı ölçüde güçlü değildir. Bu durum, dindarlığın teolojik bir bilinçten çok kültürel kimlik üretim aracına dönüştüğünü düşündürmektedir.
Daha çarpıcı olan ise şudur: Dini görünürlüğün arttığı dönemlerde toplumsal adalet tartışmalarının zayıflaması, dindarlığın ahlaki işlevini yitirmeye başladığını göstermektedir.
Başörtüsü yaygınlaşırken adalet duygusu zayıflıyorsa…
Cami sayısı artarken yolsuzluk tartışmaları büyüyorsa…
Dini söylem güçlenirken vicdan zayıflıyorsa…
Ortada dindarlık değil, dini sembol siyaseti vardır.
Dindarlığın Performans Kültürü
Modern toplumda din giderek performatif bir karakter kazanmaktadır. Sosyal medya, ibadeti bireysel bir bilinç hâlinden çıkarıp kamusal bir sergileme alanına dönüştürmektedir. İbadet artık yalnızca Tanrı ile kurulan bir ilişki değil, aynı zamanda toplumun onayını kazanma aracıdır.
Bu durum, inancın özünü radikal biçimde dönüştürmektedir. Çünkü gösterilen ibadet, yaşanan ibadetin yerini aldığında, din bireyin iç dünyasını dönüştüren bir güç olmaktan çıkar, sosyal statü üreten bir sembole dönüşür.
Max Weber’in işaret ettiği gibi, din çoğu zaman toplumsal prestij üretim mekanizması hâline gelebilir. Ancak Weber’in analizleri aynı zamanda önemli bir uyarı içerir: Din, statü üretmeye başladığında, ahlaki dönüşüm kapasitesini kaybetme riskiyle karşı karşıya kalır.
Dindarlığın Ahlaki Krizi
İbn Haldun, toplumların çöküşünü yalnızca siyasi veya ekonomik faktörlerle açıklamaz. Ona göre toplumlar, ahlaki dayanışma zayıfladığında çözülmeye başlar. Dini semboller bu çözülmeyi gizleyebilir; ancak engelleyemez.
Bugün modern toplumların yaşadığı temel kriz, dindarlığın artması değil, dindarlığın anlamını kaybetmesidir. Ritüeller çoğalırken vicdanın zayıflaması, dinin toplumsal işlevinin tersine döndüğünü gösterir.
Din, adalet üretmediğinde yalnızca güç üretir.
Din, vicdan üretmediğinde yalnızca kimlik üretir.
Din, ahlak üretmediğinde ise toplumsal kutuplaşmayı derinleştirir.
Modern İnsanın Kaçamadığı Soru
Bugün herkes kendisine şu soruyu sormak zorundadır:
İnanç, Tanrı ile kurulan bir bağ mı, yoksa toplumun gözünde kurulan bir imaj mı?
Modern çağın en büyük dini krizi, ateizmin yükselmesi değildir. Asıl kriz, inancın gösteriye dönüşmesidir. Çünkü gösteri hâline gelen din, eleştirilemez bir kimlik üretir; fakat ahlaki dönüşüm üretemez.
Sonuç: Dindarlığın Maskesi
Dindarlık, görünürlükle ölçüldüğü anda anlamını kaybetmeye başlar. Çünkü gerçek inanç, sergilenen değil yaşanan bir bilinçtir. Farabi’nin erdemli toplum ideali, dini sembollerin çoğalmasıyla değil, adalet ve vicdanın güçlenmesiyle gerçekleşebilir.
Bugün toplumların karşı karşıya olduğu tehlike, dindarsızlık değil; sahte dindarlıktır. Sahte dindarlık, eleştiriye kapalı olduğu için gerçek inançtan daha yıkıcıdır.
Ve belki de modern insanın yüzleşmekten en çok kaçtığı gerçek şudur:
Dindarlık artmıyor.
Dindarlık görünür hâle geliyor.
Ama görünürlük arttıkça samimiyet azalıyor olabilir.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.